Ûs

Osmanlı İmparatorluğunun borç tuzağına düşmesi sonucu büyük kapitalist devletlerin imparatorluk üzerinde yaptıkları baskılar, ünlü Duyum-u Umumiye'nin lmparatorluğu ne hale getirdiği henüz belleklerden silinmedi. Tarihin bir cilvesi olarak aradan yüzyıl geçtikten sonra, Türkiye'nin yeniden aynı tuzağa düşmüş olması, üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektiriyor. Borçların ödenememesi sonucu yapılan baskılar, borçlu ülkenin maliyesine el koymaktan, o ülkenin alacaklılar tarafından işgal edilmesine kadar bir dizi müdahaleyi içeriyordu. Borçlarını ödeyemez duruma düşen ülkelerin istila edilmesi XIX. yüzyılın ikinci yarısında ve XX. yüzyılın ilk yarısında oldukça yaygın bir durumdu.
Öteki Yayınları - Borç Tuzağı: Yoksulların Zenginlere Yardımı - Mülkiyeliler Birligi Dergisinde (Ocak 1988 Sayı 91) yayınlanan yazının degisik bir versiyonudur.
Araştırma-İnceleme
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Özelleştirmenin başarısızlığı, Türkiye örneği.
Türkiye ve benzer ülkelerde KİT'lerin özelleştirilme'si (Çokuluslu şirketlere satılması) yeni-sömürgeciliğin önündeki engellerin tasfiyesi, ülkenin bütünüyle dış sömürüye açılması, ekonominin kontrolünün elden çıkması anlamına gelir. Asıl sorun KİT'lerin yabancılara satılması değil (yerli özel sermayenin kendi şirketlerini yabancılara sattığı, "evlilikler" yaptığı bir ortamda bunlar ancak yabancı şirketlere satılabilir) bunları ekonomik-toplumsal kalkınmanın etkin araçları durumuna getirmektedir. Sürekli zarar eden, ekonomi dışı (toplumsal) amaçlarını da gerçekleştirmeyen kuruluşlar tasfiye edilebilir ama, bunların varlığı özelleştirmenin gerekçesi olamaz. KİT'lerin varoluş nedenlerini açıklayan nedenler bugün de geçerlidir. Sadece yabancı sermayeye ve özel yerli sermayeye dayalı bir kalkınma stratejisi olanaksızdır. Özel sektör zaten yabancı sermayenin eteğine yapışarak ayakta kalabilmektedir. Öte yandan bir ülkenin kalkınma amaçlarıyla yabancı sermayenin kar amaçlarının çakışması beklenemez. Ülkenin gündemini emperyalizmin belirlemesine daha fazla izin vermemek gerekir. Bu amaçla özelleştirme tartışması yerine, ülke koşullarını dikkate alan uygun kalkınma stratejileri tartışma gündemine getirilmelidir.
Öteki Yayınları - Kamu Sektörünü Gerekliliği
Siyaset & Politika
Özelleştirme fiyaskodur, tamamen dışa bağımlılıktır.
Özelleştirme tercihi yapıldığında, en önemli müdahake yöntemi dışlanıyor demektir. Oysa planlı kalkınma tercihi yapılan bir ekonomide KlT'ler planlamanın en önemli aracıdır. Kar eden KİT'leri özel sermayeye devretmek bir kereye mahsus kaynak yaratsa da, böylelikle gelecek yılların gelirinden bütünüyle feragat edilmiş olur. Üstelik bunlar bir de yabancı sermaye tarafından satın alınırlarsa (azgelişmiş ülkelerde ekseri durum budur o zaman ülkede yaratılan değerin önemli bir bölümünün kar transferleri yol uyla sürekli dışarıya aktarılması söz konusu olur. Böyle bir tercih hangi ''kıt kaynakları verimli kullanma" tercihidir? Zarar edenlere de kimse talip olmaz. Zarar edenlerin satılabilir hale getirilmeleri için, bunların rehabilite edilmesi gerekir. Eğer zaten verimli çalışabiliyorlarsa elden çıkarmanın gerekcesi ne olabilir?
Öteki Yayınları - Kamu Sektörünü Gerekliliği
Siyaset & Politika
Özelleştirmenin başarılı olduğu tek bir ülke yok.
Davul zumayla, bir kurtarıcı gibi sunulan "dışa dönük model" aslında azgelişmiş ülkeleri sanayileşme hedeflerinden uzaklaştırmıştır. Bu konuda akla gelen örnekler Şili ve Arjantin'dir. Uluslararası karşılaştırmalara esas olan rakamlara göre, Arjantin'in sanayileşme oranı 1973'te % 28,7'den, 1984'te %25,7'ye gerilerken, sırasıyla bu oranlar Şili için %26,3 ve %21,4 olmuştur. 1980'den bu yana dışa dönük büyüme tercihi yapan Türkiye'de de giderek görece yüksek katma değerli sanayi ürünlerinin ağırlığı azalmaktadır. Türkiye ekonomisi geleneksel uluslararası iş bölümüne "uyumlu" hale gelmektedir. Bu, sanayileşme hedefinden uzaklaşmak anlamına gelir.
Öteki Yayınları - Özelleştirmeler Neden Gündeme Geldi?
Siyaset & Politika
"İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde bir taraftan işçi hareketinin baskısı diğer yandan da "sosyalizm korkusu" sanayileşmiş kapitalist ülkelerde "refah devleti" harcamalarının artırılmasıyla sonuçlandı. Kapitalizmin genişleme ortamında sendikaların baskısı sonucu, reel ücretler yükselirken, sosyal amaçlı harcamalar da arttı. Bu arada üretken olmayan sektrölerde de (silahlanma harcamaları vb.) büyük bir şişkinlik ortaya çıktı. 1970'li yılların başında kapitalist sistem yeniden 'yapısal' bir kriz dönemine girdi. Yapısal krizden çıkmanın koşulu sermayenin yeni kaynaklara olan gereksinmesinin çözümüyle o lanaklıydı. Bu sayede yeni teknolojiler devreye sokulabilir. Dünya pazarını yeni ürünler kaplayabilirdi. Her zaman olduğu gibi kaynak sorunun çözümü reel ücretleri düşürmekten, sömürü oranlarının yükseltmekten geçiyordu. İkinci olarak da "refah devleti" harcamalarını, sosyal amaçlı harcamaları kısmak kaynak sorununu çözmenin bir başka yoluydu. Fakat yüzyılı aşkın bir mücadele geleneğine ve deneyimine sahip Batı işçi sınıfını iki savaş arası dönemdeki biçimde ezmeden, ne reel ücretleri sermayenin istediği düzeyde aşındırmak, ne de sosyal amaçlı harcamalarda büyuk kısıntılar yapmak mümkün değildi."
Öteki Yayınları - Özelleştirmeler Neden Gündeme Geldi?
Siyaset & Politika