Üç KİŞİLİK ÖRGÜT
Dördüncü sınıfı okutuyordum. Ders yılı sonunda bir gün koridorda beşinci sınıf öğretmenlerinden birine rastladım. Ağlamaklıydı. "Ne oldu, hoca?" diye sordum. "Benim öğrencilerden biri kaza geçirmiş. Hastanede." "Kötü mü durumu?" "Yok. Yakında iyileşecek." "Üzülme öyleyse," dedim. "Üzülme olur mu?" dedi. "Gitti kızın bir yılı. İki gün sonra sınavlar başlıyor; giremeyecek. Bütün dersleri 'Pekiyi'. Sınıfın en çalışkan, en zeki öğrencisiydi. Sınavlara giremeyince de sınıfta kalacak. Yazık. Önümüzdeki yıl sen okutursun artık. Sen beş yıl çalış, o yokluklar, yoksulluklar içinde pırıl pırıl bir öğrenci ol, sonra durup dururken bir kaza geçir, tam diplomanı alacakken gitsin bir yılın! Olacak iş değildi. "Kız diplomasını alacak," dedim. "Sen bana bırak." İki gün sonra benim çocuklardan birini yakaladım, beşinci sınıf yıl sonu sınavlarının yapıldığı odanın kapısına götürdüm. "Bekle burada," dedim.
İçeri girdim. Bizim öğretmen orada. Öğrenciler de. Bir başka öğretmen de, "mümeyyiz" olarak gelmiş. Yanına gittim. "Hoca," dedim, "benim işim yok. Sen git istersen. Yerine bakarım." "Hay sen çok yaşa," dedi hoca. Çekti gitti. Benim öğrenciyi sınıfa aldım. Arka sıralardan birine oturttum. Sınav kağıtları dağıtıldı. Kağıda kaza geçiren kızın adını yazdırdım. Sonra yanıtları. Yaptığım düpedüz sahtekarlıktı. Ama küçük bir kızın yaşamından pisi pisine, göz göre göre bir yıl çalınmasına da yüreğim elvermiyordu. Benim öğrenci bütün sınavlara girdi. Kaza geçiren kız da sınıfı geçti, mezun oldu. Beşinci sınıf öğretmeninden, benden, bir de benim öğrencimden oluşan "üç kişilik örgüt"ün "operasyon"u başarıyla tamamlanmıştı. On gün kadar sonra Müdürün, Hikmet Beyin odasında oturuyordum. Üstü başı perişan bir adam girdi içeri. "Müdür Bey," dedi, "bizim kızın durumu ne