Ellinci yıldönümünü televizyonda kutladıkları Lâtin harfleri münasebetiyle kaleme aldığımız bu yazıya birkaç (garnitür) not eklemek yerinde olur: 1 – Arap harfleri diye isimlendirdikleri, aslında islâm harfleri, Müslüman milletlerde onların ruhî mizaç, üslûp ve (estetik) ölçülerine göre tek esas etrafında ayrı şekiller belirtir. Kûfî hat Arabın, ta’lik İranlının, rik’a Türk’ün, sülüs de umumî olarak her birinindir. Demek ki, umumîliği içinde tamamen millî... Kubbeler ve minareler arasındaki fark gibi... 2 – Lâtin harflerinin kabulünden sonra taraftarlarının âdeta bir taassup, prensibe sadakat aptallığı içinde asla eski harflerle yazı yazmadıkları iddiası kuyruklu bir yalandır. Rejimin baş dalkavuklarından Falih Rıfkı Atay, yazılarının müsveddesini hep eski harflerle kaleme almış ve düşünce kabiliyetini hep o zemin üzerinde harekete geçirebilmiştir. 3 – Amerikalı pedagoji mütehassıslarından bir profesör, harf devrimi zamanında «Sizin bu harfleri almanız ruhî, içtimaî ve terbiyevî zarar olarak Amerika’nın bütün madenlerini kaybetmesi kadar büyük bir ziyan olur!» demiştir.
Onun “Ebedî Şef” unvanına mukabil kendine derhal bir “Millî Şef” yaftası peyledin! Onun nerede, hangi tavır ve azamette bir heykeli varsa, yanıbaşında ve aynı tavır ve azamette heykeller ısmarlattın! Seni Başvekillikten atıp aylarca ölüm ve hayat arası bir boşlukta beklettiği için, sen de onun ölüsünü, yıllarca toprak ve mermer arası bir çukurda beklettin! Bu hain üslûp, sana ne de yakışıyor, sinsi ve arkadan vurucu tab’ını ne de parlak destanlaştırıyordu.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
KARAKÖPRÜ FACİASI VE ÇEKİLEN DAYAKLAR 1- Bir zamanlar (Dicle Kaynağı) isimli mevziî bir gazeteyle İstanbul’da bir gündelik gazetenin temas eder gibi olduğu, fakat gerek bu gazetelerin uyandırabilecekleri aksülâmel, gerekse hâdise üzerinde kullandıkları üslûp bakımından birinci derecede ehemmiyet plânına geçememiş bir hâdise daha vardır ki, keyfî bir emirle kurşuna dizilen 33 vatandaş meselesinden daha mühimdir. Bu, 1937 yılında cereyan eden Karaköprü hadisesidir. 2- Hâdise şöyle başlamıştır: Malûm sene içinde, Suriye tarafından gelen birtakım şakilerin hududumuzu tecavüz ettikleri, etraf ile muhabere vasıtalarını tahrip ettikleri ve Diyarbakır’ın Karaköprü mevkiinde yolcuları soymaya başladıkları haberi yayılıyor. 3- Bunun üzerine bazı mahallî memurlar ve ezcümle Mardin Valisi Fehmi Vural ile Birinci Umumî Müfettiş Abidin Özmen derhal şöyle bir tedip hareketine geçiyorlar: Alâkalı vilâyetlerin köylerinden birtakım masum vatandaşları gelişigüzel topluyorlar ve Mardin’den Diyarbakır’a, Diyarbakır’dan Mardin’e, sanki ifadeleri alınacak ve muameleleri tamamlanacakmış gibi, on dörder kişilik gruplar halinde sevke başlıyorlar. 4- Sevk esnasında jandarmalar bu masumları Karaköprü mevkiinde kurşundan geçiriyor. “Kaçarlarken vuruldular!” diye bir zabıt tertibi de ihmal olunmuyor. 5- Bu şekilde, sayıları yüzlerce vatandaşı geçen müteaddit kafileler hep aynı pusuya düşürülüyor. 6- Nihayet son on dört kişilik kafile güya Diyarbakır’a götürülürken, sarp bir noktada durduruluyor ve jandarma çavuşu kendilerine haykırıyor: “Abdest alıp namaz kılınız! Şimdi sizi vuracağız!” On dört vatandaştan ibaret son 14 kurbanlık koyun abdest alırken, rahmani bir kader cilvesi olarak, yol üzerinde birkaç otomobil peydahlanıyor. Otomobil yolcularının içinde bir general, bir de mülkiye müfettişi
Kırk yıllık kanı, olur mu yani..
Uzun süre belli bir üslûp üzerine hareket eden insanların, birdenbire değişmeleri ve eski tavırlarının tersini yapmaları çok zordur. Bu deyim böyleleri hakkında söylenir.
Kimsenin üslûbu bir başkasınınkine benzemez. Bir bakıma parmak izi gibi bir şeydir üslûp.
Alıntı
Atsız'ın Atatürk'e Karşı Üslûbu
«Atsız, Atatürk söz konusu olduğunda genellikle saygıdan uzak, küçümseyici, rahat, müstehzi bir üslûp kullanmayı tercih eder.»
Sayfa 101 - Dördüncü Bölüm - Türk Milliyetçilikleri: Türkçülük, Kemâlizm, Anadoluculuk·Kitabı okudu