Elhamdulilllah Rabbil alemin…Son…
Mektubatın ilk cildi üçyüz onüçe ulaşınca, Hazreti Şeyhimiz (Imamı Rabbani) dedi ki, şu sayıda bitirelim, zira bu, nebiler ve resullerin adedine uygundur. (Peygamberimiz ve diğerlerinin üzerine Allahın salavatları olsun.) Aymı şekilde Bedir ehli (Allah hepsinden razı olsun) adedine de uygundur. Bu yüzden bunlarla bereketlenmek ve teyemmün için şu sayıda bitirdik. Bundan sonra kudsi mektuplar yazıldı. Hazreti mahdum-zade marifetler sahibi, hakikatler menba-ı, ilahi feyizler mazharı, nihayetsiz sırlar masdarı, zahiri ve batıni ilimleri cem eden Şeyh Mecduddin Hoca Muhammed Ma'sum -Allah'u Teala onu salim kılsın, baki edip temenni ettiğinin son haddine ulaştırsın- şu mektupları toplamaya sebep oldu. Bu kapının hizmetçilerinin en değersizi, Bâri tealanın zayıf kulu, Abdu-l Hay ibni Hoca Çâker-il Hisarî, Allah'u Teala günahlarımı affetsin, ayıplarını örtsün, sonunu iyi yapsın; şerefli işaretleri gereğince şu mektubları cem etmeye girişti.
Aynadana çiçeğinin dediği
Adımı ayın ve kadınların koruyucusu, doğanın efendisi olan tanrıça Artemis'ten alırım. Bir zamanlar, belki de şahit olmak isteyeceğim en son yerde, beni seven ve benimle beslenen mavi kelebekler sayesinde bir zulmün açığa çıkmasına vesile olmuştum. Srebrenitsa'da toplu mezarlar böyle bulunmuştu. Ben oradaydım, görün bizi diyenlerin sesine ulak olmak için. Bitki olalı böyle bir zulme tanık olmamıştım. Derdi ki atam çiçek: "İnsan hırsına bütün dünyalar verilse yetmez; insanın insana yaptığını yedi düvel yapamaz." Keşke hiç olmasaydım da görmeseydim.
Alıntı
Reklam
Ayşe Hümeyra Ökten
Medine evi, adresiydi. Evinde bulamayanlar bilirlerdi ki Ravza'da bir sütunun dibinde murakabedeydi. Babası vefat etmiş, annesi yaşlanmış bir gün hafif sesle, "Kızım artık gitmesen özlüyorum" dediğinde, "Medine olmazsa ben ölürüm anne" oldu. Bu bağlılık karşısında hiçbir fani duramazdı ve son haccında Mekke'de rüyasında annesi, "Kızım gel artık" dediğinde, "Medine'ye varayım da oradan gelirim anne" oldu. Doktor Abla'nın tek dileği Medine'de defnedilmekti. 30 Ağustos 2020 vefat etti. 31 Ağustos 2020 Pazartesi akşamı Cennetü'l-Baki'de sırlandı.
Sayfa 290 - Timaş
1980'li yıllar da TRT'de sabah kuşağında yayınlanan Hanımlar Sizin için programını hazırlayıp sundunuz. Siz hep öncüydünüz; bizlere örnek olan. Dindardınız. Bir dergaha bağlıydınız. Ama hayatınız boyunca erkek meclislerinden kaçmadınzz hiç, kendinizi ikinci sınıf görmediniz. Kimsenin günlük yaşamına karışmadınız. Atatürk' e hayrandınız çok. Bu başarılarınızın "Kurtuluş ve Kuruluş Hareketleri kah­ ramanları tarafından Türk kadınlarına sunulan özgürlük saye­ sinde olduğunu ifade ederdiniz." değerbilirlik örneği sergile­ yerek. Son eseriniz 1993 yılında "Mustafa Kemal'le 1000 Gün" de Latife Hanım ile Mustafa Kemal' in ilişkisini an­ lattınız, o kendinize özgü yalın anlatımınızla. Evet Sevgili Araz, gülen yüzünüz, gözlerinizdeki inanç ve dostlukla sizi zaman zaman değil, her zaman anımsı­ yorum. Unutanlara da anımsatmayı görev biliyorum. Hızlı değişim kavramı ile hayatlarımız nasıl da değişti bir bilseniz; ben de tanıyamıyorum artık her şeyi, yaşa­ saydınız her halde siz de ...
Sayfa 187 - Yakın yayınları 2014
Anı-Mektup-Günlük-Edebiyat
. Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki , durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa, arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim.Kendime söyleyecek söz bırakmadım. . .
Sayfa 386·Kitabı okuyor
Alıntı
Savaşın Perde Arkası
“Ancak, sonunda, kilisenin yanındaki dört katlı apartmana götürüldüm ve pala bıyıklı, kocaman kara gözleri olan tıknaz bir adama rastladım; Zaur'un arkadaşı Vigen'di. Ben neden orada olduğumu anlatırken, Vigen'in eşi bize kahve getirdi. Vigen, ilk başta şaşırdı, sonra en son 10 yıldan uzun bir süre önce gördüğü Zaur'un mesajını duyduğunda sevince boğuldu. “Ailesi nasıl?” dedi, “Babası ölmüştür değil mi?” Bir anda savaş uçup gitti, eski Şuşa'dan haberler, dedikodular almak bu istiyordu; ben sorularını cevaplandıramasam da. Arkadaşının tek bacağını kaybettiğini biliyordu. “Ağdere bölgesinde çarpışıyordum” dedi. “Radyoda Şuşa'dan bir tanıdığın sesini duydum. Kanalı açtım ve haberleri aldık. Zaur'un vurulduğunu söyledi.” Şuşa'nın yerel telgrafı, cephe hattından çalışmaya devam ediyordu ve bazı “düşmanlar” hâlâ dostlardı.”
Reklam
Reklam