Modern aşkın idealleştirmelerine de modernliğin yörüngesinin aksi düşüyor. Vecd/aşka gelme, modernliğin geride bıraktığı kayıpların aksi olarak görünüyor. Tanrı yok, rahipler yok, sınıf yok, komşular yok ama en azından “sen” varsın. Bu “sen”in büyüklüğü de diğer hâllerde hakim olan boşluğun tersine çevrilmiş hâli.
Yaşım yirmi altı.
Sana kırk senedir aşığım.
Hayat kadar berrak,
ölüm kadar karmaşığım.
Yüreğim kirli bir gökyüzü,
sense dolunay...
Ruhunu esir alan sarmaşığım!
Titreşirken kalplerimiz Ankara soğuğunda
nice umut yeşerir gecenin soluğunda.
Biz o bankta oturmuşuz
Kalu Bela'dan beri.
Kaç bahar görmüşüz kim bilir
kaç zemheri...
İlk kez ayın halesine sırnaşığım;
yaşım yirmi altı.
Sana kırk senedir aşığım.
Şimdi başka gökyüzü.
Yüz, göğü gözlüyor; gök, yüzü...
Hazırlan Mahbube;
çünkü hazır yeryüzü!
Şu yollar, şu kaldırım, şu kedi...
Kuşlar bile 'hazırız' dedi.
Bu saatler artık tehlikesiz,
Mahbube uyan!
Varsın olmasın cihanda sesimizi duyan.
Dinleseler sükûnetin vaveylasını
her mecnun bulur elbet Leylasını.
Şimdi tumturaklı hayaller
peşimize takılır.
Kim bilecek? Şu,bu değil mi? Varsın istediği gibi bilsin. Hareketimi şunun bunun bileceğine,diyeceğine göre ayarlamıyorum. Vicdanın hükmü onu icap ettiriyor.