Ma çawa ez ê hej jê nekim yade. Ev çêlîkê insana ku bûye lepek hestiye be çerm, ma çi nayîne bîra min. Çi ferqa vî û welatê min ji hev heye? Feqîr, tazî, nesax û xurandî. Yadê ma min çima xwend? Çima Yûrde Dîcle ez dam xwendin? Ma ji bo ku ez jî di nav van qesaban kevim an hij ji Silo bikim û vî ji vî halî xelas bikim?
kendisini anlamamış olmalarına, hatta onun idealist cephesi bakımından
anlaşılmaya başladığı devrin bile, ancak filozoftan yüz yıl sonra gelebilmiş
olmasına şaşmamalıdır. Realist cephesinin anlaşılması ise, ancak zama-
nınmda mümkün olmuştur. Böyle bir eser karşısında felsefe tarihi için
ilk ödev, onun nasıl doğduğunu, hangi tarihi postulatlara dayandığını
incelemektir. Onun için, yontulmuş bir kristal denebilir. Spinoza'nm ki-
şiliği, hayatının incelikleri ve felsefi gelişmesi belki de, bu sanat eserinin
anlaşılmasına yardım eder. O kadar orijinal olan bu kadroda toplanan
türlü türlü muhtevanın yazarın kişiliğince bütünlüğü ile birleştirilmiş ve
eritilmiş olduğundan azıcık bile şüphe edilemez. Bir de sisteme ait yapıla-
cak analiz, yazarın bu görüşleri ve elemanları nasıl yoğurduğunu ve özüm-
sediğini gösterecektir.
Benoit Spinoza, Yahudi adı olarak Baruch, 24 Kasım 1632'de Amster-
dam'da doğdu. Asılları İspanyol Yahudisi olan ana babası engizisyondan
kaçarak oraya sığınmışlardı. Tanrı vergisi çok olan çocuk ilköğretimini
bu şehrin yüksek Yahudi okulunda aldı. Orada T almud ve Ortaçağ Yahudi
felsefesi öğrendi. Böylece düşüncesinin esaslı eğilimlerinden birinin temeli
kuruldu. Bu da tek sonsuz varlık olarak anlaşılan Tanrı düşüncesini savun-
mak, geliştirmek eğilimi idi. Nitekim bu fikir yaygın olan bütün yüksek
dinlerde, özel olarak Yahudi dininde görülmektedir. Doğudan gelen bu
mistik eğilim onda sabit temeli meydana getirdi. Ve kendisine bütün
düşüncesinin karakteri olan yönü ve açık yönetimi verdi. O daha pek
genç yaşta Musa dininin theologie'sinden şüphe etmeye başladı. Bu hali
Yahudi kelamcılarının kendisine düşman olmalarına sebep oldu, en son-
ra onu syruıgogue'dan uzaklaştırdılar. Fikir ufkunu genişletmek ihtiyacını
duyuyordu ve böylece Grek, Latin felsefe ve
Said-i Nursi, silahla olmasa da propaganda ve örgütlenme
çalışmalarıyla Şeyh Sait İsyanı'na destek olduğunu şöyle itiraf
etmiştir: "Daha sonra bana denildi ki: 'Kardeşim Şeyh Sait üzerine
küfr-i mutlak karşısında silahıyla elhad etmek vacip oldu. O
silahı ile küfr-i mutlakı kaldırdı. Cühl-i mutlak kaldı. Cühl-i
mutlak kaldınnak için kaleminle cihat etmek de senin üzerine
vacip oldu'. Ben de cühl-i mutlak karşısında kalemimle cihat
ettim. ,,
Aynı görüşmede Said-i Nursi, şunları da söylemiştir:
"Kardeşim Şeyh Sait, kıyama başladığı zaman Van'da mağarada idim. Kendisine bir mektup yolladım. Mektubumun cevabını alamadan duydum ki, kardeşim Şeyh Sait ayaklanmıştır.
Düşündüm ki, mağaramdan çıksam bile bir fay dam olmazdı.
Sonra beni mağaramda yakalayıp sürgüne gönderdiler. Altı yıl
süre ile dizlerime vurarak esef çekip memleketimizde fiili olarak yapılan mukaddes cihaddan mahru.m kaldım. "
Şeyh Sait İsyanı öncesinde başta Şeyh Sait olmak üzere isyanın elebaşlarıyla görüşen Said-i Nursi, isyan sırasında Şeyh
Sait'in yanında savaşamamaktan büyük üzüntü duyduğunu şöyle ifade etmiştir:
"Hapishane ve sürgünler benim elimi kolumu bağladı ...
'Ben niçin Diyerbekir'de şehit edilen 46 kişinin içinde yoktum?'
diye kederler ve gamlarla teessürümle ağladım. '