İzleyiciler Ursus'ün tiyatrosuna gülerler gülmesine ama sıkıntılı bir kahkahadır onlarınki, eninde sonunda dehşete dönüşüverir; Gwynplaine tıpkı Déa gibi bir aynadır aslında. Victor Hugo'nun romanında, güç, yansımasını biçimsizlikte bulur. Toplumun öteki ucuna yerleştirilen Gwynplaine bu dünyanın önemli kişilerine değer kazandırır, ama aynı zamanda o kişilerin de ona benzeyen yanları vardır. Güçleri ve iktidarlarıyla, onlar da hilkat garibeleridir. Onlar da her gün maske takarlar. Gwynplaine'in dışarıdan görüntüsü neyse, Düşes'in (Josiane) içi odur. Düşes kendini hilkat garibesi bilir, zaten gayrimeşru bir çocuktur. Dış görüntüsü hilkat garibesi olan Gwynplaine onun kendinden hoşnut olmasını sağlar. Hilkat garibesiyle birleşmek bir arınma ilişkisi içinde ondan kurtulmak demektir; bu yüzden Gwynplaine, Déa'yla birlikte, iğrenç bir dünyada mutlak saflığın imgesini oluşturur. Josiane sapkın olduğu için Gwynplaine'i gerçek bir öteki olarak görmez. Bu nedenle onun kendisiyle evlenecek bir İngiltere soylusu olduğunu öğrenince, artık ona karşı hiçbir şey hissetmez olur. Biçimsiz bir kocayla yapacak bir şeyi yoktur. Gwynplaine'in yalnızca aykırılığının bir anlamı vardır. Victor Hugo ortaçağ soytarısı ile 19. yüzyıl garabeti arasında bir köprü kurarak, bedensel hilkat garibeliğinin, imgelediği “ahlaki" hilkat garibesi konusunu hesaba katar. Fiziksel bedenin hilkat garibeliğinin, 20. yüzyılın ürkütücü dramlarının kahramanlarına (1914-1918 savaşı, Nazizm, Sovyet totalitarizmi...) ya da kendisinin uzantısı olan bilimkurguya doğru kayışını haber verir.
Düzeltilen, Çalıştırılan, Yetkinleştirilen Beden/Hilkat Garibesi Olarak Görülen Özürlü Beden/Halk Arasındaki Düşünceler·Kitabı okudu
Yabancı filmlerden neler seyretmedik ki? Altın Orfe'ler, Lolita'lar, Ben Hur’lar, On Emir’ler, Kleopatra'lar ve Zorbalar... Sonraları İtalyan sinemasının furya halinde ürettiği eski Yunan mitolojisinden ilham alan şişkin pazulu, üçgen vücutlu esatiri kahramanlar perdelerimizi istila etti: Herkül, Masist, Ursus ve Samson yıllarca yabancısı olduğumuz bir dünyanın kahramanları olarak hayallerimizi süslediler. Onlar gibi vücut yapabilmek için zeytinyağı tenekelerinden halter imal edip, erik dallarında barfiksler çekip, Osmanlı’nın eğri palasını tanımadan Bizans’ın kalın ve enli kılıncını taklit ettik. Neyse ki çok geçmeden Karaoğlan yetişti: Gerçi Karaoğlan'ı canlandıran Kartal Tibet, kambur beli, yapağıdan peruğu ve bir salon koketinin yumuşak yüz hatlarıyla gerçek Karaoğlan’ın karikatürüne benzese de bu kahraman bizden biriydi. Sonraları Tarkan ve Karamurat'larla bu tipin suyu çıktı: Zavallılar, Bizanslı kahpelerle uğraşmaktan küffâra kılıç üşüremez hale geldiler.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ursus gülümsəmirdi, o ancaq və həddən artıq tez-tez gülürdü. Təbəssümdə hardasa həmişə barışmağa meyil hiss olunur, gülüş isə, daha çox barışığa etiraz kimi səslənir.
Sayfa 28·Kitabı okudu
"Klanın Koruyucusu, Yüce Ursus," dedi büyücü işaret diliyle. "Mağara Ayısı nasıl bir zamanlar bu klana mağaralarda yaşamayı ve kürk giymeyi öğrettiyse, şimdi de bize bir yuva bul. Klanını Buz Dağından, onun babası Kar Ruhundan ve eşi Tipi Ruhundan koru. Bu klan Yüce Mağara Ayısı'na yalvarıyor. Bir evleri yokken onları tüm kötülüklerden koru. Bütün Ruhların en ulusu! Klanın, halkın Yüce Ursus'un ruhundan başlangıca yaptığımız yolculukta bizi gö­zetmesini rica ediyor."
İçten içe kızgın olmak, dışındansa homurdanıp durmak Ursus'un her zamanki haliydi. Yaratılışı bakımından yetersiz biriydi. Mizacı gereği her şeye muhalefetti. Dünyanın hep kötü yanlarını görürdü. Hiç kimseye, hiç bir şeye fazla önem vermezdi.
Alıntı
Julia, "Ursus mu?" diye homurdandı. "Bu kasabada doğru düzgün bir adı olan kimse yok mu?" Rick hiç düşünmeden, "Annemin doğru düzgün bir adı var." diye cevap verdi. "Ne?" "Anne."
Sayfa 22·Kitabı okudu