Onlarla aynı dili konuşmadığını zannettiğin bir kalabalığın ortasında, acizliğinden muzdarip, gittikçe içine kapanıyorsun. Her şeyden uzaklaşıyorsun… Burası dünya. Cennet değil, unutma. Çekilme kabuğuna… Bir göz gezdir bakalım. Bir avuç fındık verenin, tahta sandığın üzerinde bir cenin uykusuna aktığında senin de başının altına bir yastık koyanın vardır mutlaka. O rüyayı görmeyi unutma. Bir demet nergis al kendine.
Etrafa karşı vakur durmak hoş olabilir; ama bu kadar iyi korunuyor olmak bazen zararlıdır. Eğer bir kadın sevgisini sevdiği adamdan aynı beceriyle saklarsa adamı elde etme fırsatını kaçırabilir, o zaman dünyanın da haberi olmadığına inanmak zayıf bir teselli olur. Hemen her ilişkide öyle çok minnet ya da gösteriş duygusu vardır ki bir şeyleri kendi haline bırakmak emniyetli olmaz. Hepimiz serbestçe başlayabiliriz... Hafif bir eğilim gayet doğaldır, ama pek azımızda cesaret verilmeden gerçekten aşık olacak yürek vardır.
Gerçekten sevdiğim pek az insan var. Hele saygı duyduğum daha az insan var. Dünyayı tanıdıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor; her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığına ve akıllı, duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor.
Geçmişte ıskalamış olduğun bir şeyi, gelecekte bir yerde yakalamayı ümit ediyorsun. Ama onu asla yakalayamazsın! Geçmişle gelecek arasındaki bu sürekli gerilim -Şimdiki ânın sürekli ıskalanması- içsel sesi (gürültüyü) oluşturur.