Paris'in köprü altlarında yaşayan evsiz ve içki düşkünü bir adamın novellası.Ne amaçla yazılmış,nereye varıyor anlam veremediğim sevmediğim bir kitap oldu
Felsefeye giriş kitaplarından ama felsefe tarihi gibi filozofları sıralamamış bu kitapta. Bazı felsefi soruların argümanları ve eleştirilerini vermiş. Bunları da filozofların argümanları ile yapmış. Çoğunu belirtmemiş bunların hangi filozofun görüşü olduğunu.
Bunlar :
Tanrı var mı yok mu? Yani teoloji.
Doğru ve yanlış. Yani ahlak, etik.
Hayvanlar ve hayvan hakları. Bu da ahlak konusuna girebilir.
Siyaset. Siyaset felsefesi.
Görünüş ve gerçeklik. Epistomoloji ve ontoloji. Yani bilgi ve varlık felsefrsi.
Bilim felsefesi.
Zihin felsefesi.
Sanat felsefesi.
Devletin (gizli) teşkilatından olan berberlerimizi saygıyla anıyor bir sonraki randevumda bu kitap üzerinden yeni sorular sormayı planlıyorum.
Kitap devlet yönetiminin iç ve dış politikalarında ne kadar şeffaf olup olmadığını, (siyasetçi, tarikatçi, cemaatçi, gazeteci, ilerici,gerici...)olarak bildiğimiz kimselerin nasıl birer kukla olarak yerleştirildikleri hakkında sistemli güzel bir kurguyla bilgi veriyor.
Hızlı bir şekilde bitirilebilecek bir kitap okuması zevkli ve akıcı.
Yazarın yazmış olduğu kitaplar olsun katkıda bulunduğu dizi ve filmler olsun her zaman beğenmişimdir. Okunmalı, izlenmeli ve üzerine düşünülmelidir bence.
Babamın YeriAnnie Ernaux
Annie Ernaux’nun "Babamın Yeri" eserini 1 saatte bitirdim. Yalın Tutku’dan sonra okuduğum bu ikinci kitabıyla yazarın tarzının bana hitap etmediğini kesinleştirdim. 72 sayfalık bu metin, konu bütünlüğü çok daha kuvvetli ve detaylı olmasını dilediğim, ortalama altı bir kitap oldu. Kitap babanın ölümüyle başlıyor, böyle bir başlangıçta büyük bir hüzün ve yas duygusu beklerdim fakat hiçbir şekilde karşıya duygu geçmedi. Belki de yazarın asıl amacı duygu aktarmak değildi ama psikolojik/otobiyografik bir eserde ben kesinlikle o derinliği hissetmek isterdim. Bana aşırı sıkıcı gelen metin, yas sürecinden ziyade babasını kaybetmiş bir kızın onunla ilgili aldığı günlük notları gibiydi. Yer yer iltifat yer yer beğenmemişlik barındıran, ölen babanın toplumdaki ve kızının gözündeki yerini anlatırken o acıyla başa çıkmayı derinden veremeyen bir yapı. Yalın Tutku’da saplantılı bir bağlanışı, Babamın Yeri’nde ise bir babanın portresini işleyen Ernaux’da aradığım o vurucu etkiyi son sayfaya kadar bekledim maalesef umduğumu bulamadım. Kendi okuma deneyimim açısından bu kitaba puanım kesinlikle 2/10.
Kitap tam bir kıssadan hisse kitabı, kısa öyküler, kısmen durum hikayeleri tadında bitirişler, gayet çerezlik bir kitap fakat değinmeliyim ki anlatılan hikayelerde kadın her zaman "aşk tanımaz","duygu bilmez" olarak tanımlanmış bu yük sadece tek cinsiyete verilmiş bir tık rahatsız edici taraf bu. Onun harcinde kitap tema olarak kral, kadın ve erkeğin aşk yaklaşımı ve kişileştirme ders çıkarma üzerine kurulu. Küçük küçük pastoral değerleri sezebilirsiniz fakat şu his hep içinizde olcak "biraz toplumsal normlar ve yargılar hamurunda yoğrulmuş" bir yapıda... Gezgin
Spoiler içerebilir
Öncelikle bu yazarın kitabını ilk defa okuyorum. Kitaba ilk önyargıyla yaklaştım ama kitap bana göre fazlasıyla güzeldi. Yazar akıcı ve yalın bir dil kullanmış. Dini kitaplar genellikle zor ve sıkıcı olur. Ama bu kitap tam tersiydi. Önyargılı olma sebebim de buydu aslında benim. Kitabın konusu; seküler bir yaşam tarzı olan baş karakterin zamanla kendi dininin farkına varmasıdır aslında. Hazal karakterimiz fazlasıyla inatçı dediğim dedik ve nazlı, kıskanç bir karakterdir. Haluk ise kimsenin ne dediğini takmayan, çok güzel bir kalbi ve sevdiği kadına değer veren bir karakterdir. ( Hazal ve Haluk evliler). Hazal bu konuda çok şanslı bence. Haluk gibi biriyle evli olduğu için. Günümüzde öyle erkekler bulmak zordur. Günümüzde ki erkeklerin özeti de Hakandır. Kitaptaki en nefret ettiğim karakter Hakan olabilir. Hakan hakkında daha fazla bir şey yazmayacağım ama kitabı okuyunca beni anlayacaksınızdır. Belgüzar Boztepe ve annesi edebiyat hocası Gülistan Boztepe. Yıllar önce lisede Haluk ve hazalla aynı okuldalarmış ve edebiyat yarısı yapıyorlarmış. Belgüzar bu yarısı devam ettirip cok tanınan bi yazar olmuş. Belgüzar çok tatlı bi kadındı yani ben öyle hissettim. Hazal Belgüzar'ı bence bazı bölümler de çok gereksiz kıskandı. Belgüzar dan bahsetmek istiyorum size. İlahiyat fakültesinde kelam bölümünü okumaktadır. Dinine çok bağlı ve tesettürlüdür. Çok güzel bir kalbin var ve Hazal'ın ona söyledikleri cümlelere rağmen o hâlâ Hazal için güzel dileklerde bulunuyordu. Bu arada Hazal Belgüzar'a çok ayıp etti. Keşke düğününe çağırsaydı ama neyseki sonda hatasını anlayıp özür bile dilemesi yaptığı her seyi unutturdu. Neyse ben çok uzattım sanırım. Konudan da sapmış olabilirim. Kitabın sonraları çok aceleye gelmiş gibi hissettim. Haluk'un annesi Derya Hanım eşi Harun