Memurlar ihmalkâr olur. Bakanlar birer siyasi cambaz, milletvekilleri ise halkın sırtından geçinen şarlatanlar. Okullar yeni nesillerin akıl ve kalplerinin kuruduğu yere dönüşür. Basının bir sokak yosmasından farkı kalmaz. Ve kitlelerin karnı tok ya da aç olsun, üst sınıflara karşı nefreti, yabancı gördükleri her şeye karşı intikam ve yıkım duyguları giderek daha çok büyür.
Sayfa 43·Kitabı okuyor
Vilfredo Pareto
Bu düşünce, seçkinlerin eylemlerinde duygu ve aklın oynadığı rollerin ayrıntılı bir açıklamasına zemin hazırlar. Pareto’nun ileri sürdüğü gibi, insanların eylemlerinin akıldan ziyade duygular tarafından belirlendiği şüphesiz doğrudur. Entelektüellik karşıtı ideologlar bu nosyonu aklın duyguya teslim oluşunu kanıtlamak için ele alırlar. Onlar politik bir mitingin duygusal taşkınlığını, bir komisyonun yaptığı araştırmaya dayanan ve hantal ama rasyonel bir bürokrasi tarafından uygulanan, yavaş ilerleyen reform çalışmalarına tercih ederler. Soğuk ispat hesaplamaları yerine romantik sezilere öncelik verirler, bilim yerine metafiziği seçerler. Pareto açık bir şekilde onların tarafında değildir; onun istediği, irrasyonel davranışların rasyonel açıklamalarını yapmaktır. Fakat aynı şekilde Pareto, bir seçkinin ayakta kalması için en kritik etkenin aklın duyguları kontrol ettiği son nokta olduğuna inanan Aydınlanmacı filozoflarla aynı düşüncede de değildir. Örneğin entelektüellerin oluşturduğu yönetim, Pareto’ya göre neredeyse mutlak bir felakettir. Seçkinlerin dolaşımında aklın rolü konusuna "akıl duyguya karşıdır" şeklinde yaklaşıldığı için bu meselenin çözümündeki başarısızlığı açık bir biçimde görebiliriz. Bir seçkinin ayakta kalmasını sağlamak için en üst düzeye çıkarılması gereken akıl ya da duygu değil, verimliliktir ve verimlilik, aklın ve duygunun özenli ve dengeli bir karışımıyla ortaya çıkar. Biri diğerine karşı çalışmaz fakat her ikisi de iş başındadır. Son tahlilde şunlar söylenebilir: Seçilmiş, atanmış veya kendi kendini seçmiş olsun muktedir seçkinler, kararlarının sonuçlarını kabul etmiş olanlardan, mallarını ve hizmetlerini satın alanlardan, dini törenlerinde hazır bulunanlardan ve bilgilerini kabul edenlerden tatmin edici bir destek görürler. Düzeni,
Sosyoloji
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanlar arasındaki fark aynı modelin kendini tekrarlamasında değil, doğuştan gelen kapasitelerinde açığa çıkar. Biz pratik hayatta aynı modelin farklı kapasitelerdeki tezahürleriyle karşılaşırız. Bu kapasiteye üst düzeyde sahip bir akıl, hakikate kolayca erişebilirken (başarı öyküsünü kendi içinde inşa ederken), daha alt düzeye sahip akıl için bu çok daha zor hatta bazen imkânsızlaşmakta, dolayısıyla başarısızlık tecrübesi kaçınılmaz olmaktadır.
Sayfa 16 - Burhanettin Tatar, Başarı Öyküsü Olarak Hakikat
1000Kitap
Daha nelerin farkında değiliz...
Biz çok fazla dış güç ve üst akıl sayıklıyoruz. Sünnetullahın ve ilahî planların farkında değiliz.
Diğer yandan, bir insanın anne ve babasını,ırkını, cinsiyetini, akrabalarını, doğum ve ölümünü, içine doğduğu coğrafyayı, akıl düzeyini ve fiziksel yapısını seçememesi gibi durumlar da külli irade yani Allah'ın üst iradesi kapsamına girer.
Sayfa 79·Kitabı okudu
İvan Fyodoroviç sanki kardeşinin dediklerini duyma gibi sürdürdü konuşmasını: -Aklıma ne geldi, geçenlerde Moskova'da karşıla bir Bulgar, Slavların toplu olarak ayaklanmasından Türklerle Çerkezlerin, Bulgaristan'ın her köşesinde yapm rı caniliklerden söz etmişti bana; yani yakıp kestiklenm kadın ve çocuklara nasıl tecavüz ettiklerinden, mahpu kulaklarından duvara çivileyip onları nasıl o halde sa kadar beklettiklerinden, güneş doğunca da onları astıklar dan ve akıl almayacak daha bir sürü şeyden... Kimi insanda "hayvanca" bir zalimlik olduğundan dem vuru ama hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık, bir hakare bu. Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz; böylesine ust lıklı, böylesine sanatsal bir zalimlik insanda olur sadece B kaplan yalnızca parçalayıp kemirir. İnsanları kulaklarınd duvarlara çivileyip gece boyunca öylece bekletmek, yapabilecek olsa bile aklının ucundan geçmez. Ne diyordum... şu tatlı zevk düşkünlüğünden gözü dönen Türklerin eziyetlerinden çocuklar da nasibini alırmış; onlara ettikleri eziyetler, yavruları henüz analarının karnındayken söküp al maktan, minicik bebekleri şöyle bir yukarı hoplatıp, anaları-kien tatlı hazzı da annelerin gözlerinden alırlarmış. Ah, bir de beni pek çok ilgilendiren bir tablo vardı. Gözünde bir canlandır: Tir tir titreyen annesinin kollarında el kadar bir bebek, etraflarında da içeri giren Türkler... Neşeli bir numa-ra yapmak düşüyor akıllarına: Bebeği okşuyor, gülsün diye gülüşmeye koyuluyorlar ve beceriyorlar da... bebek gülüve-nyor. Hemen o anda Türk, tabancasını bebeğin yüzüne doğ-rultuyor, namlu ile yavrucak arasında yalnız dört verşok17 mesafe kalmasına dikkat ediyor. Minik oğlan keyifli keyif-i gülerek ufacık ellerini tabancaya uzatıyor... sanatçımız o anda yavrucağın tam kafasına doğru nişan alarak tetiğe
Sayfa 316·Kitabı okudu