Uzlaşma
Kahramanınızın mezarı başında durduğunuzda, Ya da onun öldüğü evsiz barksız bir köyün yakınında, Kalbinizin yeniden tutuşan gururuyla hatırlayın, Sadık ve cesur olan Alman askerlerini de. İnsanlar vahşiler gibi savaştı; ve iğrenç şeyler yapıldı: Ve sizler nefret beslediniz, sert ve körü körüne. Ama o Golgotha'da, belki de bulacaksınız Oğlunu öldüren adamların annelerini.
Bazı insanların çok basit ama o âna dek hiçbir şekilde kelimelere dökemediği bir duyguyu tarif edecek sözcükleri nihayet bulduğunda yaşadığı belli belirsiz, muhtemelen mikro kimyasal vecd anlarını -beyin dokusunun derinliklerinde titreşen küçük ışıkları- hatırlıyorum. Başkasının kelimeleri bilincinize bu şekilde sirayet ettiği zaman küçük, kavramsal ışık lekelerine dönüşüyorlar. İlla aydınlatıcı olmaları gerekmiyor. Karanlık bir koridorda çakılan bir kibrit, gece yarısı yatakta içilen sigaranın yanan ucu, sönmek üzere olan bir şöminenin közleri: Bunların hiçbirinin başka herhangi bir şeyi ortaya çıkaracak ışığı yoktur. Başkalarının kelimelerinin de öyle. Ama bazen ufacık bir ışık karanlığın, kendisini çevreleyen meçhul uzamın, bildiğimizi zannettiğimiz her şeyi bürüyen devasa cehaletin farkına varmanızı sağlayabilir. Ve o farkındalık, karanlıkla uzlaşma hayatımız boyunca toplayıp toplayabileceğimiz tüm olgusal bilgilerden çok daha değerlidir.
Sayfa 79
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Uzlaşmacı köle...
Alıştırmış olarak lise ve üniversiteden sonra bir iş yerinde çalışmaya başlanır ve "evlenene, hamile kalana veya ölene kadar orada çalışılır. Kişi kendisi için en yüksek noktaya ulaşana kadar iş yerinde kademe kademe yükselir. Eskiden her toplulukta nasıl uzlaştıysa kişinin iş yerinde de uzlaşma sağlaması beklenir.
Sayfa 229 - Çitlembik Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Düyunu Umumiye
1875’te, Türkiye borç yükümlülüklerini yerine getiremez duruma geldiğinde, derhal askeri çatışma başladı ve 1876’dan 1878’de Berlin Antlaşması’nın imzalanışı ına kadar sürdü. Ondan sonra gelen 36 yıl boyunca barış korundu. Bu akılalmaz barış İstanbul’da Düyunu umumiye kurulmasına yol açan 1881 Muharrem kararnamesi ile uygulandı. Büyük finans çevreleri, Türk maliyesinin tümünü idaresini üstlenmişlerdi. Sayısız kereler büyük devletler arasında uzlaşma sağladılar; bazen de doğrudan doğruya büyük devletlerin Siyasal aracılığını yaptılar. Her zaman alacaklının parasal çıkarlarının, olanak bulduğu zaman da Türkiye’den kar sağlamak isteyen kapitalistlerin çıkarlar korudular. Bütün bu işler, düyunu umumiye idaresinin, özel olarak alacakları temsil eden bir kuruluş değil, büyük finans çevrelerini yalnızca gayriresmi bir biçimde temsil eden Avrupa kamu yasasının bir organı olması dolayısıyla epeyce karmaşıklaştırmıştı. Ama özellikle bu iki dizeyi de içeren yapısı uluslararası finansın devrin Siyasal ve ekonomik örgütleri arasında uçurumu kapatabilmesini sağlıyordu. 
Sayfa 53·Kitabı okuyor
insanların Aslında bazı soyut düşüncelere boyun eğmekten başka bir şey yapmadıklarını anlayamayız. Kişinin hangi politik çizgide olduğunu burada bir önemi yoktur. Iktidar ilkesine göre yapılanmış bir kendilik her zaman, o sırada geçerli politik ideolojiyle uzlaşma içinde ve sorumluluk duygusuyla davrandığında ısrar edecektir. Ancak bu tür "sorumluluk sahibi" insanların, iktidar bir başka ele geçer geçmez bir yıl "sorumluluğu" ne kadar kolay bir yana itip başka bir noktaya girdiklerini gözlemlediğimizde böyle bir varoluşun asıl yapısı tüm yüzeyselliğiyle ortaya çıkar.
Sayfa 47 - Çitlembik Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Tarımı, hayvancılığı, tuğla, kâğıt, kumaş üretimini geliş tirenler milyonlarca emekçinin ruhunu, sağlığını, gıdasını ve barınma koşullarını iyileştirmeyi düşünmediler ve düşünmek istemediler. Halkın yaşamını, davranışlarını ve refahını kaderin keyfîliğine bıraktılar. Sanki bunun hiç kimseyi ilgilendirmediği, hiç kimsenin görevi olmadığı konusunda herkes hemfikir gibiydi. "Bildikleri gibi yaşamaya devam etsinler. Başlarına iyi bir şey gelirse ne âlâ, kötü zamanlarda ise sabırlı olsunlar." Her yerde ve her zaman halk kitleleri sabretmek, katlanmak zorunda bırakılır. Sabır, uzlaşma ve yoksunluklar kitlelerin bir nevi görevi haline gelmiştir. Pek çok konuda saldırıya uğramış, küçümsenmiştir halk. Her yerde ve her zaman,"Halk sarhoştur. İnsanlar tembel, çalışmak istemiyorlar. Insanlar kaba, açgözlü, acımasız," denir ve en iyi becerdikleri şeyin sabır olduğu söylenir. "Açlık çekiyor, donuyor, pislik içinde yaşıyor, yine de şikâyet etmiyor, sabrediyor."
Sayfa 76·Kitabı okuyor