“… önüne gelene boyun eğmesinin, sürekli iyi dileklerde bulunmasının, çevresinin sinirini bozan ezikliğinin altında, kökleri çocukluğuna kadar uzanan ağır suçluluk duyguları kaynıyordu.”
Yüzün gözümün önüne gelince, çevremdeki insanlara önem vermeye başlıyorum yeniden. Birtakım şeylere değer verir oluyorum, pek huyum değildir oysa. Senin yerine, senin artık bilmediğin şeyden yararlanıyorum. Ölerek, beni daha canlı kıldın.
Fakat benim duyduğum en aşağılayıcı şey. İnsanın yürekten inanarak yaptığı bir şeyi saklamak veya inkâr etmek zorunda kalması! Sevinmeniz gerekirken utanç duyuyorsunuz!
Kalbimi kimseye anlatamadım. Beni deli, çocuk, saf sananlar oldu. Oysa ben sadece temiz kalmak istedim. Dünyanın kirinden arınmış, sade bir kalp taşımak... Ama anladım ki, saf olmak bazen en büyük suç. Çünkü insanlar, anlamadıklarını yok sayıyorlar.