Leyla pencerelere perde ve tül takılmasında ısrar edince ben de badanaya giriştim. Çiçek gibi oldu ev. Benim döküntülerimi arka odadaki dolaba koyduk, kitapları ayak altından kaldırarak bodruma indirdik, onların tozu da ortadan kalktı, Leyla osuruk masaya bir örtü uydurdu, bir vazo uydurdu, vazoya çiçek uydurdu, ben de Leyla’ya ayak uydurdum. Büyülü kadın eli değdi eve, ev değişti, evin büyüsü bozuldu.
Vazo yalnızlığa karşı bir umudu muhafaza etmek, yalnızlığa direnmekti. Sevdiğin ve seni seven birinin gelebileceğinin emaresiydi. Birinin elinde taze kokulu çiçeklerle kapını çalacağının. Çiçek kokularının odayı ısıtabileceğinin. Sadece odayı değil, kalbini.
Çoğu sıradan kimselerin yatkın olduğu yararlılıktan başka vasfı bulunmayan işlerde kullanılmaya zorlanan yüksek, nadir zihinsel yetilere sahip bir kimse bir mutfak kabı olarak kullanılan üzeri en güzel resimlerle bezeli değerli bir vazo gibidir ve yararlı adamları dâhilerle karşılaştırmak tuğlaları elmaslarla karşılaştırmak gibidir.
Bir düştüm mü ,bir daha kolay kolay toparlanamıyorum.Unutamiyor,iyileşemiyordum.Tıpki masanın kenarına koyduğumuz ve bir kere kırıldı mı tamiri mümkün olmayan cam bir vazo gibi
Kırılabilirdi. Bir eşya, kalp ya da tabak. Ama hiçbir şey, -atan bir canı olmasa bile, kırılsa bile- tanınmayacak hale gelmemeliydi. Bir vazo, bir kalp ya da bardak... Asla bunu hak etmiyordu.