Bana lütfen söyleyiniz: Bir bitin bizim vücudumuzu bir dünya sanmasına ve içlerinden biri kulağınızın birinden ötekine gittiğinde, arkadaşlarının onun dünyanın bir ucundan diğerine seyahat ettiğini veya bir kutuptan diğerine koştuğunu söylemelerine inanmak o kadar garip midir? Evet, kuşkusuz bu küçük halk sizin kıllarınızı ülkesinin ormanları, salya sümük dolu deliklerinizi çeşmeler, derinizdeki çıbanlarınızı ve uyuz böcekçiklerini göller ve su birikintileri, kan şişliklerini su taşkınları zannederler; öne ve arkaya taranırsanız da, bu hareketi okyanusun gel-gitine verirler.
İşte bu yüzden yollara çıkmalı insan, arşınmalı dağ bayır, rüzgâr nereye götürürse. Ve çok sevmeli inadına. Kırılacağını bile bile sevmeli. Gözünün içine baka baka sevmeli. Bir yaprağın gözüne, suyun gözüne, taşın gözüne, toprağın gözüne ve bir insanın gözüne meydan okur gibi bakmalı. Bir şarkı da diyor, kim dedi her şey yoluna girecek diye. Girmeyecek ki sebep olsun yolculuklara. Kat yoluna ne varsa. Kıyıdan uçan bir yaprağın, rüzgâra ayak uyduran dalgalara kendini bırakması gibi bırak kendini hayata. Bir yol, bir iyilik, bir rüzgâr, bir deniz, bir toz bulutu, çam kokusu ve bir sevme hikayesi, manzaralar, yol arkadaşım hafızam.
Tasavvuf, teferruata ehemmiyet vermeden geniş bir müsamaha içinde ve yalnız sevgiye, iyiliğe dayanarak insanı, dünyayı, kainatı, Tanrı'yı anlamak sistemidir.
İnsan bazen hayatta her şeyi düzeltemiyordu ama düzeltemediği onca şeyin arasında yine de bir şeyleri güzelleştirebiliyordu.
Ve işte bu, mucizeye en yakın şeydi.
"'İnsanın nefsinde hayvanlarda ve yırtıcılarda olmayan bir şey vardır dedikleri, insanın onlardan daha kötü olmasından değildir. Belki şu yüzdendir: İnsanda bulunan o kötü nefis ve huy onda olan gizli bir cevher yüzündendir. Bu huylar ve kötülükler, o cevherin perdesi olmuştur. Cevher ne kadar kıymetli olursa perdesi de o kadar büyük ve kalın olur. Şu halde kötülük ve kötü huylar o cevherin perdesidir. Her nereye büyük kilit asılırsa bu, orada kıymetli bir şey olduğunun delilidir.