Nec fas esse ulla me voluptate hic frui decrevi, tantisper dum ille abest meus particepts. Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim.
Alıntı
Yararlı ve Güzel Üstüne
dum tela micant, non vos pietatis imago Ulla, nec adversa conspecti fronte parentes Commoveant; vultus gladio turbate verendos. Kılıç kından çıkınca bütün duygular susmalı! Karşı cephede babalarınızı da görseniz Paralayan suratlarını yarın kılıcınızla. Samsatlı Lukianos ~ Denemeler, Montaigne
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Varlık ve İnsan
Mutat enim mundi naturam totius aetas, Ex alioque alius status excipera omnia debet, Nec manet ulla sui similis res: omnia migrant, Omni commutat natura et vetera cogit. Zaman değiştirir özünü her şeyin; Bir halden bir başka hal çıkar hep; Benzerlik kalmaz biçimden biçime; Doğa zorlar her şeyi başkalaşmaya. Lucretius Carus ~ Denemeler, Montaigne
Alıntı
Dostluk
Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir rastlantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim. (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu. İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır.) Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum. Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon (Eski Yunanistan'ın ünlü bilgelerinden biri.) dermiş ki: "Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin.» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur..." Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor. Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum: Nec fas esse ulla me voluptate hic frui Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca, Hiçbir zevki tatmamaya
DOSTLUK MAKALESİ
(Bana Göre de Dostluk Böyle Olmalıdır, Değil mi ,Değerli Dostlar) *** Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir rastlantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim. (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu. İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır.) Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum. Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon (Eski Yunanistan'ın ünlü bilgelerinden biri.) dermiş ki: "Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin.» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur..." Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor. Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum: Nec fas esse ulla me voluptate hic frui Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps Onunla
Edebiyat-Düşünce
ÜÇ KİTAP ÜÇ İNSAN
Nadirkitap.com'a bağlı sahaflar üzerinden kitap araştırırken gördüm Ulla Johansen’in "1950'li Yıllarda Türkiye'de Yörüklerin Yayla Hayatı" kitabını. 1927 doğumlu, Alman uyruklu Ulla Johansen, doktoradan sonra etnoloji alanında kariyer yapmaya karar verir. Türkiye’nin verdiği ve ancak üçüncü mevki tren biletine yetecek kadar bir burs kazanarak, 1956 yılında ülkemize gelir. Türkiye’de arkeolojik kazı yapan Alman arkeologlardan bir Yörük obası ile kendisini tanıştırmalarını ister ama onlar buna güler, adeta kendisiyle alay ederler ve yedi ay bir Yürük obasıyla yaşama hayalinin gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu söylerler. Fakat bu arada Kadirli Karatepe’de kazı yapan Halet Çambel’le tanışır, isteğini ona da anlatır. Halet Hanım bu isteğinden ötürü onu tebrik eder, yapacağı çalışmanın, Yörük kültürünü tanıtmak açısından Türkiye için vazgeçilemez önemde olduğunu belirtir. Çambel, onu Karatepe civarında Yörük gocası İsa Emmi’yle tanıştırır. Ulla bir gün, İsa Emmi’ye bir çocuk gibi boynunu büker, gözyaşı döker ve Yürüklerle ilgili yazacağı kitap için, kendisini yanlarına almalarını ister. İsa Emmi ona: "Kızım, bizimle ilgili ne yazacaksın?!.. Dokuz ayda doğuyoruz, büyüyoruz, evleniyoruz, çocuk sahibi oluyoruz ve bir gün ölüyoruz. Bunda ne fevkaladelik var?.. Ayrıca, bir şehir kızını ne ile besleyeceğiz? Bizde her gün helva, lokum olmaz.“ dese de onu obasına almak zorunda kalır ve böylece başlar yaklaşık yedi ay süren yayla yolculuğu. İşte bu alanında eşssiz ve emsalsiz eser böylece ortaya çıkar. Ali Küçükaydın aracılığı ile eseri önce Kültür Bakanlığı, sonra da Kozan Belediyesi bastırır. Tabi bu kitabı araştırırken Ali Küçükaydın'ın Ulla ve onun kitabının arka planını anlattığı Yörük Obasında Bir Alman Kızı Ulla" Kitabıyla da tanıştım. Küçükaydın burada Ulla'yı, kendi