Salondaki tüm leshrinler koroya mırıldanarak eşlik ediyordu. Leshrinlerin çok eski bir ağıtı olan bu eşsiz müziğin sözleri aşağı yukarı şöyleydi:
Zaman bizi büyük acılardan süzer
Hâl dinlemez, medet bilmez bizi üzer
Ne çok elem her dem her yer
Ah bu insan denizi, bu ufuksuz keder
Oysa öylesine bütün ve sonsuzdur;
Bir ses
Bir nefes
Ve bir gülümseme
Sonra bir anlığına gökyüzüyle göz göze gelmek
Yaşam oysa öylesine kusursuzdur;
Bir yol
Bir yoldaş
Ve bir yol hikâyesi
Sonra varıp evrenin kıyısına kendinle yüzleşmek
Zaman bizi toz edene değin ezer
Sonra gün gelir kalbimiz nihayet sezer
Ne çok bedel her dem her yer
Ah yitip giden kimsesizler, sözsüz ölüler
Nazım Hikmet'in şu şiirine denk, dünyada çok az dize yazılmıştır:
Karanlıkta Kar Yağıyor
"...
Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam
Onu sevmekten başka bir şey yapamam."
Son iki dizesi benden, gerisini bulunuz, su içer gibi, soluk alır gibi okuyunuz.
Kuruyup düşen yaprağını düşünür mü ağaç hiç
gözyaşı kanallarında gondolla dolaşırken aşk
bir isim tamlamasına dönüşmek isterken iki sevgili..
Tek derdi, kendi derinliğine çekilmektir acının;
suyu suyla kirletmek kadar masum
bir gözü öteki göze düşman etmek kadar tehlikeli..
Birbirlerine çarpa çarpa batan gemiler
ağlaşan mürettabat, ağlaşan halatlar, ağlaşan kaos
ağlamayı savaşmak sanan zavallı cahil melankoli..
Bilinmezin içinde pusuya yatmışken bilim
hayatın dağlarına çekilmişken eşkiya durumlar
insan yalnızca, bir gün öleceği için sevinmeli.
Bu dünyaya birkaç gömlek fazla gelen Küçük İskender'den
Şiir kitabının adı: İpucu Bırakma Sanatı