Muhtemelen bundan önceki paragraflan okurken bazı okurlar sandalyelerinde huzursuzca kıpırdandılar. Bugün çoğumuz böyle tepki verecek
şekilde eğitiliyoruz. Hammurabi Kanunlan’nın bir mit olduğunu kabul
etmek kolaydır, ama insan haklarının da aynı şekilde bir mit olduğunu
duymayı istemeyiz. Eğer insanlar insan haklarının sadece hayallerinde
yaşadığını fark ederse toplumumuzun çökme ihtimali ortaya çıkmaz mı?
Yoltaire Tann hakkında, “Tanrı yoktur ama bunu sakın hizmetkarıma
söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür,” demiştir. Hammurabi aynı
sını hiyerarşi ilkesi hakkında, Thomas Jefferson da insan hakları için söylerdi. Homo sapiens’in doğal hakları yoktur, tıpkı örümcekler, sırtlanlar
ve şempanzelerin doğal haklan olmadığı gibi; ama bunu hizmetkarları
mıza söylememeliyiz, yoksa geceleyin bizi öldürürler.
Bu tip korkular çok anlaşılabilirdir. Doğal düzen, istikrarlı düzendir.
İnsanlar yarından itibaren varlığına inanmayı bıraksalar bile, yerçekiminin ortadan kalkma ihtimali yoktur. Buna karşın, hayali bir düzen her
zaman çökme ihtimaliyle karşı karşıyadır, çünkü varlığı mitlere bağlı
dır ve mitler insanlar onlara inanmayı bıraktığı anda çökerler. Hayali bir
düzeni korumak, sürekli ve büyük bir çaba gerekir. Bu çabaların bazıları şiddet ve zorlama biçimindedir. Ordular, polis kuvvetleri, mahkemeler
ve hapishaneler kesintisiz olarak insanların hayali düzene uygun olarak
davranmasını sağlamak için çalışırlar. Eğer bir Babilli komşusunun gözü
nü çıkarırsa, “kısasa kısas” kanununu uygulamak için bir miktar şiddet
gerekli oluyordu. 1860’da Amerikan vatandaşlarının çoğu Afrikalı kölelerin de insan olduklarını ve dolayısıyla özgürlük hakkından faydalanmaları gerektiğini düşündüğünde, Güney eyaletlerini ikna etmeleri bir
içsavaşa mâl olmuştu.
Öte yandan, hayali bir düzen