"Benden çok sık duyacağınız bir isimden daha bahsederek; rahmetli Fuat Sezgin ismini benden çok duyacaksınız. Rahmetli Fuat Sezgin'e göre İslam dünyasının ve Türkiye'nin en önemli sorunu eğitim değildi... Tek sorun eğitimdi başka sorun yok İslam dünyasında. Fakat İslam dünyasının bugün verdiği eğitimin Orta Çağ'a uygun bir eğitim olduğunu söylüyordu hocamız."
"Ben bunu Fuat Hoca vefat etmeden 5-6 sene önce Almanya'da hocanın enstitüsünde kendisine sordum. Dedim ki; 'Ya hocam sizi görmüş dedim ne güzel şeyler yazmış değil mi' dedim. Dedi ki; 'Ya o zaman gençtim' dedi, 'hoşuma gitmişti şimdi olsa öyle bir şey yazdırmam' dedi. Yani eserin başına öyle bir takriz koydurmam dedi, övgüyü içeren bir şey koydurmazdım filan dedi.
Ben Fuat Sezgin kimdir biliyordum ama Akif hocamın gözünden görmeden biliyorum demezdim. Adını yazarken bile burnum sızlıyor aynı anda gurur duyuyorum. Herhalde hayatımda hürmetimi bu kadar hak eden ama haberin olmayan muhtemelen olmayacak ikinci biri yoktur. Direkt hürmet. Çok yakıştı bu kelime.
Bir keresinde nasılsınız demişti derse girişte, ben de kimseden ses çıkmayınca sesimi açıp yaşıyoruz elhamdülillah hocam demişim. Gayri ihtiyari. Ben zaten pek bilmem kişiye göre konuşmayı. Genel müdüre müdürüm diyorum mesela karşılaşınca bakana sayın bakan dedim ki bu da denmemeli imiş. Sayın bakanım demek lazımmış vs. Yani daha üst için susmam daha hayırlı. Neyse. Sonra kendimi yerdim hocaya niye öyle yaşıyoruz filan dedim diye. Ama dedirtmedi. Çok güzel dedi. Ve bir anektoda bağladı meseleyi. Bir zaman Mısırda biriyle böyle bir diyalog yaşadım en son dedi. Nasılsın sorusuna cevap olarak, hak ettiğimden iyiyim cevabını almış. Ben bunu duyduktan sonra tabii ki sonraki derslerde cevabımı update ettim. O zaman da gülerdi, yeter baydı demezdi. Ki her ders
"Sen aradığın o mutlu rastlantıyı beklerken en güzel yılların ve güzelliğin geçip gidecek..." Honore de Balzac
"ideal eşi bulma ve sosyal statü endişelerini ele alıyor. Eskisi kadar zengin olmayan ve tarafını tuttuğu kralların yavaş yavaş nüfuzunu kaybettiklerini gören Kont de Fontaine, çocuklarına "hayırlı" kısmet bulma telaşına düşer. Altı çocuğundan beşini kendine uygun adaylarla evlendirir. Ne var ki, en küçük kızı olan güzel, kültürlü ama şımarık Emilie de Fontaine'i kendi istediği biriyle evlendirmek, düşündüğü kadar kolay olmayacaktır."
Sceaux'daki kır balosunda ilk kez beğenisine göre birini gören Kont de Fontaine'in aylardır eş arayan seçici ve biraz da şımarık kızı Émilie, yakışıklı ve gizemli Maximilen'e oracıkta âşık olur. Ancak genç kadının soyluluk, zenginlik ve statü merakı bu aşkı ciddi bir sınava tabi tutacaktır. Bir Kır Balosu
".aile mutluluğu servet veya parlak yetenekler değil, karşılıklı saygı üzerine kuruludur. Bu kutluluk, doğası gereği, gösterişsiz ve alçak gönüllüdür. Honore de Balzac
So far, It Ends with Us is quite literally the worst book I’ve ever read in my life...
If you’re someone who enjoys deep philosophical questions, or like Dostoyevsky’s psychological labyrinths...
-Man, just run! Bcs this book is not for you.
Reading It Ends with Us felt like scrolling through a teenager’s private Wattpad diary.
The dialogue was cringe.The plot(Repetitive trauma cycle dressed up as empowerment.)
The love interests?-One is a walking "red flag", the other is a colorless flag with no personality:d
Colleen Hoover throws heavy topics like domestic abuse into the mix-not to explore them with nuance,but to emotionally manipulate readers and call it a“healing journey.”
Sooooo,
If you’ve ever pondered Camus’absurdism or cried over Anna Karenina’s fate,this book will feel like an insult to your neural network.
Read ..
literally anything else.
Byeees...
Bazı insanlar sabah kalkar, işe gider, hayat kurar. Bazıları da yorgana sarılıp “Bir gün kesin yapacağım.” der. İşte Oblomov, o “bir gün”ün hiçbir zaman gelmeyeceğini ilk günden bilen adam. Yine de yorganını üstüne çeken bir umutla bekledi.
Oblomov, öyle sıradan bir tembel değil. Hayır, bu adam usta bir bekleyici. “Hayata karışmayı düşünmüyorum ama uzaktan izliyorum.” tarzında, pasif-agresif bir varoluş ustası.
Her gün yapacak işleri var. Yalnızca kafasında dönüp duran, bir türlü fiil hâline gelemeyen bir erteleme... Felsefi bir duruş bu. Yani “neden varım?” sorusunu bile sormaya üşendiği için “neden kalkayım ki zaten” noktasında.
Eli kolu her şeyi: Zahar.
Evin içinde hareket eden tek kişi ama en az Oblomov kadar yatmayı seven biri. Zahar olmasa, Oblomov’un evi, içindeki kendisiyle birlikte bir müzeye dönüşebilirdi. Adı da hazır: “Hiçbir Şey Yapmayarak Yaşama Sanatı”
Bir de Olga var tabii...
Ah, Olga... Oblomov’un hayatındaki tek Wi-Fi bağlantısı. Ama sinyal zayıf. Aslında neredeyse kendini update etmek üzere ama bir yerden sonra yazılım hatası veriyor. Sistem başa dönüyor, bağlantı kopuyor.
Olga: “Seninle bir gelecek hayal ediyorum.”
Oblomov: “Ben de hayal ediyorum ama kalkmam gerekecekse, kalsın.”
İşin özü; Oblomov bir karakter değil, bir durum.
Kendine söz verip “Pazartesi başlarım.” deyip her seferinde Pazartesi’yi unutanların atası. Zihninde büyük devrimler tasarlayıp ilk adımda uykusuna yenilenlerin tarihçesi.
Ve itiraf edelim... Hepimizin içinde az biraz Oblomov var. Sadece bazıları onu bastırıyor, bazılarıysa üzerine çay dökmeden yaşatıyor.
"Hayat bazen bir eylem değil, sadece bir yorganın altında kalma biçimidir."
'NightCall
i've been reading this like 4 days.it's probably because this is my first time reading a book in english.i've liked it since now.i'll update when i finish
The StrangerAlbert Camus · Bokp · 2012137,3bin okunma
Kemal Sayar hikaye gibi şiir yazacağına şiir gibi hikaye yazmış ve iyi ki de öyle yapmış. Hayatın boşluğunda savrulup giden insanları; şiirsel, zaman zaman da ironik bir dille öykülerine misafir etmiş. Huzur veren bir akıcılığı var… Akıntıya kapılıp gerçekle rüyanın kesiştiği, ironiyle hakikatin sert yüzünü gösterdiği, çocukluk hatıralarının ortaya çıkardığı kabuğu sıyrılmış yaralar, insanın tüm hücrelerinde hissettiği bir yalnızlık, yer yer tasavvufi göndermeler ve biraz da psikanaliz (psikiyatristtir kendileri) ile kendi dünyanızdaki yolculuğunuzda kısa bir mola vermenizi sağlayacak müthiş bir kitap.
Kısacık öykülerle insanın içini ısıtmakla kalmıyor, bazen kalbinizi acıtsa da huzurlu bir dinginlik sağlıyor. O nedenle benim için bir kitaptan daha fazlası. İlk olarak 2013’te okumuştum ama kaybedince son Türkiye ziyaretimde yeniden edinmiştim. Bugün birkaç sayfa okuyayım derken tamamını okurken bulduğum kendimi.
Birazdan birkaç alıntı paylaşacağım ilaç niyetine. Spoiler olabileceğini düşünenlerin devam etmemesini öneririrken şahsen spoiler olduğunu düşünmediğim için açıkça paylaşmakta beis görmedim.
"Bruce bunu anlamıyordu, uçsuz bucaksız şu yeryüzünde insanlar neden yalnız kalmaktan korkar ve sığır sürüleri gibi emniyeti birbirlerine sokulmakta bulurlardı?
İş ki, sessizce kaybolmayı becerebilmekte. Uyuyan hiç bir canlıyı uyandırmadan, kuşları rüyalarından seslendirmeden… Birden!"
Kitapta “Bir Uykuyu Cananla” isimli bir öyküsü vardır ki enfestir. İsmini Yahya Kemal’in Vuslat isimli şiirin ilk sözcüklerinden alır… Aşağıdaki cümle ile başlar sonrası akar gider...
“Sıvı, akışkan bir karanlık giderek genişleyip üreyerek yüreğimin çeperlerine yapışıyor, yo kaçmak imkansız, iyisi arka bahçeye sığınmak, arka bahçenin o eğri büğrü aşmasına tırmanarak seksek oynayan
Otoyol UykusuM. Kemal Sayar · Timaş Yayınları · 2012864 okunma