Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar.
Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı.
Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi.
Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
çünkü insan hayatın ne olduğuna dair gerçekten bir fikir edinmeden önce, varoluş eliyle birçok şekilde uğradığı hayal kırıklığına katlanmayı öğrenmeli ve yoluna devam edebilmelidir.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Genç bir Alman bilim adamı W. M. L. De Wette, Doktora tezinde, Musa'nın beş kitabı'nın beşincisinin, yani Tesniye'nin dil açısından, kendisinden önce gelen dört kitaptan açık bir şekilde farklılık gösterdiğine dikkat çekti. Diğer üç eski kaynaktan hiçbiri Tesniye'de devam etmiyordu. Böylece, W. M. L. de Wette, Tesniye'nin dördüncü ve ayrı bir kaynak olduğunu öne sürdü.
Bu talepten adiller ve adaletsizler, merhametliler ve katı yürekliler, kahramanlar ve suçlular ürküp geri çekilir; İsa'nın da dediği gibi, ana rahminden hadım olarak doğmuş olan o birkaç kişi müstesna, hiçbir insan istencinde tam bir dönüşüm deneyimlemeden bu talebi seve seve yerine getiremez. Şimdiye kadar ele aldığımız tüm dönüşümler, istencin tüm tutuşmaları, yaşamı istemeye devam eden bir istencin modifikasyonlarıydı; kahraman da, Hristiyan azizi gibi, yaşamını sadece feda etti—yani ölümü hor gördü—çünkü karşılığında daha iyi bir yaşam elde etti. Şimdi ise istencin ölümü sadece hor görmesi değil, onu sevmesi bekleniyor; çünkü iffet (bekarlık), ölümün sevilmesidir. Haddini aşan bir talep! Yaşama istenci yaşamak ve var olmak, var olmak ve yaşamak ister. Sonsuza dek yaşamak ister ve varlıkta ancak üreme vasıtasıyla kalabildiği için, temel arzusunu (isteme eylemini), yaşama istencinin en eksiksiz onaylanması olan ve yoğunluk ile güç bakımından diğer tüm güdüleri ve arzuları fersah fersah geride bırakan cinsel güdüde yoğunlaştırır.
Şimdi, doğanın her dürüst gözlemcisine düpedüz yenilmez görünen bu cinsel güdüyü insanın nasıl alt etmesi, bu talebi nasıl yerine getirmesi bekleniyor? Sadece büyük bir ceza korkusu ile tüm avantajlardan daha ağır basan bir kazancın birleşimi, insana onu alt edecek gücü verebilir; yani istenç, net ve tamamen kesin bir kavrayışla tutuşturulmalıdır. Bu, yukarıda zaten zikredilmiş olan, var olmamanın var olmaktan daha iyi olduğu kavrayışı ya da yaşamın cehennem, mutlak ölümün o tatlı ve durgun gecesinin ise cehennemin yok edilişi olduğu kavrayışıdır.
Ve tüm yaşamın acı olduğunu; hangi formda ortaya çıkarsa çıksın, özü gereği mutsuz ve ıstıraplı olduğunu (ideal Devlette bile) net ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde kavramış olan; bu yüzden
"As… Bana kur yapmak mı istiyorsun?”
"Sana her şeyi yapmak istiyorum, göz bebeğim. Seni her şeyim yapmak istiyorum, her şeyin olmak istiyorum.”
"Sorsana.Söylesene be adam. Niye bunları söylemek yerine susuyorsun?”
"Deliriyorum. Kafayı yedireceksin bana. Bakma öyle. Bana böyle bakmaya devam edersen beni bir kez daha reddetmene izin vermeyeceğim.”
Katı olan her şey buharlaşıyor, hayata tutunmak için inanmaya mecbur kaldığımız bütün yalanlar günü gelince açığa çıkıyor ve sonra biz ölmüyoruz. Daha kötü bir şey oluyor. Öğrendiklerimizle yaşamaya devam ediyoruz.