Ümit Kutbay

Ümit Kutbay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.··
2025 26. kitabı
Jon Fosse
7.7/10 · 271 okunma
Reklam
Ay Hırsızı
Puan vermedi·235 syf.··
2025 25. kitabı
Bazı kitaplar, raflarda sıralanan birer nesne değil, zihinlerde açılan tüneller gibidir. Sunay Akın’ın “Ay Hırsızı” isimli kitabı da işte böyle bir tünel; geçmişe, hayallere, acılara ve umutlara açılan büyülü bir geçit. Bu yazımda, “Ay Hırsızı” nı sadece bir kitap olarak değil, bir düşünce atlası gibi ele alıp; edebiyattan bilime, tarihten psikolojiye kadar farklı merceklerden değerlendirmek istedim. Sunay Akın’ın üslubu, bir şairin kalemini bir hikâyecinin yüreğiyle birleştirmesinin en güzel örneklerinden… Daha doğru tabirle; edebi bir oyuncunun sözle resim yapması gibi… “Ay Hırsızı”, deneme, anı, biyografi ve hikâye türlerinin iç içe geçtiği bir kolaj gibi. Her yazı, bir mozaik taşını andırıyor; bütünün parçası ama kendi başına da bir anlam taşıyor. Yazar, kelimeleri sadece bilgi vermek için değil, duygusal bir atmosfer yaratmak için de ustalıkla kullanıyor. Nazım Hikmet’ten Atatürk’e, Galileo’dan Sezai Karakoç’a kadar uzanan bir kültürel referanslar ağı örülüyor kitap boyunca. Bu anlamda edebî derinliği hem yalın hem katmanlı… Sunay Akın’ın metinleri, bir çocuğun hayret duygusunu hiç kaybetmeden dünyaya bakabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor. Tıpkı merakın izinde bir çocuğun psikolojik derinliği olan metinler kaleme alması gibi… “Ay Hırsızı”, bilinç akışı tekniğine benzeyen bölümlerle okurun zihnini geçmiş ile şimdi, bireysel ile toplumsal arasında salınan bir sarkaç gibi çalıştırıyor. Her öyküde bir çocuğun şaşkınlığı, bir yetişkinin hüznü ve bir aydının sorumluluğu var. Psikolojik olarak, merak duygusu ile öğrenme arasında kurulan bu bağ, eseri sadece bir anlatı değil, aynı zamanda bir içsel yolculuk haline getiriyor. “Ay Hırsızı”, tarihin tozlu raflarında kalmış hikâyelere yeniden hayat veriyor. Unutulmuşların ışığında tarihsel
Ay HırsızıSunay Akın · Türkiye İş Bankası · 20142,872 okunma
Bir Aşk
Puan vermedi·136 syf.··
2025 24. kitabı
Sara Mesa’nın kısa sürede edebi çevrelerde geniş yankı uyandıran romanı “Bir Aşk” (Un Amor), görünürde yalın, ancak alt katmanlarında bir hayli derinlikli bir yapıyı barındırıyor. Çağla Soykan çevirisi ve Sel Yayıncılık etiketi ile okuyucularına ulaşan roman; hem bireysel hem toplumsal meseleleri sessiz ama sarsıcı bir biçimde önümüze koyuyor. Mesa, sessizlikle çarpışan bir hikâye olan “Bir Aşk” ile İspanyol taşrasının dar sokaklarında gezinirken yalnızlık, tahakküm, özgürlük, yabancılaşma ve arzunun izini sürüyor. Mesa, edebi dilin sadeliğini ustalıkla kullanarak okuru çarpıcı gerçekliklerle yüzleştiriyor. Romanın başkahramanı Nat, şehir yaşamından kaçarak taşraya yerleşmiş bir çevirmen. Ancak bu kaçış, bir arayıştan çok bir sürgün hâlini alıyor. Mesa’nın anlatımındaki mesafe ve soğukkanlılık, karakterin iç dünyasındaki sessizlikle bütünleşiyor. Edebi olarak roman, Samuel Beckett’in umutsuzluk içindeki sessizliğini, Marguerite Duras'nın duygusal buğusunu ve Clarice Lispector’un içsel çözümlemelerini hatırlatıyor. Roman, kırsal hayatın romantize edilen yüzünün ardındaki gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Taşra, roman boyunca neredeyse başka bir karakter gibi davranıyor. Buradaki insanlar, doğrudan konuşmayan, ama davranışlarıyla sınırlayan, dışlayan ve zamanla şekillendiren bir toplumun temsilcileri. Erkeklik normlarının hâkim olduğu bu ortamda Nat’in yabancı ve kadın oluşu, onu sürekli bir sınavın içine sokuyor. Bu yönüyle “Bir Aşk”, ataerkil toplum yapılarının hâlâ ne denli güçlü olduğunu gözler önüne seriyor. Sara Mesa’nın romanı doğrudan bir tarih anlatısı sunmasa da, modern İspanyol toplumunun köy-kent ikiliği üzerinden şekillenen gerilimlerini başarıyla yansıtıyor. Franco sonrası liberalleşen İspanya'nın, taşrada hâlen değişime direnen muhafazakâr
Bir AşkSara Mesa · Sel Yayıncılık · 2025264 okunma
Susan Çocuk
Puan vermedi·184 syf.··
2025 23. kitabı
Marie-Claude Akiba-Egry'nin Türkçeye çevrilen ilk romanı “Susan Çocuk”, bireysel bir acının kolektif bir tarihle nasıl iç içe geçtiğini anlatan çarpıcı bir anlatı. 1962'de Cezayir'in bağımsızlık sürecinde köyünden kaçırılıp öldürülen ve mezarı dahi bulunamayan bir babanın ardından kalan sessizlik, özlem ve belirsizlik, yazarın çocukluk hafızasında derin izler bırakıyor. 1954-1962 yılları arasında süren Cezayir Bağımsızlık Savaşı, Fransa’nın yüzyıllar süren sömürgeci yönetimine karşı yürütülen kanlı bir mücadeleydi. Yaklaşık 1,5 milyon kişinin öldüğü, on binlercesinin kaybolduğu bu savaş, sadece bir askeri çatışma değil; kimlik, kültür, dil ve hafıza için verilen çok yönlü bir direnişti. Akiba-Egry’nin babası, FLN (Ulusal Kurtuluş Cephesi) ile ilişkili olduğu iddiasıyla kaçırılır ve bir daha kendisinden haber alınamaz. Bu durum, dönemin yaygın insan hakları ihlallerine ve Fransız hükümetinin sistematik bastırma politikalarına da ışık tutar. Roman, bu bağlamda bir kız çocuğunun hafızasında yer eden bir devlet şiddeti eleştirisidir. O yüzdedir ki bu roman, sadece bir kaybın değil, aynı zamanda bir halkın tarihsel travmasının da edebi bir yansımasıdır denilebilir. Akiba-Egry'nin anlatımı, şiirsel bir sadelikle örülmüş. Roman, bir çocuğun gözünden anlatılan anılarla, geçmişin izlerini sürerken, okuyucuyu da duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Yazarın dili, sade ama derin; anlatımı ise içten ve etkileyici. Bu özellikler, romanın edebi değerini artırıyor ve okuyucunun metne bağlanmasını sağlıyor. “Susan Çocuk”, Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi sırasında yaşanan bireysel trajedileri ve bu trajedilerin aileler üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor. Yazarın annesinin, eşinin naaşını bulmak için yıllarca süren çabaları ve sonuçsuz kalan girişimleri, dönemin sosyal ve
Susan ÇocukMarie - Claude Akiba - Egry · Livera Yayınevi · 202269 okunma