Ulus|Devlet
"Ulus-devlet modeli, bir daha tekrar dirilmeyecek biçimde gömülmüş" değildir. Çünkü buradaki "bir daha geri dirilmeyecek" ibaresi fazla iddiali ve tarihin akışına terstir. Kapitalist emperyalizm, sömürü ve saldırı varoldukça, (günümüzdeki adı Kuzey-Güney çatışması) kendi alternatifini yaratacak; bu arada milli/milliyetçi karşıtları da varolmaya devam edecektir.
Sayfa 199 - CEM\KÜLTÜR YAYINLARI·Kitabı okudu
‍ İkinci Açılım ve Anayasa ile Sivil Darbe Niyeti ‍ 1924 Anayasası 1921 meşrutiyet dönemi anayasası sonrası bizans rejiminin devrim ile sonlandırılmasını ve Cumhuriyet ile devletin devamıdır. 1924 Anayasasının 1921'den farkı şudur; 1921 federasyon olan, dinin siyasete alet edildiği ulus devlet bilincinin olmadığı toprakların padişaha ait olduğu yaşayan insanların ise bir teba olarak biat ve itaat ile kula kulluk içinde padişahın köleleridir. 1982 askeri faşist darbe Anayasası iki tehdit üretti. Dinin siyasete alet edilerek özelleştirme talanı ile Türk ulusunun üretim ve hizmet araçları ile Anadolu'nun doğal kaynaklarının bin yıllık bizans rejimi kini adına emperyalizme ve yerli işbirlikçi kodaman tefecilere peşkeş çekilmesinin önünü açtı. Bunu da siyasi partileri ele geçirilmiş kişilere teslim ederek son çeyrek yüzyıl parantezi ile vahşi bir tefeci soygun operasyonunu sözde faize karşı dinci mezhepçi bugünde ırkçı ve mezhepçi bölücülük dayatan siyasi ideolojiler ile birlikte yaptılar. Anayasa ile iki amaçları var. Ekonomi çıkmazda Türk ulusu karşısında bu siyasi partilerin tümünün tutunması mümkün değildir. Şahsi ikbal ve misyoner görevleri gereği emperyalizme Türk ulus devlet yapısını ırkçı ve mezhepçi bölücülük adına yeniden federasyona götürecek ve şeriat hukuku ile padişah benzeri bir taviz yönetimini 1921 Anayasasını bebek katili terörist ile aynı fikirde kabullendiklerini Türk ulusuna da hukuksuz bir şekilde sivil darbe ile kabul ettirmektir. Taviz isteyenler bizim için yapması gerekenler var derken işte bunun altyapısını istiyorlar. Bundan yirmi yıl sonra demografik yapı değişikliği ile Anadolu'nun bölünmesi ve doğu ve güneydoğu bölgemizin doğal kaynaklarının soygununu gerçekleştirmek istiyorlar. Önder Karaçay
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Modern ulus devlet ve onun siyasi, ekonomik ve sosyal anlayışı bizi uçuruma sürükleyecek. Bundan hiç şüphem yok. Eğer bu gücün üstesinden gelemez ve onun yerine hakiki ve ahlaki bir yaşam anlayışını yerleştirmezsek, şüphesiz yok olacağız. Bu umumi felaketten tek çıkış yolumuz budur ve Gazze de mezkür felaketin en çarpıcı örneğidir. Peki, tabiata yönelik bu yaklaşım; siyasi, ekonomik ve sosyal tutumları nasıl etkilemektedir? Bu oldukça iyi bir soru. Âlemin büyük bir güç tarafından yaratıldığına inanan bir anlayışta, her zaman daha üstün birtakım ilkeler manzumesi vardır. Bu üstün ilkeler, daha alt düzeydeki ilkeleri yorumlamamız noktasında bize yol gösterir. Bu alt düzey ilkeler de bir insanın nasıl davranacağı, ne söyleyeceği ve nasıl yaşayacağı konusundaki temel ilkeleri belirler. Bu düşünce sisteminde insanlar; onları kısıtlayan, dizginleyen ve zulüm ile fesada bulaşmalarını engelleyen bu üstün ilkelere bağlı kalmak zorundadır. Öte taraftan Tanrı'nın varlığını kabul etmeyen ve sürekli değişen modern bilimin nakıs kavramlarıyla desteklenen bir ulus devlet sisteminde, devletin ve bilimin istediği zaman ve dilediği şekilde uydurduğu etik ilkeler dışında bu gibi kısıtlayıcı ahlaki ilkeler yoktur. Bu durumda, bir insanın yaptığı ve söylediği her şey tamamen kendi isteği ve kararına bağlıdır. Kişinin yaptığı ve söylediği şeyler âlemdeki her şeyin değerini keyfi bir şekilde belirleyen dolaysız siyasi çıkarlara bağlıdır ki bu çıkarlar da bir an için iyi görünen şeylerden müteşekkildir. Bu sistemin etik anlayışının; pragmatik, fırsatçı, çıkarcı hatta sömürgeci ve yıkıcı bir yapıda olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Bu sebeple İsrail, ABD, Avrupa gibi aktörler; Vietnam, Afganistan, Irak ve Gazze'de gördüğümüz gibi başkalarına karşı uyguladıkları şiddeti dizginleyemezler.
Sayfa 210·Kitabı okudu
1000Kitap
Türkiye, 1950'lerden itibaren bir karşı devrim sürecine sokulmuştur ve laik ve demokratik Cumhuriyet "yeni bir Sevr zorlaması" ile karşı karşıyadır. Bu süreç, Kemalist güçlerin "tırpanlandığı", "alın teri göz nuru ile oluşturdukları kurumların kapatıldığı", "ihanet dolu" bir süreçtir. "Devrim güçleri dağılmış"tır ve "Kemalist devrimin temelindeki tam bağımsızlık harcı dağılma tehlikesiyle karşı karşıya"dır. Söylem, Cumhuriyet'in ve onun ideolojisinin bir "ihanet çemberi ile kuşatılmış" olduğunu vazeder: Çemberin bir ucunda “şeriat özlemi içinde bulunan siyasal İslâmcı kadrolar", "yıkıcı ve bölücüler", öteki ucunda ise emperyalizmin ideolojisi olan globalleşme, özelleştirme ve serbest piyasa ekonomisinin uygulayıcı ve savunucuları yer almaktadır. Ulus, devlet ve Atatürk, bölücülerin, şeriatçıların, sosyal devleti liberal devlete dōnüştürmek isteyenlerin, Ikinci Cumhuriyetçilerin yaylım ateşi altındadır.
Sayfa 587
Atatürk'ün başlangıç noktası, Meşrutiyet döneminde gördüğümüz, "İslâm dini akli ve tabii bir dindir" görüşüdür. Bu açıdan bakınca dinin toplumsal rolü konusunda paradokslu bir durum olduğunu gördü: Toplumsal bir felaket karşısında, adı bile olmayan bir toplumu bir ulus çabasının fedakârlıklarına itmede, dayanışma yaratmada, dinin rolü vardı; faka yine görüyordu ki, aynı zamanda şeriat ya da tarikat giysisi altında din, ulusal çabayı baltalayan bir güç de olabiliyordu.
Sayfa 541 - Cumhuriyet Devrimleri
Kimse 20 sene öncesi şeriate göre yaşayamaz
Her Devrimin bir nedeni vardır. (Şeriat yaşam kuralları değişir Mecelle.) Cumhuriyet,Demokrasi,İnsan hakları ve Laiklik insan olmanın gereğidir.Ulus devletinde farklı kimlikler eşittir ve devlet dışında bir güç olmaz.Herkes eşittir,kabile,aşiret ve bölge silahlı kuvvetleri olamaz.Suriye’de geriye doğru bir devrim olmuş aşiretler,bölgeler devlet gibiyse devletin olmayan varlığı sorgulanır.Ulus devleti, cumhuriyetin ve demokrasinin gereğidir.Ulus devletinde,bölgeler,aşiretler olmaz.Geriye doğru bir devrim,tekamülde ve insanlıkta geriye gitmektir.Türkiye’de herkes eşittir geriye doğru bir inşa ve farklı kimlikler bölgeler inşa edeceğim diye Ulus devleti yok edilemez.
Sayfa 44·Kitabı okudu