29 Mayısta kemiğe deydi bıçak;
Son bir hücum yapıldı, artık oldu olacak;
Fatih’in buyruğuyla, yiğitler davrandı tez,
Topkapı sırtlarına konuldu on Balyemez.
Dev toplar başlayınca güller savurmaya, Ne taş dayanabildi sarsıntıya ne kaya.
Yıkılmaya yüz tuttu bir duvarı kalenin,
Fakat hâli yamandı sura yakın gelenin.
Ok yağdırıyorlardı Bizans fedaileri, Bundan gidemiyordu Türk askeri ileri.
Bu ölüm tablosunun tarihte benzeri yok, Kırıp geçiriyordu askeri milyonlarca ok.
Yere devriliyordu bir anda binbir şehit.
İşte cenk buna derler; böyle verilmiş şehit, Şükür... O dakikada, Allah verdi de izin, Bir ucu yere serdi güllesi Balyemez’in Büyük delik açıldı, girebildi asker;
Haykırdılar; Davranın, bire yiğit gaziler...
Tam o zaman fırladı Ulubatlı meydana, Aldırmadı surlardan ölüm sunan düşmana.
Düşündü: bu bayrağı burca dikerse eğer,
Oktan yılan askerler tekrar aşka gelirler,
Peşinden koşarlardı... Bunun vardı faydası,
Ansızın işitildi bir yâ Allah, sedası.
Baktılar Ulubatlı koşuyor elde bayrak
Koşuyor; yağan oktan kanlara boyanarak.
Tırmandı mazgalları, atladı taştan taşa, Kıpkırmızı olmuştu esvab-ı baştan başa.
Yığınla ok saplandı vücuduna bir anda, Kalbine gelmedi ya, perva yok kahramanda Sol böğrüne girmişti nihayet en yamanı, Yandım, diye inledi, ağzına geldi canı.
Çıkarmağa uğraşsa iri oku belinden, Ordunun emaneti düşecekti elinden.
İki büklüm tırmandı; dikti bayrağı burca, O anda yere düştü bağrından vurulunca.
Ruhunu veriyorken, baktı; zapt olmuş şehir, Gedikten akıyordu şehre canlı bir nehir.
Gelip elinden öptü Fatih, yüce şehidin,
Dedi: Ey, Veliyullah, oldum senin müridin.
Allah rahmet eylesin Ulubatlı Hasana.
Bu gencin menkıbesi destan kaldı cihana,