mezarların yükseltilmesinin yanlış olduğunu delilleri ile yazıyor. kabir ziyareti nasıl olmalı kuran sünnet ışığında yazan bir kitap. ben beğendim. ölürsem baş ucuma bir taş koysunlar yeter vasiyet bile ettim :))

Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
 Dün 18:45 · Kitabı okudu · İnceledi

1. Fasıl
(Bazı sapıklar) Allah’ın bütün mevcudata, hatta köpeklere, domuzlara, necasetlere ve diğer şeylere bile hulûl ve ittihad ettiğini söyler. Tıpkı Cehmiyye’den bir grup ile bunlara Vahdeti Vücutçulardan ittiba eden, İbn Arabi, ibn seb’in, İbnu’l Fârıd, Tilmsanî, Bulyâni ve benzeri kafirlerin tabiri gibi...

Şeyhulislam İbn Teymiyye'den Vasiyet, İbn Teymiyye (Sayfa 67)Şeyhulislam İbn Teymiyye'den Vasiyet, İbn Teymiyye (Sayfa 67)

Ölüm Risalesi

Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil

Her an
Farkındayım
Az az öldüğümün

Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın

Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit te mahluktur
Vakit te mahluktur

İşliyor kalbim
Eskiyor saçlarım
Ve gözlerimin en ince hücreleri

Okuyorum hayatı
Toprağın üstünden çok
Altındakilerle var olduğunu

Toprak
Ölüme aç
Ölüme muhtaç
Hayat

Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün

Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın

Kesitler

Mahlukta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm

Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların

Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
'Bir evlat pir olsa da'
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük

Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez

Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla

Mesela arkadaşlar
Arkadaşlıklar vardır okullarda
Bakarsın biri gelmez bir gün
Ve artık hiç gelmeyecektir
Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta
Bahçeye koridorlara sınıflara
Bir fısıltı dolaşır dudaklarda
Kimi kirpikleri ıslak
Çökmüş bahçenin tenha bir yerine
Elinde bir çöp resmini çizer toprağa
Anıların
Kimileri öbek öbek toplanıp
Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle
-Nasıl olur daha dün beraberdik
-Salıncakta İki Kişi'yi izlemiştik daha dün nasıl olur
-Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık
''Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar 
Hayatı dolu dolu yaşıyorlar'' demişti unutamıyorum

Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkez susar
Konuşur ölüm

Ve sürer hayat.

Bazan bir tekerlek altında
Ansızın gelir ölüm
Apansız biter sınav
Bir elektrik kesilmesi gibi
Kesilir tulu emel

Bazan ölüm vardır
Ölümden önce gelir
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
Sorular hep yanıtsız kalır orada
Sadece konuşan rüyalardır
Yahut hayaller suskun duvarlarda
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
Ama beyin hep umuttan yanadır

Bazan akan bir film şeridinin
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
Ölüm
Karşıda bir manga asker
Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de
Takılıp kalır masmavi gökyüzünde
Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta

Ölümden uzak ölümler vardır
Gazete ilanlarında rastlanılan
Dünyaya bağlılığın zavallı
Ve muannit
Bir belgesidir
Daha çok kalanlara ait.

Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü

Ölümler vardır: 
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde

Bir Portre

Engin sakin berrak bir denize 
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme

Tilmizleri ağlaşırken
O vasiyet ediyordu: 
-Asklepyos'a bir horoz borçluyuz
Unutmayınız.

Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe

İnancına sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi?

İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine

Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işaret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme

Ölümün Sesi

Ölümden bir işaret var her şeyde
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde: 
-Kışlanın önünde redif sesi var
Namluların ucunda ölümün sesi!

-Bir ay doğdu geceden oy oy
Karanlığın ağzında ölümün sesi!

-Erzurum dağları kan ile boran
Vadilerin koynunda ölümün sesi

-Ezo gelin durmuş bakar yollara
Umudun ardında ölümün sesi!

-Bir ihtimal daha var
Umuddan da öte ölümün sesi!

Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme

Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum

Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep

Karım bomboş bulacak dünyayı
-N'olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak

Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine

Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
-Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek! 
Diyecekler

Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına

Son Söz

Ve zaman döne döne
Gelmişti başlangıç noktasına
İlk yaratılış düğümüne

Mahlukatın var olduğu
Yüzüsuyu hürmetine
Evrenin Efendisinin
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.

Hayatın menbaı
Merhametin son durağı
Madeni, muhabbet ocağının
Ateşler içindeydi
Yatağında.
İltica etmişti sanki Kainat
Kutsal tenine
Hayata şafak olan alnında
Ter taneleri
Her biri insanlık çilesinden
Bir haberdi sanki
Bir an oldu
Aralandı gözleri
Sonsuzu kuşatan bakışları
Süzdü ciğerparesi Fatıma'yı
Süzdü tek tek çevresindeki
Can dostlarını
Kıpırdadı dudakları, dedi: 
-Ebu Bekir kıldırsın namazı
Sonra daldı daldı uyandı
Son defa aralandı
Bakışları
Yöneldi bir noktaya
Karar kıldı bir noktada
Ve dedi: 
-Merhaba ey refik-i ala!

Olacak oldu
Akıllar kamaştı
Kalpler tutuştu
Feryat ve figan gökleri tuttu
Çekti kılıcını Faruk olan
Sıçradı orta yere: 
-Kim derse ''O öldü'', öldürürüm!

Ayrılık ateşinden
Ateşin şiddetinden
Sanki bendler çözülmüş
Felekler çökmüştü
Şuur tutuşmuş
Akıl iflas etmişti.

Sonra Sıddıyk olan
Yetişti geldi
Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye
Mağarada arkadaşına Hicrette yoldaşına
Sonra baktı çevresine
Mahşerden önce mahşer hali yaşayan
Ashabına
Aline
Ebu Bekir dedi: 
-Ey nas, susun! 
Kim ki Resulullaha tapmaktadır
Bilsin ki Resul ölmüştür
Kim ki Allaha tapmaktadır
Bilsin ki Allah ölmez
Hayy ve Layemuttur

Ey nas, susun! 
''İnna Lillah ve inna ileyhi raciun''

Sonra eğildi sevgilinin yüzüne
Sürdü bulutlanmış gözlerini
O güzellikler ülkesine
Baktı baktı ve dedi: 
-Hayatında güzeldin
Ölümünde güzelsin
Öldün
Bir daha ölmeyeceksin

|Adil Erdem Bayazıt


>Son Söz https://youtu.be/XMRAAn-uacU

Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
Dün 13:34 · Kitabı okudu · İnceledi

El-Vasiyyetu’l Kubrâ
Mü’minler şöyle demiştir: “Yaratmakta emretmekte Allah’a mahsustur. Ondan başkası ne bir şey yaratabilir ve ne de bir şey emredebilir. Biz işittik ve itaat ettik.” Böylelikle onlar Allah’ın her emrine icabet ettiler ve şöyle dediler: “Allah dilediği gibi hüküm verir.”(Maide 1.) Mahlûka gelince, o ne kadar büyük olursa olsun yüce Yaratıcının emrini tebdil edemez.

Şeyhulislam İbn Teymiyye'den Vasiyet, İbn Teymiyye (Sayfa 41)Şeyhulislam İbn Teymiyye'den Vasiyet, İbn Teymiyye (Sayfa 41)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
18 May 20:07 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Osman Gazi öldüğünde Bursa fethedilmemişti. Bu yüzden babası Ertuğrul Gazi'nin yanına gömülmüştü.

Bursa'ya gömülmesini vasiyet ettiğinden, Bursa'nın alınması üzerine, vasiyeti yerine getirilmiş, naaşı alınarak Gümüşlü Kümbet denilen yere gömülmüş, üzerine de bir türbe yapılmıştır.

Osmanlıların Atası Osman Gazi, Özcan F. Koçoğlu (Sayfa 61)Osmanlıların Atası Osman Gazi, Özcan F. Koçoğlu (Sayfa 61)
Berdan Tabar, Çalıkuşu'yu inceledi.
17 May 19:15 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 8/10 puan

Güzel, ne güzel bir romandı...

Öncelikle kitabın türü hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Reşat Nuri Güntekine ait Çalıkuşu eseri romantizm akımının bir eseri. Yani tesadüflere, aşka, duygulara daha çok yer veren ve tabii olarak da bu duyguları size yaşatan bir eser. Kitapla tanışmam, Edebiyat sınavı için belirlenen romanın bu eser olması ile oldu. Her ne kadar karakterleri çok fazla olan bir roman olsa da konusu ve etkileyici cümleleri ile yormadan ve sıkmadan bu sergüzeşti yoğun duygularla okuyucuya geçirmeyi başarmış Reşat Nuri.

Biraz da kitabın içeriğine değinmek gerekirse, kitap subay bir babanın kızı olan Feride adlı küçük bir kızın annesini kaybetmesi ile, babasının bakamayacağını düşündüğü için ( mesleği yüzünden ) İstanbul'da teyzesinin yanına veriyor. Feride bu süreçte Sör Mektebi denen bir Fransız okuluna başlıyor. Ayrıca Feride çok yaramaz, neşeli, hareketli bir kızdır. Bir gün ağaçtan ağaca atladığı için öğretmeni tarafından ona ''Çalıkuşu'' lakabı veriliyor. Çalıkuşu akrabalarına pek yaklaşmayı sevmese de Kâmran adlı teyzesinin oğluyla pek iyi anlaşıyor. Ve bu ilişkinin aşka doğru sürüklenmesi, Feride'nin, Kâmran tarafından ''Sarı Çiçek'' lakaplı Münevver adlı bir kadınla aldatılması, Kâmran'ı içindeki hazin ve buruk hüznü ile terketmesi, Anadoluda öğretmenlik macerasına atılıp bir çok olay yaşamasıyla, bu süreçte bir yandan kimsesiz olmanın üzüntüsü, bir yandan da evlat olarak sahiplendiği Munise'nin ölümü ve tabii ki Kâmran'ı her anında düşünmesiyle akıp gidiyor.

Kitabın son bölümündeki kavuşmaları da çok farklı bir şekilde oluyor. Feride'nin en son öğretmenlik görevi yaptığı Çanakkale'de, Feride'yi kızı gibi sahiplenen Hayrullah Bey'le evlenmeleri, ve Hayrullah Bey'in ölümü ile vasiyet ettiği gidip Kâmranı bulup kavuşmaları gerektiği düşüncesi ile oluyor. Ve iyi ki de böyle oluyor. Beni en çok etkileyen kısımlardan biri de yine kavuşmaları olayının anlatıldığı son bölümdeki, Kâmran'ın şu sözleri;
''Dağlarda ismini bilmediğim bir ot yetişir. Feride, insan, onu daima koklarsa, bir zaman sonra kokusunu daha az duymaya başlar. Bunun ilacı, bir zaman kendini ondan mahrum etmektir. Hatta bazen –sırf o eski güzel kokuyu yeniden bulmak hırsıyla – herhangi bir kokuyu, mesela manasız ''Sarı Çiçeği'' yüzüne yaklaştırır.''

Ne kadar doğru değil mi? Bazen her ne kadar çok seviyor olsak da sırf o güzel kokuyu yeniden bulmak için başkalarına muhtaç duyarız kendimizi. Bu ahmakçadır. Oysa sevdiğimiz insan burnumuzun dibindedir, ve onu sevmemizi bekliyordur...

Herkese hayırlı Ramazanlar, buna mukabele olarak da hayırlı iftarlar diliyorum =)) İyi akşamlar...

Şeyhülislam'ın, büyük ve küçük vasiyet olarak başlayıp, birkaç fasıl başlığı altında vasiyetini belirttiği güzel küçük bir eser. Şeyh'i sevenlerin okumasını tavsiye ettiğim bir kitap...

Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
16 May 23:49 · Kitabı okudu · İnceledi

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Vasiyyet meselesine gelince, akledip ittiba eden bir kimse için Allah ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in vasiyetinden daha faydalı hiçbir vasiyet bilmemekteyim. Allah’u Teala şöyle buyurmuştur.

“Muhakkak ki size de sizden önce kendilerine Kitap verilenlere de “Allah’tan korkun” diye vasiyet ettik.

Şeyhulislam İbn Teymiyye'den Vasiyet, İbn TeymiyyeŞeyhulislam İbn Teymiyye'den Vasiyet, İbn Teymiyye
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
 14 May 18:02 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hayranı olduğu Rumeli Fatih'i ve Orhan Cazi'nin oğlu Süleyman Paşa'nın yanma gömülmeyi vasiyet etmiştir Namık Kemal. Bu vasiyeti, "Allah'ın belası" tarafından yerme getirilecektir. Şimdi Bolayır'da, Süleyman Paşa'nın türbesi yanında, planlarını Tevfik Fikret'in çizdiği, parasını Sultan Abdülhamid'in ödediği kabrinde son uykusunu uyumaktadır.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan