Puan vermedi
Dolunayın Kırık Aynası / Tuğçe Sarıgül "Yara izlerinin insanın canını ne kadar yaktığını iyi bilirim." Merhabaalar, Uzakdoğu'nun esintileri arasında fantastik bir dünyaya adım atacağız. Dolunayın Kırık Aynası ile yeniden doğan bir kadının intikamını okuyoruz. Benim severek okuduğum bir kitap oldu, siz okuyunca neler hissedeceksiniz merak ediyorum. Ayana ana karakterimiz, kendisi bebeğiyle birlikte hayatını kaybediyor ve tekrar canlandığında bu sefer herkes tarafından nefret edilen birisinin bedeninde. Saraya girmelidir ve hayatını çalanlardan intikamını almalıdır. Ayana'nın özellikle bebeğiyle ölmesi beni aşırı üzdü. Böyle içim biraz cız etti. O sevdiği adamı bir kaşık suda boğasım geldi. Yazar bence bu yeniden doğma fikrini güzel bağlamış. Ayana'nın geri dönmesi için güçlü bir sebebi olduğunu bize yansıtmasını sevdim. Bu yeniden doğuş kısımda ben biraz ürperdim yani başıma gelse ne yapardım diye düşünmeden edemedim. Kitapta saray entrikalarını sık sık görüyoruz, bayılırım entrikalara hele sarayda geçiyorsa tadından yenmez valla. Karanlık sırlar ve intikam arzusu da işlenen temalardan yani ortalık biraz karışıyor arkadaşlar, siz şimdiden sıkı tutunsanız iyi olur. Bu sıralar böyle farklı tarz bir kitaba ihtiyacım vardı. Evet, fantastik tür çok okuyorum ama bu alışılmış fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Özellikle karakterin ölüp tekrar gelmesi ve başka bir bedende devam etmesi benim çok okuduğum bir konu değil. Bu yönüyle benim için yeni bir soluk, yeni bir heyecan oldu kitap. Tuğçe Sarıgül'ün kalemiyle daha önce tanışmamıştım. Sarayı betimlemesini sevdim, gözümde canlandırmak çok rahat oldu. Yine ben canlandırırken biraz ülkemizdeki saraylardan da esinlenmiş olabilirim ne yapayım.
Dolunayın Kırık AynasıTuğçe Sarıgül · Dokuz Yayınları · 202614 okunma
Puan vermedi·456 syf.··
2026 98. kitabı
Bazı kitaplar dümya çapında ses getirir ya bu kitap tam olarak onlardan. Okurken birçok yerde şaşırdım, birçok yerde öfkelendim ve bazı bölümlerde de gerçekten ürperdim. Çünkü anlatılanlar bir kurgu değil; dünyanın en etkili teknoloji şirketlerinden birinin içinden gelen bir tanıklık. Sarah Wynn-Williams, Yeni Zelandalı bir diplomat ve uluslararası hukukçu. Yıllarca Facebook'ta (bugünkü Meta) küresel kamu politikaları alanında çalışmış ve şirketin üst düzey yöneticileriyle yakın temas içinde bulunmuş. Bu kitapta da o yıllarda yaşadıklarını, gördüklerini ve sorguladığı kararları anlatıyor. Kitabı etkileyici yapan şey sadece anlattıkları değil; yazarın başlangıçta Facebook'un dünyayı daha iyi bir yer hâline getirebileceğine gerçekten inanmış olması. Ancak yıllar içinde şirketin büyümesiyle birlikte güç, para ve etkiden kaynaklanan sorunlara içeriden tanık oluyor. Kitap da biraz bu idealizmden hayal kırıklığına uzanan yolculuğun hikâyesi gibi. Okurken beni en çok etkileyen şey, teknoloji şirketlerinin hayatlarımız üzerindeki etkisini aslında ne kadar az düşündüğümü fark etmem oldu. Günlük hayatta birkaç saniyede kullandığımız uygulamaların arkasında nasıl kararlar alındığını görmek gerçekten çarpıcıydı. Kitapta Mark Zuckerberg, Sheryl Sandberg ve şirketin üst düzey yöneticileri önemli isimler karşımıza çıkıyor. Yazar ise olayların tam merkezinde duran anlatıcı olarak hem sistemin bir parçası oluyor hem de zamanla onu sorgulamaya başlıyor. Kitabın en güçlü yanı bence şu: Okuyucuya ne düşüneceğini söylemiyor, sadece perdeyi aralıyor. Sonrasında gördüklerin karşısında kendi kararını vermek sana kalıyor. Ben okurken birçok kez "Gerçekten bunlar yaşanmış olabilir mi?" diye düşündüm. Özellikle teknoloji, medya ve güç ilişkileriyle ilgilenenlerin kaçırmaması gereken
Umursamaz İnsanlarSarah Wynn-Williams · Destek Yayınları · 010 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sapıkça davranışları normalleştirmeyin
Puan vermedi·%22 (108/480 syf.)·
Açıkçası bu kitaptan gerçekten de yüksek bir beklentim vardı ve bunun en büyük sebebi de Damla'nın (samimiokur) bu kitabı çok beğenmiş olmasıydı. Maalesef pek de düşündüğüm gibi çıkmadı. Belki ilerleyen sayfalarda daha ilgi çekici oluyordur ancak sabredemeyeceğime karar verdim. Yarım bırakmama sebep olan şeylerden bahsedeceğim, belki birileri için yararlı olur. Dikkatimi çeken ilk şey yazarın anlatımıydı. Cümleleri genellikle "şu olduğunda bu oldu" şeklinde kurmuş. Daha anlaşılır olması için birkaç örnek: 1. Çatık bakışlarım onu bulduğunda ürperdim. 2. Karşısında aptal gibi durduğumu anlayıp, kendime öfkelendiğimde elimdeki kalemi tezgahın üzerine bırakıp başımı dikleştirdim. 3. Duyduklarımla dudaklarım aralandığında nefesim kesildi. Yazar bence "ve" kelimesinden nefret ediyor. Bu tarzda kurduğu cümlelerin çoğunda "ve" kullanmış olsaydı çok daha akıcı ve güzel bir anlatım yakalayabilirdi diye düşünüyorum, en azından benim için. Tercih ettiği anlatım beni rahatsız etti, çok gereksiz buldum ve bazı noktalarda anlam da bozulmuştu. Bir örnek: Kaşlarım çatılıp alnımın ortasında ince bir çizginin oluşmasına neden olduğunda, parmaklarımın arasında duran zarfın maksadını çözemedim. Kaşların çatıldığı için mi zarfın maksadını çözemedin yoksa zarfın maksadını çözemediğin için mi kaşların çatıldı? Mantıkken ikinci seçeneğin olması gerekiyor, öyleyse burada cümlelerin sırası yanlış. Sonrasında her şeyin renginden bahsedilmesi var. Bordo kadife kumaş, çizim defterinin kırmızı kapağı, giydikleri her bir kıyafet, Berna ablanın yeşil kazağı, Ekrem amcanın kahverengi gözleri... Karşımıza çıkan neredeyse herkesin göz ve saç rengini biliyoruz. Bazen de aynı şeyin renginden birden fazla kere bahsediliyordu. Feray her tayt giydiğinde taytın renginin siyah olduğundan
Persona 1: KaranlıkAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 2024441 okunma
10/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2025 20:56
Hüseyin Rahmi Gürpınar ile ilk olarak Efsuncu Baba adlı eseri sayesinde tanıştım. O kitabı okuduktan sonra yazarın kalemini çok sevdim. Hatta yazarla ilgili ilk inceleme yazımı da Efsuncu Baba üzerine yazmıştım. Yazarın anlatımını beğenince ikinci kitabı olarak Gulyabani 'yi okumaya karar verdim. Kitaba geçmeden önce, eserin ortaya çıkış hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Hüseyin Rahmi Gürpınar, adını vermeyen sıkı bir okuyucusundan bir mektup alır. Bu mektupta okuyucu, yazardan cinli, perili, gulyabanili ve benzeri doğaüstü varlıkların yer aldığı bir roman yazmasını ister. Yazar da bu isteğe kayıtsız kalmaz ve Gulyabani adlı eserini kaleme alır. Romanın başkahramanı Muhsine'dir. Muhsine, bir akrabası tarafından çalışmak üzere büyük bir köşke yerleştirilir. Roman boyunca da köşkte başından geçen ilginç ve gizemli olayları anlatır. Köşkte yaşanan tuhaf olaylar, geceleri duyulan sesler ve etrafta dolaştığı söylenen gulyabani, hem Muhsine'yi hem de beni sürekli merak içinde bıraktı. Sayfaları çevirdikçe olayların nasıl sonuçlanacağını öğrenmek istedim. Kitapta cin, peri ve gulyabani gibi varlıklardan sıkça söz edilse de yazarın asıl amacı bunların insanların korkularından ve batıl inançlarından kaynaklandığını göstermektir. Hatta bu varlıklara mani söyletmesi, esere hem mizahi hem de farklı bir hava katmıştır. Romanın sonunda yaşanan olayların perde arkası ortaya çıkarken yazar da okuyucuya akılcı düşünmenin önemini hatırlatır. Eserin dili oldukça akıcıdır. Halkın günlük konuşma diline yakın bir anlatım kullanıldığı için kitabı okurken hiç zorlanmadım. Aksine, kendimi olayların içinde hissettim. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın en beğendiğim yönlerinden biri de budur. Dönemin insanlarını, özellikle kadınların yaşamını, günlük konuşmalarını, halkın inançlarını ve sosyal yapısını anlatırken aynı
İnceleme
GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202517,9bin okunma
Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Vıctor Hugo
8/10
·128 syf.··
2026 2. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 11:08
Son sayfayı kapattığımda, hücrenin o soğuk duvarları benim de üzerime yıkıldı sanki. Hugo, bir insanın hayatından saniyelerin nasıl koparılıp alındığını anlatırken, aslında bize zamanın ne kadar acımasız bir cellat olduğunu fısıldıyor. İsmini bilmediğimiz o mahkumla birlikte ben de bekledim, ben de ürperdim. Adaletin terazisi bazen ne kadar da ağır bir giyotin kesiliyor insanın boynuna... Bu kitap, kalbimin bir köşesine 'yaşamak' denen o mucizenin ve özgürlüğün kıymetini bir kez daha kazıdı. Unutmamak ve her nefeste hatırlamak üzere...
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Kapra Yayıncılık · 2020152,5bin okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 46. kitabı
Bir gecede kaybolan bir kadın. Ardından başka kayboluşlar. Ve hiçbir şey göründüğü gibi değil... Bu kitap, iki farklı zaman diliminde ilerleyen ve üç farklı anlatıcının gözünden anlatılan kurgusuyla beni ilk sayfadan yakaladı. Meredith ve Kate geçmişin karanlık sırlarını açığa çıkarırken, Leo günümüzde parçaları birleştiriyor. Her bölümde yeni bir şüpheli ortaya çıkıyor ve güven duygunuz yavaş yavaş elinizden kayıp gidiyor. Yazar gerilimi öyle ustalıkla inşa etmiş ki okurken neredeyse herkesten şüphe duydum. Tam "katili buldum" dediğim anda yeni bir detay ortaya çıktı. Finaldeki ters köşe ise bütün taşları yerine oturturken beni tamamen hazırlıksız yakaladı. Hikâye, gece koşusuna çıkan Shelby'nin ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Ardından aynı mahalleden Meredith ve kızı Delilah da kayboluyor. İnsanlar birer birer yok olmaya başlayınca mahalleyi korku ve paranoya sarıyor. Sayfalar ilerledikçe sadece bir kayıp vakasını değil, tek bir olayın hayatları nasıl geri dönülmez şekilde değiştirdiğini de okuyoruz. Özellikle küçük bir kızın karanlıkta yaşadığı sahneler beni derinden etkiledi. Korkusu, çaresizliği ve yalnızlığı satırlardan taşıp geldi. Shelby'nin doğum sahnesi ise kitabın en sarsıcı bölümlerinden biriydi. Bir insanın yaptığı hata ya da aldığı yanlış kararın kaç hayatı etkileyebileceğini tokat gibi yüzünüze vuruyor. Kitap sadece bir gerilim romanı değil. Kadınların doğum sürecinde ve sonrasında yaşadıkları zorlukları, eşleriyle ilişkilerini, toplumun kadınlara yüklediği görünmez sorumlulukları da güçlü bir şekilde ele alıyor. Gazetecilerin haber uğruna sınırları zorlaması, insanların para için gerçekleri çarpıtması ve korkunun insanı ne kadar ileri götürebileceği de hikâyenin dikkat çeken yönlerinden. Ve şu cümle... "Çocuk kaçırmak, dünyanın en kolay şeyi." Okurken
Kayıp KadınMary Kubica · Juno Kitap · 202634 okunma