Herkese aynı hikâyeyi anlattım: "Kocamı çok seviyordum. O da beni. Ama çocuğu olmuyordu eşimin, çok istiyordu ama çocuğu olmuyordu. Bunun üstesinden gelemedi, ayılmak istedi. Evliliğim bittiği için çok üzgünüm, en çok da onun için üzgü nüm. Bütün infertilite yöntemlerini denedik ama olmadı. Evlat edinelim dedim, kabul etmedi. Kendini yetersiz hissediyordu. Bununla baş edemedi. Onu çok özlüyorum. Kendime de üzülü yorum ama en çok Mehmet'e üzülüyorum. O bensiz yapamaz."
"Üzgü-" diye başladı Ansel fakat Gabrielle başını iki yana sallayarak, omuzlarından dalga dalga inen kumral saçlarını huzursuz bir tavırla geriye attı.
"Yabancılar hep böyle der. Her zaman üzgün olduklarını söylerler, sanki onu öldürenler onlarmış gibi ama öldürmediler. Kar öldürdü ve sonra da Nicholina onun kalbini yedi.”
"Habil ile Kaabil, iki kardeş...
Tarih bize
Kardeşliği gösterir bir kanlı sahneyle
Ve o korkunç örnekle gözümüze lanetli
Bir gülüş gibi ürkütücü, çok öfkeli
Binlerce görüntüyü serer. İnsan
Suçsuz ve azarlanmış, günahkâr ve pişman,
Yüce yurdundan bu aşağılık kavga yerine,
Sonsuz bir üzgü ve sürekli bir sürgünle Gönderilirken, ona gizli bir bağırışla
<<Yüksel>> demiş; soyundan gelecek kuşağı da
Hem alçalmaya, hem çalışmaya tutsak eden, alçak"