Konuşulan ve yazılan Türkçe, binlerce yılın mahsulüdür. O, Türk milletinin ortak malıdır. Ona elbette yabancı kelimeler, hatta deyimler karışmıştır. Divan edebiyatının yazıldığı Osmanlıca, on binlerce yabancı kelime ve terkiple doludur. Böyledir diye, eski Türk edebiyatını Türk kültürünün dışına mı atacağız?
Divan edebiyatı, eski Türk kültürünün bir parçası ve en güzel aynasıdır. Onu eski Türk medreselerinden, tekkelerinden, sarayından, çarşısından ve günlük hayatından ayırmaya imkân yoktur. Onu da ötekiler gibi Türkler vücuda getirmiştir.
Türkler, İslamiyeti kabul ettikten sonra, daha önce vücuda gelen İslam medeniyetini de almıştır, fakat onu içlerine sindirmeye çalışırken, kendilerine göre tasarruflarda bulunmuşlardır. Malzeme dışardan alınmış olsa bile yapı Türk'ündür. Yunus Emre, Âşık Paşa, Bâkî, Nedim, Nef'î, Şeyh Galib, Türk kültürü içinde doğmuş, yaşamış, eser vermiş şahsiyetlerdir. Onlar eserlerini "Osmanlıca" denilen dil ile vücuda getirmişlerdir. Daha doğrusu eserleriyle Osmanlıca denilen zengin ve ince "kültür dili"ni cümle cümle, beyit beyit onlar yaratmışlardır.