Seni tozlu aynalarda tanıdım
Saçların alnına düşmüştü, tel tel
Gözlerin göz olduğundan habersizdi
Kederliydin sonbahar akşamları gibi
Ve sonbahar akşamları kadar güzel
Kitaplar hakkında biraz içimi dökmek istiyorum. Daha doğrusu okuyucu kitlesi hakkında. Ben 18 yaşındayım ve kitap okuma alışkanlığını geç kazandım. 16 gibi.
Ve kitap okumaya Dostoyevski ile, Tolstoy ile, Gogol ile başlamadım. Ben de tıpkı diğer yaşıtlarım gibi Aslı Arslan ile, Beyza Alkoç ile, Dilara Keskin ile başladım. Evet şimdi bana çok da hitap eden bir kalemleri yok ama bu onları kötüleyeceğim anlamına gelmez, gelmemeli. Çünkü özellikle günümüz neslinde yani Z ve Alfa kuşaklarından bahsediyorum, kitap okumaya Shakespeare ile başlamayıșımız nefes alıp vermemiz kadar normal.
Mesela şimdi daha çok Türk edebiyatından olmak üzere büyük yazarları daha sık okuyorum çünkü şu an ki yani 18 yaşındaki bana daha çok hitap ediyor. Mesela Nazım Hikmet okuyorum, Ahmet Arif okuyorum, Ümit Yaşar Oğuzcan, Victor Hugo, Stefan Zweig, Êmile Zola okuyorum.
Artık bana hitap etmemesine rağmen Sokak Nöbetçileri adlı genç kurgu romanının yeni çıkan kitaplarını da aldım ve okuyacağım çünkü seri, bana hitap ettiği dönemlerde merak ettiğim bir yerde bitmişti ve okuma zevkim değişmiş olmasına rağmen hala daha merak ettiğim bir son. Ama artık genç kurgu okumayı bıraktım diyebilirim.
Ve bizzat bu aşamalardan geçen birisi olarak, hiçbir şekilde Beyza Alkoç'un okurlarına, Emre Gül'ün okurlarına, Zeynep Sey'in okurlarına hakaret etme hakkına sahip değilim. Çünkü onlar da kitap ve emin olun okurlarına kattığı şeyler var.
Size göre "boş" içerikli kitaplar olabilir ama ne olursa olsun karşınızdaki insana hakaret etmeye hakkınız yok hele de okuduğu kitap türünden dolayı.
Kaldı ki bir insan sürekli bilgi içerikli bir kitap okuyamaz ya da sürekli edebi roman okuyamaz illaki farklı bir tür de okuması gerekir ve bence bu tarz kitaplar güzel çerezlikler. Bu benim şahsi düşüncem.
Bir de bu anlattığından