Puan vermedi·192 syf.··
2026 23. kitabı
Her gün aynı saatte uyanıp, aynı kaldırımlarda yürüyen, aynı sahte nezaketlerle günü kurtaran o "çoğunluğun" arasında, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı bir yerlerde durmuş, sadece bize bakıyor gibi. Kitabı bitirdiğimde içimde kalan ilk duygu, tanıdık bir kırgınlık oldu. Sanki C. ile bir barda karşılıklı oturmuşuz da, o hiç konuşmadan sadece bardağına bakarak dünyaya karşı o muazzam, o sessiz protestosunu gerçekleştiriyormuş gibi hissettim. ​Aylak Adam, sadece bir adamın İstanbul sokaklarındaki avareliğini anlatmıyor; asıl mesele, ruhun o hiçbir kalıba sığmayan evsizliği. Karakterimiz C., modern dünyanın bize birer "başarı" veya "görev" diye dayattığı her şeyi elinin tersiyle itiyor. Evlenmek, bir iş sahibi olmak, sabah sekiz akşam beş düzenine boyun eğmek… Ona göre tüm bunlar, insanın kendi samimiyetsizliğine bulduğu konforlu kılıflardan ibaret. Çoğunluk olmanın getirdiği o uyuşuk güven duygusunu reddediyor. Çünkü biliyor ki, herkes gibi olmak, aslında herkesin ortak olduğu o büyük yalana göz yummak demek. ​Kitabın felsefi damarı tam da bu noktada, "tutamak" kavramında gizli. C., hayata tutunacak sahte bir dal aramıyor. Para, mevki ya da alışkanlıkların getirdiği o sahte güvenli alanlar onun ruhunu doyurmaya yetmiyor. O, her şeyiyle gerçek, pürüzsüz ve mutlak bir bağ arayışında. İşte trajedisi de burada başlıyor: Dünyada her şeyin bir piyasası, bir karşılığı varken, o karşılıksız ve hesapsız bir sevginin peşine düşüyor. Haliyle, sarsılan iyi niyetinin ve kırılan güveninin enkazı altında kalıyor. İnsanların arasına her karıştığında, o derin yalnızlığı daha da katmerleniyor. Sustuğu anlar, aslında bu dünyaya söyleyecek hiçbir sözünün kalmadığı, kelimelerin bile sahteleştiğini anladığı o kırılma noktaları. ​Yusuf Atılgan, öyle ağdalı, yukarıdan bakan bir dille de yapmıyor
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
7/10
·250 syf.··
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:04
#KitapYorum #TekBaşına #VolkanSönmez #DokuzYayınları #Roman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Dokuz Yayınları'ndan çıkan, Volkan Sönmez’e ait, "TEK BAŞINA" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım. Bazı kitaplar ağrı kesici gibidir. Hani mental olarak yorgun, canınız hiçbirşey çekmediğinde, ayaktasınız ama beyniniz uyuşuk, aklınız milyon km. hızla galaksiden çıkmış Venüs'e ev kuracak bir uçuklukta uçmuşsa, kalbiniz yaşam sınırları kıvamındaysa, zorla işe güce sardıysanız, değişken zatı muhterem havalar da "yat kalkma" modunu telkin etmişse, hangi kitapla nişanlansak diyorsanız işte karşınızda "TEK BAŞINA" sahnede. Bir buyur gel hizzasında, el ediyor karşı şeritte. Yani anlayacağınız yanınızdan ayırmadan her boşlukta bu kitapla sarmaş dolaş olacağınız garanti. En azından ben hayatlar sanayi, hayâller Hawai halleri etiketi ile dolaşırken, ne yesem, ne içsem, hangi kitap beynimde atık depo kirleri temizler, bi de güzel kese atar, mis gibi güne güneş gibi güller açar yanaklarımda derken bu kitapla hemhal oldum. O ağır kanlılık gitti, olimpik havuzdan çıkmış yüzücüye döndüm desem yeri. Okuma hızım düzeldi, performansım yenilendi. Artık ağır, ağdalı, anlaktan azade ne kadar cümle kitap varsa hepsini bohçaladım memleketine yolladım. Efendim bendeki haleti ruhiye bu hallerdeydi. Şimdi konu penceresi'nden bakalım, orada havalar nasıl?!.. Hayatını dürüstlük, sevgi ve erdem üzerine kuran Okan, bir anda kendisini her şeyini kaybetmiş halde bulur. İşinden kovulur, eşinden ayrılır. Güvenli limanlarını yitiren kahramanımız, modern dünyanın acımasız gerçekleriyle yüzleşirken hem geçmişiyle hem de kendi benliğiyle hesaplaşmak zorunda kalır. Büyük mücadeleler verir. Maddi ve manevi tüm kalelerini kaybeden Okan, erdemsizliğin prim yaptığı vahşi dünyada tamamen "tek başına" kalır.
Tek BaşınaVolkan Sönmez · 2022702 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·335 syf.··
2026 111. kitabı
Geleneksel ahlakın, kalıplaşmış inançların ve sürü psikolojisinin ötesine geçerek insanın kendi özgürlüğünü inşa etme çabasını anlatan sarsıcı bir felsefi çığlık. Nietzsche, Zerdüşt'ün ağzından insanlığın uyuşuk ruhuna öyle sert ve şiirsel darbeler indiriyor ki, kendinizi kaçınılmaz bir içsel dönüşümün eşiğinde buluyorsunuz.
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
9/10
·622 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 00:31
Yüzyıllar boyunca “tembelliği” ile bilinen Oblomov karakteri yalnızca uyuşuk bir insan tiplemesi değil, aynı zamanda toplumsal ataleti temsil eden bir semboldür. Yazar, dönemin kapitalist düzene uyum sağlayamayan, pasifleşmiş ve yabancılaşmış insanını eleştirmek için böyle bir karakter oluşturmuştur. Bu bağlamda Oblomov detaylı olarak incelendiğinde, onun eylemsizliği basit bir “tembellik” olmaktan ziyade bir düşünce yapısı ve yaşayış biçimi olarak nitelendirilebilir. Oblomov, daha eserin en başında okuyucuyu yatakta karşılar; başında iki önemli problem olmasına karşın bu problemleri çözmek için harekete geçemez. Eylemleri yalnızca zihninde kalır. Oblomov’un problemler karşısındaki bu pasifliği, onun çocukluk yıllarına dayanır. Oblomovka’da geçen çocukluk yılları; uşaklar ve bakıcılar arasında, “el bebek gül bebek” bir şekilde geçmiştir. En küçük sorumlulukları bile başkaları tarafından yerine getirilerek büyütülmüştür. Kendi ayakkabı bağcığını bile bağlamadan büyüyen bu çocuk, yetişkinlik yıllarında da karşısına çıkan her sorunda yalnızca düşünmekle kalmakta, harekete geçememektedir. Oblomov sıkıntıları üzerine düşünürken dairesine gidip gelen arkadaşları vardır. Bu arkadaşlarının kimi derdini, kimi ise sevincini ve heyecanını Oblomov’a aktarır; ancak sıra onun kendi sorunlarını paylaşmasına ve fikir almasına geldiğinde, dostlarının ilgisinin azaldığı, onu tam anlamıyla dinlemeden ortamdan ayrıldıkları görülür. Bu durum, yalnızca bireysel bir ilgisizlikten ziyade dönemin toplumsal yapısına dair önemli bir eleştiri sunar. Yazar burada ilişkilerin ne kadar yüzeyselleştiğini, empatiden yoksun olduğunu okuyucuya sunar. Herkes kendi derdinin peşindedir; ancak kimse diğer insanların duygularına kulak vermemektedir. Eserde toplumsal eleştiri, Oblomov ile Ştolts’un temsil
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 00:00
Mercy Falls Kurtları üçlemesinin dünyasında geçen ancak serinin ana hikayesinden ayrıca ele alınmış ve Cole ile Isabel'e odaklanan Günahkâr serinin bir yan kitabıdır. Hikâye, Ebedi (Forever) kitabının bitiminden bir süre sonrasını anlatır. Sam ve Grace kendi mutlu sonlarını yaşarken, Isabel geçmişin (ölen kardeşi Jack'in ve dağılan ailesinin) hayaletlerinden kaçmak için Los Angeles'a, annesinin yanına taşınmıştır. Amacı, duygularını tamamen uyuşturmak, hiçbir şeye bağlanmamak ve bir "buz kraliçesi" maskesiyle hayatına devam etmektir. ​Ancak Isabel'in kurduğu bu uyuşuk düzen, Cole St. Clair'in şehre gelmesiyle paramparça olur. Eski bir rock yıldızı, eski bir uyuşturucu bağımlısı ve kendi isteğiyle kurtluğa bulaşmış dahi bir müzisyen olan Cole; Isabel'i geri kazanmak için Los Angeles'a inmiştir. Cole, sadece Isabel'i değil, aynı zamanda dağılan müzik kariyerini de toparlamak zorundadır. Bunun için kameraların hayatını 7/24 kaydettiği bir "reality show" programına katılmayı kabul eder. ​Kitap boyunca, Los Angeles'ın sahte yüzleri, paparazziler ve şöhretin acımasız dişlileri arasında; Cole'un içindeki "kurdu" ve "bağımlılığı" dizginleme çabasını okuruz. Isabel ise Cole'un yine kendi kendini yok edeceğine inandığı için ona yaklaşmaktan ölümüne korkmaktadır..
GünahkârMaggie Stiefvater · Pegasus Yayınları · 2017114 okunma
Oblomovluk
8/10
·622 syf.··
2026 7. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 15:51
Kitabın önsözünde de belirtildiği üzere bu kitapta önemli olan baş karakter Oblomov değil Oblomovluktur. Yazar Gonçarov başta İlya İlyiç Oblomov olmak üzere Eski Rusya’nın içinde bulunduğu durumun sosyolojik yapısını bir insan( Oblomov) üzerinden anlatmaya çalışmıştır. Bu kitap yalnızca sosyolojik bir tespit değil hastalığı teşhis ve aynı zamanda o dönemde yaşamış kişilere yapılan bir eleştiridir. Eski Rusya’yı Oblomov üzerinden gösterirken yazar, yaratmaya çalıştığı, batılılaşan Yeni Rusya’yı Oblomov’un en yakın arkadaşı Ştolts üzerinden temsil ediyor. Çok yakın iki arkadaş olmalarına rağmen iki zıt kişilik olduklarını ve birbirlerini hiç anlamayacakları gerçeğini de söyleyelim. İşin en ilginç yanlarından biri de iki arkadaşta çok farklı kişilikler olmalarına rağmen farklı zamanlarda Olga Sergeyevna adında güzel bir kadından hoşlanmaları hatta deliler gibi aşık olmaları. Genel olarak Oblomov yani İlya İlyiç’in asil bir ruha sahip, iyi bir insan olduğunu söyleyebiliriz fazlasıyla misafirperver, cömert lakin bir o kadar da uyuşuk, hayalperest, konfor alanını terk edemeyen, geleceğin belirsizliği altında ezilen ,gerçek hayattan oldukça kopuk, derebeyi olmasına rağmen karar vermekte zorlanan birisi. Derebeyleri her zaman büyük bir sıfata sahip olmuştur o dönemde, kendi nüfuzu altında yüzlerce köylü bulunmaktadır fakat Oblomov tam tersine çiftliğinden uzakta birkaç aracı ile çiftliğini yönetmeye çalışıyor aslında çalışmıyor da sadece ona gönderilen parayı alıyor desek daha doğru olur. Ştolts tam tersine belki Oblomov kadar asil bir ruha sahip değil ama düşünme ve çözüm üretme becerisi oldukça iyi, çalışkan, haklarını bilen birisi. Oblomovu değiştirme çabası takdire şayan lakin oldukça güç olduğu da aşikar. Her şeye hatta Oblomov’a rağmen dostunu düştüğü bu bataklıktan
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma