Ne bu satırlar Dosto , kıralım o zaman o zorbalıkları.
Napim arkadaşlar dayanamadım. Bu çileye karanlığa gömülü fikirleri mahpusları bir şekilde bozmak gerekiyordu. Ben de ufak da olsa tersi düz yapmaya gittim. Fyodor Dostoyevski ile bayağı bir yükseldik, buhran geçirtti bana bu öyle ayağını uzatıp piponun yanında üst tabaka tavırlarla bey içeceği (çay) içmeye benzemez haa 💀⛓️ Başta sakın başlamıştık ama benim sakin konuşmam ne mümkün 👉🏽👈🏽 fırsat bu fırsat mahpuslar da kırdı zincirini 🥸 (Beni de harbi bi Rizeli tiplemesine nasıl benzetmiş ama😅😅) " Zorbalıkla karşısında duyarsız kalan bir toplum özünde zehirlenmiş demektir. " ⛓️ Ölüler Evinden Anılar
Alıntı
Kitap Yazmak Hakkında Her Şey
Öncelikle hepinize selam;nasılsınız,iyi misiniz?Umarım iyi ve mutlusunuzdur.Sınavlarınız için başarı,hastalıklarınız için şifa diliyorum.Hepinize biraz yıldız tozu.⭐ Bu iletiyi yazma sebeplerime gelecek olursak beni tanımayanlarınız için(Hicbiriniz tanımıyorsunuz da ben ünlü gibi konuşmaktan zevk alıyorum sanırım🤧)Ben Esma ve harfleri öğrenelden beri bağımlı gibi kitap okuyorum.Yani bizimki de böyle bir hastalık.Her neyse!Ayrıca çok fazla kitap yazdım.(Yani yazmayı denedim,çabaladım.)Ve yılların tecrübesine dayanarak(Cephede savaştım sanki🙏🏻)size bu konu hakkında bazı şeyler söylemeye geldim.Konu,konu kitap yazmak için ihtiyacınız olan her şeyi ve bazı ipuçlarını vereceğim sizlere.Hazırsanız ilk konumuz ile başlıyorum. Evren(Fantastik ve Distopik Kitaplar) Bu konu her yazar için çok karmaşık bir şey.Evren genelde fantastik ve distopik kitaplarda gördüğümüz yönetim,büyü düzeni,sınıflar,güçler vb.ni kapsıyor.Genel olarak size yıllardır evren düzenlenmeden kitap yazılamayacağı söyleniyor.Ancak bu tamamen yanlış bir düşünce.Evrendeki her şeyi halletmeden de kitap yazabilirsiniz.Yani önce her soruyu cevabına kavuşturmanın bir anlamı yok.Evren siz yazdıkça belli olur.Size tavsiyem önemli ve temel şeyleri belirledikten sonra yazmaya başlamanız.Sorular siz yazdıkça cevaplanacak.Zaten her şey belli olduktan sonra yazmak baya sıkıcı olurdu.Siz ne olduğunu düşünün ve yazmaya başlayın neden olduğunu yazdıkça anlayacaksınız. Evren düzenlerken ise titizlikle çalışmanız gerekiyor.Bir defteriniz olsun,(tercihen çizgisiz)o deftere şema yaparak evreninizi anlatın.Örneğin krallıklar var ise krallıkların güç sıralamasını yapabilirsiniz.Bu tarz temel bilgileri hallettikten ve yazmaya başladıktan sonra ara ara kendinize sorular sorun.Neden,nasıl vb.Bu soruları yine şema halinde
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Edebiyatımızın Grand Seigneur'ü
Prof. Babinger'in Münih'te bana söylediği bir sözü hep anımsarım. Babinger, «Toplumunuzda topu topu iki tane Osmanlı Grand Seigneur'ü kaldı, onlara iyi bakın» demişti. «Biri Yahya Kemal, öbürü Abdülhak Şinasi Hisar.» ... Bir Bakışmanın Unutulmaz Anısı Bir keresinde, evet yalnız bir keresinde kendiliğinden açılmıştı. Aşktan bahsederken yaşamının en tatlı anılarından birini anlatmıştı. Büyük bir yakınlık duyduğu bir genç kızı bir gece pencerede görmüştü. Bir sokak fenerinin loş ışığında kız yarım saat hareketsiz pencerede durmuş, üstad da onu kaldırımda yarım saat hareketsiz seyretmişti. Aralarında konuşma olmamıştı. İşaret olmamıştı. Ama iki ruh, sanki birbirine sarılmış, kaynaşmıştı ... 1944'de CHP'nin düzenlediği roman yarışmasında Fahim Bey ve Biz romanının, Sinekli Bakkal ve Yaban'dan son-ra üçüncü oluşunu onuruna yedirememişti. Dostum Taha Toros'un naklettiğine göre, jüriyi etkileyip kendinin ka-zanmaması için çalıştığını sandığı Hasan Ali Yücel'e uzun zaman öc beslemiş, çağrılı olduğu bir mecliste onun da bulunduğunu kapıyı açan uşaktan öğrenince hemen verdiği paltosu ve şapkasını geri alıp oradan uzaklaşmıştı. ... Onca, «Bir romanın en büyük meziyeti romana benzememesi ve bir roman olduğunu hatıra getirmemesi» idi. ... Kahramanları hep üst tabaka insanlardı. Ve de aylaktılar. Bir ödevin peşinde koşmayan, dünyada bir işi üstlenmemiş olan insanlardı. Ölür İse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil
Şimdi oraya iniyoruz. Yavaş okuyalım. Psikolojinin en derin tabakası, insanın kendilik duygusunun henüz kelimeye, kimliğe, role dönüşmediği yerdir. Burası düşüncenin başladığı değil; düşünceden önceki hâlin bulunduğu katmandır. Bu katmanda “ben” yoktur. Ama yokluk da yoktur. Sadece varoluş hissi vardır. İnsan burayı genellikle fark etmez. Çünkü fark etmek için dile ihtiyaç vardır, dil ise bu tabakadan sonra oluşur. Bu en dip katmanda zihin bir şey üretmez, sadece algılar. Ama dış dünyayı değil; içten gelen varlık titreşimini. Bu yüzden bu tabaka ne mantıklıdır ne duygusaldır. Mantık daha üst katmandadır. Duygu da öyle. Burası ham bilinçtir. Burada insan iyi ya da kötü değildir. Haklı ya da haksız da değildir. Sadece vardır. Bu katmanda savunma mekanizması yoktur. Maske yoktur. Rol yoktur. Bu yüzden buraya temas eden insan, üst katmanlardaki tüm yapaylığı fark etmeye başlar. İnsanlar bazen bu derinlikle temas ettiğinde “değiştim” der. Aslında değişen kişi değildir; filtreler düşmüştür. Bu tabakadan gelen insanlar:
YARATILMIŞLARIN TEKÂMÜLÜ...
Selim Gürselgil’in Yaratılmışların Tekamülü İsimli Eserinin İnceleme-Çalışması... İki eser arasındaki ilk ve en derin ayrım, bilime yaklaşımlarında ortaya çıkar. Shoaib Ahmed Malik, modern bilimin otoritesini ve yöntemini (Metodolojik Doğalcılık) veri olarak kabul eden bir "uzlaşma" stratejisi izler. Malik’e göre, evrim teorisinin ateizm veya materyalizm gibi ideolojilerle özdeşleştirilmesi, teorinin bilimsel değerinin anlaşılmasını engellemektedir. Malik, bilimin doğa olaylarını açıklarken fevkalâde güçlere atıf yapmamasının (Metodolojik Natüralizm), Allah’ın varlığını reddetmek (Felsefi Natüralizm) anlamına gelmediğini savunur. Onun amacı, bilimin verilerinin Eş’ari kelâmının sağladığı metafizik şemsiye altında nasıl "teolojik olarak zararsız" hâle getirilebileceğini göstermektir. Buna karşılık Selim Gürselgil, bilimin verilerini olduğu gibi kabul edip ona dini bir kılıf uydurmayı (uzlaşmacılığı) reddeder. Gürselgil’e göre mesele, bilimin bulgularını tevil etmek değil, bilimin "hayat"ı algılama biçimini kökten sorgulamaktır. O, epistemolojik temelini Batı bilimi üzerine değil, İslam tasavvufunun "tekâmül" anlayışı ve Salih Mirzabeyoğlu’nun "İbda Diyalektiği" üzerine kurar. Gürselgil için evrim teorisi, İslam’da mevcut olan "tekâmül" hakikatinin Batı’da bozulmuş, ruhundan arındırılmış ve mekanikleştirilmiş bir karikatürüdür. Her iki yazar da determinizmi reddederken "mümkünlük" (contingency/imkân) kavramına başvurur, ancak bu kavramı kullanım biçimleri farklıdır. Malik, Eş’ari kelâmının "Vesilecilik" (Occasionalism) ilkesini kullanarak, doğadaki sebep-sonuç ilişkilerinin zorunlu olmadığını, her ânın Allah tarafından yaratıldığını belirtir. Ancak Malik, bu ilkeyi Darwinci mekanizmaları (rastgele mutasyonlar ve tabiî ayıklanma) meşrulaştırmak için kullanır. Ona göre, dışarıdan mekanik veya
İnceleme & Yorum
Tabaka
Tabakalaşma elbette ki var. Bunu inkar edip "polyanacılık" oynayacak değiliz. Ama tabakalar arası insanlık derecelendirmeyi reddediyorum. Alt tabaka üst tabakadan daha az insan değil.