Sana başka zaman da söyledim patron, her insanın bir Cennet’i vardır, senin Cennetin kitaplar ve büyük mürekkep damacanalarıyla dolu olacak; bir başkasınınki konyak, uzo ve şarap varilleriyle dolu olsa gerek; birininki de yığınla İngiliz lirası.
Kapının mandalı tıkırdıyor ve içeri biri giriyor. Orta boylu, geniş göğüslü, sarışın, mavi gözlü. Onun kabatas­ lak resmini yapmışım. Ve o anda herkes bir ağızdan "Nah işte, Türk numarası yaparak kurtulanlardan biri." Kurtulmak için Türk numarası mı? Borazan sesi duymuş süvari atı gibi kulak kabartıyorum. Kendimi işitilmemişi dinlemeye hazırlıyorum. Ama bu utangaç Anadolu insanı kızarıyor, bir köşeye oturup susuyor. Çok geçmeden, bi­raz uzo, biraz sohbet derken ısındı ve hikayesine başladı; diğerleri gibi Turkofonos ama şark masalcısı! Sanki bana solo keman çalıyordu. Hepimiz pür dikkat susuyorduk. Anlattıklarının yarısından sonra, bu hikayeyi kaydetmem gerektiğini anladım ve yeniden not tutmaya başladım. Ar­tık onun temposunu kapmıştım.
Sayfa 78 - Belge yayınları 2003
Anı-Mektup-Günlük-Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ege adalarında yaşayanların pek sevdiği bir fıkra vardır. Yunan kökenli bir Amerikalı zengin tatile adaları ziyarete gelir. Bir akşamüzeri yürüyüş yaparken bir taşa oturmuş, elinde uzosu, batan güneşi seyreden bir ihtiyarla karşılaşır. Amerikalı, adamın arkasındaki tepede büyüyen zeytin ağaçlarının bakımsızlığını fark eder. Ağaçlardan bir sürü zeytin yere dökülmüştür. İhtiyara zeytinlerin kime ait olduklarını sorar. “Bana,” der ihtiyar. “Ee, toplamıyor musun zeytinleri?” der Amerikalı. “Canım çekince gidip alırım istediğim kadarını.” “İyi ama ağaçlara bakarsan zeytinleri tam olgunlaştığında toplayıp satabilirsin; farkında değil misin yoksa? Amerika’da herkes saf zeytinyağına bayılır ve ciddi para öder.” “Parayı ne yapacağım ben?” der ihtiyar. “Kocaman bir ev alırsın; bir sürü uşağın olur...” “Sonra ne yapacağım?” “Sonra canın ne isterse yaparsın işte!” “Ha, uzo içip günbatımını seyretmek gibi mi mesela?”
Sana başka zaman da söyledim patron, her insanın bir Cennet'i vardır, senin Cennetin kitaplar ve büyük mürekkep damacanalarıyla dolu olacak; bir başkasınınki konyak, uzo ve şarap varilleriyle dolu olsa gerek; birininki de yığınla İngiliz lirası. Benim Cennetim ise şu: alacalı entarileri, kokulu sabunları, iki kişilik sustalı karyolası olan, kokulu, küçük bir oda ve yanımda dişilik...
Güzeldir Selanik
İmparatorluğun bu en Avrupalı şehri, deniz, imbat, balık, rakı, uzo bazen de ihtilal ve barut kokardı.
Sayfa 33
Yunan kökenli bir Amerikalı zengin tatile adaları ziyarete gelir. Bir akşamüzeri yürüyüş yaparken bir taşa oturmus, elinde uzosu, batan güneşi seyreden bir ihtiyarla karşılaşır. Amerikali, adamın arkasındaki tepede büyüyen zeytin ağaclarının bakımsızlığını fark eder. Ağaçlardan bir sürü zeytin yere dökülmüstür. İhtiyara zeytinlerin kime ait olduklarını sorar. "Bana," der ihtiyar. "Ee, toplamıyor musun zeytinleri?" der Amerikalı. "Canım çekince gidip alırım istediğim kadarını." "İyi ama ağaçlara bakarsan zeytinleri tam olgunlaştığında toplayıp satabilirsin; farkında değil misin yoksa? Amerikada herkes saf zeytinyağına bayılır ve ciddi para öder." "Parayı ne yapacağım ben?" der ihtiyar. "Kocaman bir ev alırsın; bir sürü uşağın olur..." "Sonra ne yapacağım?" "Sonra canın ne isterse yaparsın işte!" "Ha, uzo içip günbatımını seyretmek gibi mi mesela?"
Sayfa 30·Kitabı okudu