AİDEN&RORY
Puan vermedi·448 syf.··
2026 9. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 14:28
Herkese merhaba.. 2 ay sonra geldim ölmedim ve yeniden buradayım :D felaket derece rs dönemine girmiştim ve sonra instagramda bu kitabın ai videosuyla karşılaşıp okumaya karar verdim. İyi de oldu uzun zaman sonra tekrardan kitap okumak iyi hissettirdi. Konumuzla gelecek olursak; Rus mafya prensesi ve buz patencisi Rory ve İrlanda mafyasının infazcısı ve buz hokey takımının kaptanı Aiden arasında geçiyor. Aiden Rory'nin kim olduğunu bilmeden bir saldırı sonucu Rory'i kaçırıyor. Sonradan kendisinin rus mafyasına ait olduğu anlaşılınca bir uzlaşma sonucu takas yapılıyor. Ama çiftimizin hikayesi bitiyor mu ? Asla.. Aiden Rory'nin peşini bırakmıyor ama arka tarafta Rory için İtalyanlarla planlanan görücü usulü bir evlilik vardır. Rory ise bundan kaçmak için her şeyi yapmaya hazırdır ve kendini birden Aiden'ın güvenli kollarında bulur. Şimdi öncelikle kendileri ai videosunda gördüğüm şekilde kafamda canlandığı için kitabı çok beğendim ama.. ama olaylar biraz yavaş ve eksik ilerledi. Her ne kadar klişe bir mafya kitabı olsa da konu çok daha güzel işlenebilirdi diye düşünüyorum. Serinin ikinci kitabı başka karakteri anlatıyor ama okur muyum emin değilim. Yine de kendisi beni rs'den çıkaran bir kitap olduğu için bir yıldızımı oradan veriyorum :D Bu şekilde inceleme yazmayı çok özlemişim ama kitap okumayı daha çok özlemişim.. Yazarın eline,emeğine,kalemine sağlık diyorum. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar. ÇokçaKalppp>>>>
1000Kitap
No Promises, No LiesA.J Wilding · Rose Onyx Press · 20252 okunma
Necip Mahfuz , Midak Sokağı
Puan vermedi·304 syf.··
2026 27. kitabı
Necip Mahfuz , Midak Sokağı Nobel ödüllü (Nobel edebiyat ödülünü alan ilk ve tek Müslüman -Arap yazardır Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un ikinci Dünya Savaşı sırasında Kahire’de Midak sokağı sakinleri arasında geçen toplumsal gerçeklik türünde yazdığı bir romandır. Necip Mahfuz ulusal solcu El-Akram gazetesinde 40 dile yakın yazı yazmıştır Romanlarında eserlerinde kahve kültürü önemli bir yer edinir Midak Sokağında da olaylar bir kahve etrafında şekillenir ki Necip mahfuzda sürekli gittiği iki kahve bulunmaktadır ve Necip mahfuz çok fazla gezmeyi sevmez kahire dışına da çıkmamıştır Kendisine Mısır’ın Balzac ı ve Mısır’ın Yaşar Kemal’i de denilmektedir Romanlarında genellikle sade bir dil kullanmıştır ağdalı dilden oldukça uzaktır Roman belli karakterleri odaklamak yerine sokakta yaşayan sokağın önde gelen tüm sakinlerine odaklanarak farklı bir deneyim sunar, bir nevi sokağı canlı bir organizmaya sokak sakin yerinde canlının uzuları gibi anlatmıştır. Kitabı okurken bir Kızılderili atasözü geldi aklıma” bir derede iki balık kavga ediyorsa oradan İngilizleri geçmiştir.” Savaş ve İngiliz askerlerinin varlığı babanın Oğla geçen geleneksel meslek anlayisini değersizleştirerek İngilizlere hizmet ederek daha iyi yaşam standartları sunarken onları köklerinden koparır İngilizlerin varlığı gençlerin batıya açılma isteği doğu batı çatışması beraberinde getirir yani gelenek ve medeniyetin çatışmasıdır, çünkü Midak sokağı sakinleri geleneksel yaşam biçimlerine bağlıdır ancak savaşın etkisiyle dış dünya sokan içine girer ve nüfuz eder bu da bir gerilime neden olur Kitapla işlenen diğer bir konuda sınıf atlama arzusudur kültürel uzlaşma karakterleri incelerken bunu daha net bir şekilde göreceğiz Kitap temel çatışmalar üzerinde kurulmuştur İnançlar ve kültürel uzlaşma Kanaat etme ve
Midak SokağıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20201,773 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kusursuz evlilik var mıdır?
Puan vermedi·166 syf.··
2026 34. kitabı
Merhaba sevgili okur, bugün karşınıza okurken sürekli "Yahu arkadaş, dertsiz başına dert açmak tam olarak budur!" diyerek kıkırdadığım, Domenico Starnone’nin trajikomik şaheseri Yanlış Hedef ile geldim. Sahi, soruyorum size: Sosyal medyadaki o "ideal çift" profillerinin arkasında gerçekten kusursuz bir evlilik var mıdır, yoksa o pürüzsüz görünen duvarların arkasında hepimizin halının altına süpürdüğü cinsten devasa çatlaklar mı gizlidir? Romanın zihnen feleği şaşmış anlatıcısı, tam da bu çatlakların üzerinde parmak uçlarında yürürken, modern çağın o en büyük dijital kabusunun başrolü oluveriyor: Eşine atması gereken o son derece masum mesajı, gidip yanlışlıkla iş arkadaşına gönderiyor! Hangimiz aceleyle mesaj yazarken o terli parmaklarla yanlış yere tıklayıp ufak çaplı kalp krizleri yaşamadık ki? Fakat asıl eğlence ve panik, bu yanlış anlaşılma fark edildikten sonra başlıyor; çünkü insan gerçekten evliliği, çocukları ve düzeniyle her şey mis gibi rayında giderken durduk yere kaosa aşerip, kendi eliyle hayatına nasıl böyle canlı bombalar bırakabilir, hayret ediyorsunuz. Muhtemelen hayattaki tüm hedeflere ulaşıp o sıcak koltuğa kurulunca insanın içine oturan o meşhur "Ee, yani bütün olay bu kadar mıydı?" (Evlilik) doyumsuzluğu ve beklentinin karşılanmadığı hissi, kesinlikle çağımızın en büyük trajikomik çıkmazı. Hedefi şaşıran minik bir mesajın, aslında hayat boyu neleri ıskaladığımızı gösteren dev bir ibret aynasına dönüşmesini izlemek... Kesinlikle nefis bir deneyimdi!"
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026191 okunma
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 20:47
Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir... Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum: =========================== ALINTI (linki yorumda sunulmuştur) “Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes... __Bu
Kitap İncelemesi
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202639 okunma
7/10
·300 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
Kur'an Tarihi üzerine okumalar yaparken bütünlüklü bir okuma olması adına İslam Tarihi'ni de bir göz okuyayım dedim. Elimdeki kitapları eritiyorum. Yıllar yılı okuduğumuz diğer kaynaklar olsun, kulak dolma bilgiler olsun zaten pek çok şey biliyormuşuz. Fakat Sünni tarihten çok Şii'lerin tarihi hakkında daha az bilgimiz var. Bu kitap biraz olsun o eksikliği gideriyor. Özellikle kitabın Oniki İmamcılar ve Nizariye (Hasan Sabbah'ın İsmailiye tarikatı) bölümlerini okudum. Alevilik hakkında daha kapsamlı bir okuma yapacağım için o bölümleri üstünkörü okudum. Kitabı okuyunca temelde şunu anlıyorsunuz. Şiilik tamamen eskatoloji, mehdinin gelişi ve Batıni bilgiler üzerine kurulu. Çok fazla bölünme var. Kimi grup on iki imama inanıyor. Kimisi dördüncü imamdan sonrasını tanımıyor (Zeydiler). Kimisi Cafer Sadık'un oğlu İsmail'den sonrasını tanımıyor (İsmaililer). Ve herkes kendi imamının Mehdi olarak geleceğine inanıyor. Takiye kavramını çok sık duyuyoruz. Sünnilerden ve diğer devletlerden zulüm görmemek için kendi inançlarını gizleme olgusu. Şiilik ile Sünnilik arasındaki mücadele sadece siyasi olarak değil, itikadi olarak da çok derin ayrılıklara sebep olmuş. Oruç ayları, namaz vakitleri, inanç ritüelleri, halifelere olan bakış açısı... Özellikle İslam'ın ilk yüzyılı hakkında günümüze gelen çok az yazılı kayıt var. Bu yüzden Şiilik ve Sünnilik arasındaki ayrışmaların temel sebeplerini daha detaylı bilemiyoruz. Bu yüzden de yüzlerce yıldır uzlaşma sağlanamıyor.
Tarih
Şii İslam TarihiFarhad Daftary · Alfa Yayıncılık · 201646 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 147. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
"TÜRK TÖRESİ" "Menkıbelerin izahkâr rolüne gelince, bunu bilhassa ilhanlık dininde hakim olan il, Ak-Kemik tanınıyor, diğerleri Kara-Kemik itibar olunarak, bu ilin tâbiiyeti altına giriyorlar. Hâkim olan il’in Ak-Kemikliğini izah eden, işte bu menkıbelerdir. Hâkim olan il, velâyet-i âmmeyi hâiz olmak için, mukaddes olmak lâzım gelir. Mukaddes olmak için de, ya bir totemin, ya bir ilâhın sülâlesinden gelmesi şarttır. İlâh, kadınlara ya bir nur sütunu, yahut bir hayvan ve bazan da bir insan suretinde tecelli eder. Bunlardan birisinden gebe kalan bir kadın, ilâhzâdeler doğurur. Bunlardan türeyen bir ilin hâkimiyeti, velâyet-i âmmeyi hâiz addolunur." Bazı kitaplar vardır, okunduktan sonra kenara kaldırılıp unutulur. Bazıları ise zihninize kazınır, bizi sorgulamaya iter, kim olduğumuza dair içimizde bir şeyleri yeniden düzenler. Ziya Gökalp’in Türk Töresi işte tam olarak ikincisi. Bu eser, âdeta Türk düşüncesinin vicdanında yankılanan bir çağrı. Gökalp’in en büyük başarılarından biri, “töre” kavramını dar bir gelenek dizgesi olmaktan çıkarıp onu bir kültürel bilinç olarak yeniden tanımlamasıdır. Ona göre töre, bir milletin tarih boyunca süregelen ahlaki, toplumsal ve ruhsal kodlarının toplamıdır. Yani sadece “büyüklerimiz böyle yapmış” diye devam ettirilen alışkanlıklar değil; bir milletin özünü, duruşunu ve dünya görüşünü belirleyen derin bir bilinç hali. Eser böylelikle, Türk toplumunun modernleşme sürecinde köklerini kaybetmeden nasıl ilerleyebileceğini sorgulayan felsefi bir pusulaya dönüşüyor. Gökalp’e göre bir milletin yaşayabilmesi için sadece aynı soydan gelmek yetmez. Onu asıl güçlü ve kalıcı kılan, paylaşılan inanç, dil ve kültür birliğidir. Bu noktada “töre”, geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir köprü gibi işler. Onsuz bir geçmiş vardır ama bugüre taşınacak
Edebiyat
Türk TöresiZiya Gökalp · Temel Tarih Kitaplığı Yayınları · 20251,681 okunma