Edep; Müridin kendi nefsine, ihvanına, mürşidine ve Allah’a karşı uyması gereken kurallardır. Bu kurallara uymak vuslat vesilesidir. Edebe uymayanlar lütuftan mahrum olurlar. Ne güzel söylemiş büyüklerimiz “Edeple gelen lütufla gider” diye.
Pirimiz Abdülkadir Geylani Hz.leri “Bir edep için, binlerce derviş feda olsun. Edep gittiğinde onu geri getirecek bulunmaz ama binlerce derviş kıyamete kadar gelecektir” demiştir.
Tasavvuf yolunda edep uyulması gereken temel ilkelerden birisidir. Rufai Hz.lerinin deyimiyle “Tasavvuf edeptir. Bu da Peygamber’in sünnetine tabi olmakla kazanılır.” Tasavvuf da her vaktin, her hâlin, her makamın bir edebi vardır.
Cennet Mekan Abdullah Baba (ks) Hz.leri;
Hepinizin malumudur ki dergâhlar da veya bazı camilere girerken kapılarında “EDEP YA HU” yazar. Edepli ol, terbiyeli ol, Hu olan Allah seni görüyor. “Allah Hu”, “Rahman Hu”, hangi esmayı söylersen söyle, sonunda hu “O” manası vardır. Seni görüyor, edepli ol! Yürürken edepli ol! Yemek yerken edepli ol! Su içerken edepli ol! Evde edepli ol! Tuvalette edepli ol! Banyoda edepli ol! Otururken edepli ol! Alışverişte edepli ol. Burnunu silerken edepli ol vs… Çünkü “O” beni her yerde görüyor, diye ihsan üzere yaşarsak işte o zaman nefis meratiplerini aşıp Allah-ü Teâlâ Hz.lerine vasıl oluruz.
Abdullah Baba (ks) Hz.lerinin her hali bir edebdi. Karşısına edepsiz bir kişi gelse dahi O’ndaki edebin tesiri altında kalır, kendisine çeki düzen verirdi. Edep hususunda o kadar hassastı ki; Rahatsızlığından dolayı ameliyat olduğunda dahi, ayaklarını uzatmamıştı. Fakat ameliyattan sonra sağlığı açısından doktorlar, ayaklarını uzatıp, yatması gerektiğini söylediler. Eve getirildiğinde yatağına uzanınca şöyle buyurdular;
"Ya Rabbi bu güne kadar huzurunda ayağımı hiç uzatmadım. Bu hareketimden dolayı