SIRF BİR "YELTENİŞ" OLARAK ULYSSES
(...) Ulysses’in Türkçe tercümesi etrafında kopan gürültü esnâsında her şeyden fazla dikkatimizi çeken, Akıncı Yol dergisinin birinci sayısında yer alan kısa bir haber oldu. Bu haberde, Ulysses’in Tilki Günlüğü yanında bir “yelteniş”ten ileri gitmediği belirtiliyordu ki, evet, bizim de bunca lâkırdı sonunda onun hakkında söylemek istediğimiz bundan ibarettir. Belki alelâdeden farklı, belki bir parça sıra dışı bir deneme, ama Tilki Günlüğü ile karşılaştırıldığında “sırf bir yelteniş”… Joyce’un, 20’nci yüzyılın başında ortaya koyduğu “yenilikçi roman” telâkkisi ile alışılmış roman kalıblarının dışına çıktığı söylenir. Bilindiği gibi, roman sahasında kavga, Rus romanıyla Garb romanı arasındadır. Daha doğrusu, Garb romanının Balzac’la örnekleşen “İnsanlık Komedyası” anlayışıyla, Rus romancılarının Puşkin’den sonra geliştirdikleri “Rus Ruhunun Destanları” arasında… Garb romancıları, Garb insanının çeşitli seviyelerde tahlili yoluyla âlemde insanın macerasını yakalamaya çalışırlardı. Rus romancıları ise, evvelâ “Rus ruhu”nu anlamak, onu Rus milletinin idrâkına sunmak şeklindeki terkibçi bir görüşle, hem Garb sanatına mukavemet ederler, hem de âlemde insan macerasını ondan daha canlı bir surette ortaya koymaya muvaffak olurlardı. Neticede, bütün bir Garb romanı, bin bir kemmiyet cünbüşüne rağmen, Rus ruhu karşısında ezilmiş, ne onun kadar “sahici”, ne de onun kadar “insanî” olmayı bilememişti. Bu mücadele arasında, Batı’da Marcel Proust zuhur etti. Garb romanının “yenilikçi akım”ını, diyebiliriz ki, en yeni hâliyle o başlattı. **Proust, İslâm tasavvufundan sonra Bergson felsefesinin ortaya koyduğu “iç zaman-süre” anlayışını roman sanatına tatbik edince; tabiî zaman akışı içinde kaybolan ve ölü sayılan fenomenler, insan şuurunda kayıb ve ölü bulunmadıklarından,
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Akademya Yazıları
"Aşağı tabakadan olanlar pantolon giyip çöpçülük edebildiler ya, orta tabaka da memurluk, esnaflık edebilir. Üst tabakaya da müdürlük, mebusluk, hatta nazırlık düşüyor. Çok şükür, hele bizim memlekette tabakalar arasındaki sınır, henüz aşılmaz halde bulunmuyor. Öyleyse "Bir yeni devir başladı!" diyerek sevinebiliriz. Bu yeni devrin, anlı şanlı kumandanlar, dahi politikacılar, hele başlangıcından sonuna kadar dünyanın saltanat tapusunu üstüne yürütmüş padişahlar, krallar tarafından değil de, aşağı tabakadan 'çöpçü kadınlar' marifetiyle açılmasını siz önemli bulmuyor musunuz?"
Sayfa 183 - Nedime Hanım·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Aşk hikayesinden daha çok bu tespitten etkilendim.
Üst sınıfın insanları, alt sınıfa karşı her zaman soğuk bir mesafe içinde, sanki yakın davransalar bir sey kaybedeceklermis gibi; bir de düşüncesizler ve başkalarına kötü niyetle takılmaktan hoşlananlar var, kibirlerini zavallı insanlara daha çok hissettirsinler diye onlarin seviyesine inmiş gibi davranıyorlar. Eșit olmadığımızı, olamayacağımızı çok iyi biliyorum, ancak saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi, yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar elestiriyi hak eder.
Sayfa 7·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Üst, uzun süreler iktidarını korumuştur, ama eninde sonunda öyle bir an gelip çatmıştır ki ya kendilerine olan inançlarını kaybetmişlerdir, ya etkili bir şekilde yönetme kapasitelerini yitirmişlerdir, ya da ikisi birden olmuştur. Orta, böyle zamanlarda özgürlük ve adalet için savaşıyormuş gibi yaparak kendi tarafına çektiği Alt sayesinde Üst'ü devirmiştir. Orta tabaka hedefe ulaşır ulaşmaz Alt'ı eski kölelik konumuna geri itmiş ve kendisi Üst olmuştur. O zaman yeni bir Orta grup diğer gruplardan birinden ya da ikisinden kopmuş ve mücadele yeniden başlamıştır.
Sayfa 211 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Yalnızca makyajım, saçım ve pahalı ayakkabılarım "üst sınıf"tı. Ben, ortaokul diplomam ve arzularımla "orta sınıf"a aittim. Ailemse "aşağı tabaka"dandı.
Alıntı
Eşini dövmek” diye okudum, “erkeğe tanınan bir haktı. Hem alt hem yüksek tabaka tarafından utanmazca uygulanıyordu… Benzer biçimde devam ediyordu tarihçi, “annesiyle babasının seçtiği erkekle evlenmeyi reddeden kız evlat odasına kilitlenebilir, dayak yiyebilir, odada duvardan duvara fırlatılabilirdi, üstelik kamuoyu bu durum karşısında hiç de dehşete düşmezdi. Evlilik sevgiyle ilişkili bir konu değildi, ailenin para hırsına bağlıydı, özellikle de “onurlu” üst tabakada… İki taraftan biri ya da her ikisi daha beşikteyken söz kesilir, neredeyse çocukluktan çıkarken evlendirilirlerdi.
Sayfa 49 - Bölüm 3
1000Kitap
Reklam
Reklam