Şimdi Meryem, ne o konu komşunun çekiştirildiği sohbetleri dinleyebiliyor, ne onlarla birlikte çişe gidebiliyor, ne de mutfakta onlarla yemek yiyebiliyordu. Van gölünden gelen balıkları yemeye de hakkı yoktu. Göl sodalı olduğu için balık yetişmez ama nehrin döküldüğü yerde, Erciş'te çıkan inci kefalinin lezzetine de doyum olmazdı doğrusu. Bu balıkları tenekelere basıp tuzlarlar ve yıl boyunca yerlerdi. Ama şimdi, bu dünyada eğlence namına bildiği ne varsa hepsi kesilmiş, tümünden mahrum kalmıştı.
"Meydan kazanı kuruldu, Bebekleri kaynatıldı; Gün görmedik hanımları, Süngü ile oynattılar!" Adana'nın Saimbeyli İlçesi'ndeki Ermeni vahşetini anlatan yukarıdaki dörtlük, devlet çöktükten sonra Türk Milleti'nin başına gelen sonsuz felâketlerin şiirsel ifadesini özetlemektedir. Fransız İşgal Kuvvetleri'nden cesaret alan Ermeniler kendilerine vaadedilen toprakları ele geçirmek için bir sabah erkenden kalkıp, 900 yıllık komşularını öldürmeye başlarlar. Kadınlar ve genç kızlar, silah zoruyla getirilip Hükümet Konağına doldurulur. Çocuklar ve bebekler analarının kucaklarından alınıp, kazanlarda pişirilir, sonra tepsilere dizilerek analarının önüne konulur. Yukarıdaki ezgi, Melek Hatun adındaki bahtsız bir Türk kadının kızıl Afife için yazdığı 20 dörtlükten biridir. Aynı ilçeden bir görgü şahidi, Kürt Genco'nun nasıl öldürüldüğünü, değerli araştırmacı Cezmi Yurtsever'e şöyle anlatmıştır: "... Genco başçavuşu yakaladılar. Hükümet Konağı'nın olduğu meydana getirdiler. El ve ayaklarını bir çınar ağacına çiviyle bağladılar, (yâni el ve ayaklarından ağaca çakılılar) Başaşağı, koyun yüzer gibi derisini yüzerek öldürdüler." İnsanı ürperten bu vahşet sahneleri hemen hemen Anadolu'nun işgal görmüş bütün şehirlerinde ya Fransızların, ya İngilizlerin, ya da Rusların gözü önünde yaşanmıştır! Yâni bugün bizi soykırım yapmakla suçlayanlar da parlâmentolarında soykırım kararlarını kabul edenler de aslında Türkler'e karşı soykırım yapanlardır! Biliyoruz ki, Ruslar Doğu'da, İngilizler ve Fransızlar Güney'de Türkler'in elindeki derme çatma savunma araçlarını aldıktan sonra Ermenileri silâhlandırıp, kadınların, çocukların ve yaşlıların üzerine sevketmişlerdir. Batıanadolu'da Yunan birliklerinin vahşetini onaylayan İngiltere, Musul'da Ermenilere ilaveten Nasturileri de Türkler'i yoketmeleri
Sayfa 297 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
EŞKİYA VAN'A HÜKÜMDAR OLUNCA
Çanakkale Savaşları'nın en yoğun olduğu günlerde güneyde İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler, doğu cephesinde de gönüllü olarak Rusların emri altına girdiler. Rusya'nın Van Konsolosu Temren'in, Rus Sefiri'ne yolladığı rapordan anlıyoruz ki, Rusların Van'ı işgal plânı 1908'de başlamıştı. Temren, yeraltı su tesisatında yakalanan 12 Ermeni komitacı arasında Rus tebalıların da bulunduklarını bildiriyor ve ne yapması gerektiğini soruyordu. O'na ne cevap verildi bilmiyoruz. Fakat bir süre sonra nerede ipten kazıktan kurtulmuş öğretmen, papaz, milletvekili, müfettiş türünden câni ruhlu Ermeni maceraperesti varsa, Rusların yönetip yönlendirdiği dünya âlemce bilinen Taşnak Komitası'nın Van Şubesi'ne doluştu! Elebaşıları iki kişiydi: İşhan ve Aram. Her iki sergerde de Kafkas Erinenisıydi. Bunlardan Aram Manukyan, bir Kafkas kasabası olan Şusta'da doğmuş, ilk ve orta tahsilini yaptığı Ermeni okulundan eşkıya olarak mezun olup, dağlara çıkmıştı. Batum'da Alev Basyan tarafından şehit edilen Van Valisi Ali Rıza Paşa'nın katli olayına azmettirici olarak karıştığı için yakalanıp, idama mahkûm edilmiş, tam asılacağı sırada Meşrutiyet imdadına yetişmişti. Alla paçayı kurtarmış bir müddet yine öğretmenlik yapmış, fakat sonra gene dağa çıkmıştı. İşhan adındaki öteki sergerde Rusya'da işlediği suçlardan dolayı idama mahkum olmuş, o da Türkiye'ye kaçarak canını kurtarmıştı. Meşrutiyet'ten sonra Van'ın kaderi bu iki serseri ile bu serserilerden pek de farkları olmayan bizim iki Van Mebusu'nun eline geçti: Lüzumsuz isimlerinden sıkça bahsettiğimiz. Vremyan ve Papazyan! Van İsyanı'nı Ruslar adına örgütleyen bu adamlar, Akdamar Adası'ndaki Ruhban Okulu'nu kapattılar, okula sarf edilmek için gönderilen paraya elkoydular. Örgüt militanlarını Ermeni köylerine öğretmen ve papaz tayin
Sayfa 207 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
"ANADOLU'DA YARIM MİLYON ERMENİ VARDIR MAJESTE"
Soykırım yapmakla suçlandığımız için Ermeni sorununun henüz zuhur etmediği tarihlerdeki Ermeni nüfusuna dair birkaç not vermek istiyoruz. Napolyon Bonapart'ın elçisi olarak İstanbul'da bulunan Mareşal Sebastiani'nin raporu, azınlıklar hakkında ilgi çekici bilgiler ihtiva etmektedir. Napolyon'un istediği raporu yazmadan önce casusları vasıtasıyla imparatorluk coğrafyasında incelemeler yaptırdığını bildiğimiz Sebastiani, İstanbul'da 40 bin Ermeninin bulunduğundan bahsetmektedir. Sebastiani, 12 Temmuz 1808 tarihli söz konusu raporunda Anadolu'daki Ermeni sayısı hakkında da kralına şu bilgiyi vermektedir: - Majeste, Anadolu'nun Ermenistan dediğimiz bölgesinde de nihayet yarım milyon Ermeni yaşamaktadır! Türk İmparatorluğunun dağılmasında Ermenilerin de kullanılabileceği düşünülmeye başlanınca 3 milyon rakamının telaffuz edildiğini görüyoruz. Mareşal Sebastiani'nin raporundan yaklaşık 60 yıl sonra, 3 Kasım 1869'da, parlamentoda, Denis Cochin ve Jaures tarafından verilen soru önergesini cevaplandıran Hanotaux, "Osmanlı memleketlerindeki Ermenilerin kesinlikle 3 milyonu bulmadığını" söylemiştir. "Anadolu vilayetlerinde Ermenilerin çoğunluk olduğu bir nokta gösterilemez ki, Ermeniler orada özerklik kurabilsinler." diyen Hanotaux, Ermenilerin, nüfusun %13'ünden daha fazla olmadıklarını ifade etmiştir. Elimizde 1869 yılına ait bir rapor daha var. İngiliz Konsolosu Taylor, Erzurum'dan Kont Clarendon'a gönderdiği 19 Mart 1869 tarihli raporda, bâzı yerleşim birimleriyle ilgili bilgiler vermektedir. Taylor'un tesbitlerine göre Bitlis'te 45 bin 600 müslüman, 15 bin 200 hıristiyan vardır. Konsolos, Bitlis, Malazgirt, Bulanık, Çukur, Varto, Muş ve civarı için şu rakamları vermektedir: 86 bin 100 müslüman, 48 bin 300 hıristiyan! Aynı rapora göre Adilcevaz, Erciş, Mahmudiye, Şatak, Müks
Sayfa 149 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Helbest
BANA YÜREĞİNİ VER Bana yüreğini ver Bitsin vatan hasretim Bosa geçen kayıp zaman Nerede doğdum, yaşadım, öldüm Bir bir bilinsin.. Bana yüreğini ver Gözlerini Mardin eyleyeyim Dargeçit'te vurulmayasın ama Nusaybin'de yıkılmayasın... Bana yüreğini ver Seni gögüs kafesimde başkent eyleyeyim Sur'da ayaklarindan vurulmayasın Tahir gibi yere yığılmayasın ha! Bana yüreğini ver Van Gölü'nün maviliğinde özgürleşelim Erciş'ten Edremit'e kadar Sana yasak şiirler okuyayim akşamüstiü Ahlat'ta gün batana kadar... Azad Penaber
Sayfa 39 - Klaros·Kitabı okudu
Şiir
Nerede korku varsa orada saygı vardır demek yerine, nerede saygı varsa orada korku vardır demeliyiz. Ama korkunun olduğu yerde her zaman saygı yoktur, zira korku daha kapsayıcı bir kavramdır saygı ise onun bir parçasıdır.
Sayfa 39