Puan vermedi·430 syf.·
2026 84. kitabı
Bin Muhteşem Güneş... Bu kitabın ismini nerede okusam, kitabı nerede görsem içimi bir hüzün kaplar, boğazım düğümlenir... Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş kitaplarını beni duygusal manada en çok etkileyen, en çok hüzünlendiren 3-5 kitap arasına kesinlikle koyarım. Afganistan'da, savaşın ortasında iki çocuk gelinin hayatına (tabiki hayat denirse!) şahit oluyoruz. Hikaye ne kadar acı olursa olsun, insanı ne kadar etkilerse etkilesin bundan daha üzücü olan durum, anlatılan hikayeden belki daha kötülerinin gerçekten de yaşanıyor olması! Evet bu bir kurgu ama sonuna kadar da gerçek! Okurken kendimize, toplum olarak ders çıkarmamız gerektiğini göreceksiniz. Afganistan özelinde islam coğrafyasının içine düşmüş olduğu geri kalmışlık, ilimden, bilimden uzaklaşmak, kendi içimizde düşmüş olduğumuz ayrılıkçılık, ve dinin istismar edilmesi bizi nasıl uçuruma götürüyor bunu net bir şekilde görüyoruz. Ve her zaman olduğu gibi böylesine korkunç bir coğrafyada yine en çok etkilenen, en çok ezilen, en çok zulüm gören kadınlar ve çocuklar oluyor... Dünyanın neresinde olursa olsun, kadınların ve çocukların böyle bir hayat yaşadığını bilip de, elimiz kolumuz bağlı hiçbir şey yapmadan hayatımıza devam ediyor olmamız şahsım adına bana utanç veriyor. Okuyalım dostlar, okuyalım ve insanlık namına kendimize dersler çıkaralım...
İnceleme
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,4bin okunma
plana sadık kal
8/10
·65 syf.··
2026 5. kitabı
Kitap, stratejilerin yanı sıra bilgelik, hikmet, hakikat ve sabır gibi evrensel konulara dair tespitler de yapmaktadır. Eserin ilk bölümü olan Hesaplama, bir savaşı mutlak kazanmanın beş yolundan bahseder. Bu şartlar sırasıyla gök, yol, komutan, kural ve mekandır. Yol, savaşta izlenmesi gereken stratejileri anlatırken Gök tabiri Tanrı’nın bir sembolüdür. Yer, savaşın yapılacağı mekan ve savaşta kullanılan silahları kapsar. Komutan ise savaşların en temel taşıdır. Çünkü komutan iyi bir plan yapamazsa, birlikte fikir ayrılıkları ortaya çıkabilir. İkinci bölüm olan Savaş’ta ise düşman ordusuna karşı hangi taktiklerin uygulanacağı anlatılır. Devamında Taktik Saldırı’dan bahseden eser, başarılı olan bir komutanın hem kendini hem de karşısındakini tanıması gerektiğini vurgular. Savaşların inceden planlanması gerektiğini sıkça ifade eden Sun Tzu, gizliliğin ve asker moralinin başarıya giden yolda ne derece önemli olduğunu belirtir. Başarılı bir Çin komutanı olan Sun Tzu, kitabında üstü kapalı bir biçimde aslında hayatın ne denli yollar ve varyasyonlar içerdiğini anlatmaktadır. Savaşta zafer olsa bile, geçen uzun zaman asker ve komutanları yıpratmakta ve psikolojik birçok hasar bırakmaktadır. Savaş’ta esas olan galibiyet değil, kaybedilen vakittir. Çünkü hem ekonomik koşullar hem de halk direnci, zamanla seyrin en önemli iki unsuru haline gelir. Orduyu iyi idare eden kişi savaş gücünü ülkesinden, ikmalini düşmandan sağlar. Akıllı komutan yiyecek teminatını düşmandan almalıdır. Eğer sefer uzaktaysa, halk yoksullaşır. İşgalin en başarılısı ise savaşmadan düşmana boyun eğdirmektir. Bu nedenle en iyi askeri strateji taktiksel saldırıdır. Askerlikte kural, “10 katıysan kuşat, 5 katıysan saldır, 2 katıysan dağıt, eşitsen yenmeye çalış, az isen çekil, zayıf isen savaşmaktan
Savaş SanatıSun Tzu · Karbon Kitaplar Yayınları · 201949,5bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·206 syf.·
2026 64. kitabı
Sanırım uzun zamandır okuduğum en cesur metindi. Yenilenme, bir queer romanı. Cesur diyorum fakat bunu yalnızca içerdiği cinsel sahneler nedeniyle söylemiyorum; insanın en mahrem düşüncelerini, arzularını, korkularını ve utançlarını böylesine filtresiz bir şekilde ortaya koyabilmesi asıl cesaretini oluşturuyor. Greenwell okuru rahat ettirmeye çalışan bir yazar değil. Tam tersine, onu zaman zaman rahatsız eden, sorgulamaya zorlayan ve karakterinin zihninin en karanlık köşelerine kadar götüren bir anlatı kuruyor. Kitaba başlamadan önce Garth Greenwell’in önceki romanı “Sana Ait Bir Şey”i okumadığım için bu durumun okuma deneyimimi olumsuz etkileyeceğini düşünmüştüm çünkü iki kitap arasında bağlantılar olduğu söyleniyor. Ancak Yenilenme, tek başına da rahatlıkla okunabilecek bir eser. Evet, bazı geçmiş olayların gölgesi hissediliyor ama Greenwell karakterinin bugünkü hâline odaklandığı için hikâyeyi takip etmekte hiçbir zorluk yaşamadım. Hatta romanın parçalı yapısı nedeniyle anlatıcının geçmişini bilmemek, karakteri adım adım tanımama da katkı sağladı. Romanın merkezinde Sofya’da yaşayan Amerikalı bir öğretmen bulunuyor. İsmi verilmeyen bu anlatıcı aracılığıyla aşkı, arzuyu, yalnızlığı, aidiyet duygusunu ve yabancılaşmayı izliyoruz. Yazar, bir queer roman olarak zaten toplumsal olarak hâlâ çeşitli önyargılarla karşılaşan bir deneyimi merkeze alıyor ama Greenwell’in cesareti yalnızca bundan ibaret değil. Asıl cesur olan, karakterinin arzularını, çelişkilerini, utançlarını ve zaaflarını saklamadan ortaya koyabilmesi. Bence en belirgin tema utançtı. Anlatıcının yaşadığı pek çok deneyimin altında, toplum tarafından öğretilmiş ya da zamanla içselleştirilmiş bir utanç duygusu hissediliyor. Ancak Greenwell bu duyguyu yargılamıyor. Aksine, onun kökenine inmeye çalışıyor.
1000Kitap
YenilenmeGarth Greenwell · Livera Yayınevi · 20262 okunma
6/10
·328 syf.··
2026 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 09:58
Yani bu kadar soft bir hikaye nasıl bu kadar hayal kırıklığına uğratacak şekilde devam ettirip ve apar topar bir mutlu final yazılabilir ki. Çok üzgünüm çok sevmiştim gerçekten bu puan biraz da olsa sevdiğimden kaynaklı.
Her Yazın ArdındanCarley Fortune · Nemesis Kitap · 2023600 okunma
Spoiler içerir, kitap bittikten sonra okumanızı öneririm.
8/10
·280 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:58
Dava, belli bir olay örgüsü barındırmamasına rağmen Kafka'nın modern dünyayı, otoriteyi ve insanın varoluşsal suçluluğunu sorguladığı/sorgulattığı bir başyapıt. İncelemem biraz uzun olabilir çünkü yoğun bir içerikle ilgili yazıyorum. Kitabın arka kapağında bu eserin distopik bir evrendeki hukuk sistemini anlattığı yazıyordu. Kitabı okudukça, aslında son derece realitenin içinden geçen bir roman olduğunu fark ettim. Kitap, Kafka'nın âdeti olduğu üzere "bir sabah aniden" gelişen bir olayla başlar. İki memur, karakterimiz Josef K.nın evine gelirler ve ona artık "tutuklu" olduğunu söylerler. Fakat K., suçunun ne olduğunu asla öğrenemez. Neyle suçlandığını, ne yapması gerektiğini hiç bilmeden bir girdabın içine çekilir. Burada garip olan şudur ki, Josef K. tutukludur ancak yine günlük yaşamına devam etmesine izin verilir yani görünürde bir değişiklik yoktur. İşe gider, evine döner, hayatını temelli değiştiren bir unsur değildir tutukluluğu. Fakat tüm sayfalarda görünmez bir otoritenin gücü dolaşmaya devam eder. Düşünün ki suç yok, suçluluk hissi var. Hangi suçtan yargılandığını K. başta olmak üzere kimsenin bilmediği, sürecin nasıl işleneceği konusunda herkesin bir fikir sahibi olduğu fakat kimsenin hiçbir şeyi düzgünce bilmediği bir ortamda, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan ve bu düzlemde kendisine yabancılaşan karakterimize bizler de eşlik ediyoruz. Kitap ilerledikçe bizler asla bu hukuk sistemi içerisinde 'tam bir aklanma'nın da mümkün olmadığını öğreniyoruz. Yani kişi ne kadar suçsuz olursa olsun, dava bir kere başladı mı artık paçasını asla tamamen kurtaramayacaktır. Kendini kurtarmak için uğraştıkça hukuk sistemine köle olacak, uğraşmadığı takdirde de ezilip gidecektir. En kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir diyen bir yazar vardı, bu söz örgüde çok sık geldi
DavaFranz Kafka · Flipper Yayıncılık · 201863,9bin okunma
10/10
·312 syf.·
2026 30. kitabı
“Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar yaşanır.” Gibi klişe bir cümle vardır ya hani… Aşkın Celladı benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Başlangıçta aşk hikâyelerinden oluşan bir terapi kitabı sanmıştım ama yanıldım. Basit bir aşk kitabı ya da ilginç vakaların anlatıldığı bir psikoloji kitabı değil. Bu kitap; yas, yalnızlık, utanç, özsaygı, ölüm korkusu, sevilme ihtiyacı ve insanın kendine anlattığı hikâyeler üzerine yazılmış. BURADAN SONRA BENİ EN ÇOK ETKİLEYEN KARAKTERLERLERLE İLGİLİ YORUMLAR BULUNMAKTADIR. Thelma’da aşkın bazen bir kişiden çok o kişinin bize hissettireceklerine duyulan özlem olabileceğini düşündüm. Ayrıca Thelma’nın terapistinin de kendi terapi sürecinde olmadan bir başkasını terapiye almasının zararlarını gördüm. Yalom’un bir terapist olarak Thelma ve Matthew’i yüzleştirmeye zorlaması, ama bunun hiç işe yaramaması ve Yalom’un kendini eleştirmesine hayran kaldım. Carlos’ta “Ben ayakkabılarım değilim.” ve “Herkesin bir kalbi var.” cümleleriyle insanın değişebilme gücüne bayıldım. Başlangıçta “Sapık bu adam” dediğim adamın geçirdiği değişim şok etti. Betty beni en çok sarsan karakter oldu. Babasını kaybettikten sonra kilo alması, kendini sevilmeye layık görmemesi ve içindeki acımasız ses beni kendi hayatımla yüzleştirdi. Belki de ilk kez bedenime başka bir gözle bakmaya başladım. Ayrıca burada beni etkileyen bambaşka bir şey oldu. Yalom’un şişman kadınlara karşı duyduğu önyargı ve bunun sürece yansımaları. Terapistler de insan ve bu önyargılara bakmak kıymetli. İkisi açısından da geliştirici bir süreçti. Penny’de bir insanın yalnızca sevdiği kişiyi değil, onunla birlikte kurduğu hayalleri de kaybedebileceğini gördüm. Yanlış çocuk öldü, doğru hayalleri öldü. Ve bu yas onun 2 oğluyla ilişkisini zedeledi. Süreç Penny ve çocukları
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi ÖyküleriIrvin D. Yalom · Remzi Kitabevi · 20199,4bin okunma