Bu aralar pek kitap okuma isteğim yok. Başına geçtiğim zaman 5-10 sayfa okuyup kapatıyorum kitabın kapağını... İstek gelsin diye sürekli kitap alıyorum ama nafile, bu seferde daldan dala atlarken buluyorum kendimi... Bunun nedeni sıcak havalardan dolayı oluşan miskinlik mi, bir hafta sonra staja başlayacak olup günde 8-10 saat hastanenin o kendine has ağır kokusunu teneffüs edecek olmamdan kaynaklı rehavet mi yoksa geçirdiğim göz enfeksiyonundan kaynaklı mı bilmiyorum. Fakat bugün içimdeki ses “ben bu oyunu bozarım!” Dedi :) İyi ki de dedi. Gün içinde kitabı bitireceğime dair kendi kendime söz verdim. Umarım kitap okuyamama sorunsalım da geçip gitmiştir böylece.
Uzun zamandır okumayı düşünüyordum Aganta Burina Burinata’yı. Cevat Şakir Kabaağaçlı, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı ile de tanışmış oldum böylece. Her keyifle okuduğum Türk eserinden sonra bu kadar güzel ve geniş bir edebiyata sahip olduğumuz için mutlu olur bir yandan da geç tanıştığım yazarlar için de üzüntü ve utanç duyarım. Aynı şeyi Halikarnas Balıkçısı ile de yaşadım.
Denize aşık biri Kabaağaçlı. Bodruma sürgün edilmesiyle gün yüzüne çıkmış Bodruma ve denize olan hayranlığı. Halikarnas ismi de Bodrum’un antik çağdaki ismi Halikarnasos’tan gelmiş. Hal böyle olurken eserinin de denize olan hayranlık, sevgi ve özlem içeriyor olması elbette kaçınılmaz.
Önce Sait Faik, daha sonra Halikarnas Balıkçısı okuyarak denize doydum.
Kitabı okurken hastalık, sıcak her şeyi bir kenara bıraktım. En son 4 sene önce gittiğim Bodrum’da deniz kenarında kitabımı okurken hayal ettim kendimi. Biraz deniz, biraz uyku, çokça huzur!
Deniz hiç insanın memleketi olur mu? Deniz uğruna evinden, işinden, eşinden vazgeçer mi? Ancak insan deniz insanıysa olur galiba bunlar. Aşını, ekmeğini denizden çıkarıyorsa olur. Gözünü açıp