Puan vermedi
defalarca bıçaklanan santiago, bağırsaklarını kucaklayıp evine doğru koşarken, komşu kadınlardan biri "ne oldu sana ''santiago, yavrum!'' diye bağırmıştı. ''neyin var?'' santiago nasar, onu tanımıştı. ''beni öldürdüler, wene hala,'' demişti. son basamakta tökezlemiş, ama kendini hemen toparlamıştı. ''hatta bağırsaklarına bulaşan toprağı silkelemek titizliğini bile gösterdi,''. sonra saat altıdan beri açık olan arka kapıdan evine girmiş, mutfağın içine yüzükoyun yığılıp kalmıştı.....Gabriel garcia margoez in kırmızı pazartesi romanında etkilendigim o delice sahne aklıma düştü gece gece. .ne deli bir sahne. .ölen birinin bağırsaklarına bulaşan toprağı silkeleme titizliği ve ölüyorken wene halaya cevap verebilecek kadar yaşamı gencecik yaşında bir yerde bırakma küskünlüğüyle acı bir haykırış. .gördün mü wene hala bana ne yaptıklarını der gibi. .bağırsaklarına bulaşan toprağı silkeleme titizligini göstermesi bile ölümü oyalamak gözünü boyamak gibi. ..bak ben iyiyim bisiyim yok. .ve birer santiago nazar da bizleriz. .wene halalar etrafınızda ve öldürdüler beni diyorsunuz. .neyin var yavrum deseler öldürdüler beni diyeceksiniz sanki. .nerde,ne zaman diye sorsa:her gün, heryerde diyecekmişiz gibi. ..o arada wene halanin halini hatirini da sormayı ihmal etmeyeckmişiz gibi. ...
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Umutun tükendiği yer
Puan vermedi·530 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 21:40
Umut azalınca çaba da azalır. Aslında bu romanda umut neredeyse hiç yoktur. Meyhanenin kapısından giren, kendini yavaş yavaş cehennemin ortasında bulur. "Gervaise gülerek: - Ne karar verilirse ben razıyım, dedi. Güç beğenir biri değilimdir. Dışarı çıkalım, çıkmayalım, hepsi bir benim için. Şu anda çok memnunum, daha fazlasını da düşündüğüm yok." Hayattan büyük beklentileri olmayan bir kadının tek arzusu; başını sokacak bir ev, kendisini dövmeyen bir eş ve sıcak bir tas çorbadır. Kendi emeğiyle ayakta duran Gervaise, zamanla hem eşinin hem de eski sevgilisinin oyuncağı hâline gelir. İşinden, düzeninden ve evinden olur. Sefil bir hayata mahkûm edilerek sessizce görünmezleşir. Zola, bu romanda içkinin insan bedenini ve ruhunu küçük ama kararlı adımlarla nasıl çürüttüğünü çarpıcı bir şekilde tasvir eder. İnsan hayatı zaten zorluklar ve hastalıklarla ilerler; umut tükendiğinde ise boşluğu bağımlılıklar doldurur. İnsan, acılarını unutmaya çalışan bir makineye dönüşür. Ve bu, yalnızca bireyin değil, toplumun da çöküşüdür. İçki; çalışkan, dürüst ve emeğiyle yaşayan bir kadının bile hayatını elinden alabilir. Sonunda yoksulluk, açlık ve çaresizlik insanı karanlık yollara sürükler. "İkinci kadehte, Gervaise açlığını artık duymaz olmuştu. Coupeau'yla da barışmıştı artık, sözünü tutmadığı için kırılmış değildi ona. Herkes boşuna mı geliyordu Colombe babanın şu dükkânına. Haftalığı içkiye yatırıyordun yatırmasına, ama hiç olmazsa miden bayram ediyordu. Şu güzel, duru, altın suyu gibi pırıl pırıl şey, ooooh! içlerini ısıtıyordu. Şu anda Gervaise dünyaya boşveriyordu. Yaşamaktan bir tat aldığı yoktu. Sonra, cepteki parayı sokağa atmada kocasına yarı yarıya ortak olmak da avundurucu bir şey.." Meyhane, Zola'dan okuduğum ikinci roman oldu. Yazar, bazı sahnelerdeki güçlü tasvirleriyle
MeyhaneEmile Zola · Cem Yayınevi · 19894,694 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yıldız Çölü
5/10
·392 syf.··
2026 7. kitabı
Kitapta, gökyüzündeki yıldızların konumuna bakarak insanların geleceğini ve hastalıkların şifasını okuyabilen "Vega" adlı son Yıldız Bakıcısı'nın hikayesini okuyoruz. Vega, hayatı boyunca bir sır gibi saklandığı vadisinden, gökyüzündeki yıldızların birer birer kararması ve dünyayı tehdit eden ölümcül bir salgının yayılması üzerine çıkmak zorunda kalır. Kendisini koruması için gizemli bir genç olan Noah ile yolları kesişir ve birlikte yıldızların rehberliğinde, hem hayatta kalma hem de dünyayı kurtarma mücadelesi verdikleri fantastik bir yolculuğa adım atarlar. Kitabı okurken ara ara sıkıldığımı hissettim. Bana göre bir kitabı gerçekten sevmenin ve onunla bağ kurmanın en iyi yolu, anlatılan hikayede veya karakterlerde kendimizden bir parça bulabilmekle ilgili. Yıldız Çölü maalesef bana bu hissi ve istediğimi tam olarak veremedi; kendimden, kendi duygularımdan bir parça bulmakta zorlandım. Ancak gökbilime, yıldızlara, astrolojiye ve gökyüzü temalı mistik atmosferlere özel ilgisi olan insanların sevebileceğini düşünüyorum. Benim için "okusak da olur, okumasak da olur" diyebileceğim, rafta kalsa çok şey kaybetmeyeceğim bir eserdi. Kitapları yarım bırakmaktan hiç hoşlanmadığım için sonuna kadar geldim fakat galiba serinin devam kitapını okumayacağım.
Yıldız ÇölüShea Ernshaw · İndigo Kitap · 202336 okunma
10/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 13:32
Nobel ödüllü yazar John Steinbeck'in “Ay Battı” adlı kısa romanı, ilk kez 1942 yılında yayımlanan eser, işgal hikâyesi anlatsa da aslında özgürlük, direniş, insan onuru ve iktidarın kırılganlığı üzerine güçlü bir politik alegoridir. “Ay Battı”, savaşta edilen bir kasaba halkı üzerinden, insan ruhunun zorbalık karşısındaki direncini anlatan evrensel bir özgürlük manifestosudur. Steinbeck, adı verilmeyen bir ülke ve belirsiz bir coğrafyada, savaşın yalnızca cephelerde değil, insanların vicdanlarında da yaşandığını gösteriyor. İşgalciler silahın gücüne sahip olsalar da halkın hafızasını, onurunu ve özgürlük arzusunu ele geçiremezler. Kitapta dikkat çeken en önemli unsur, direnişin büyük kahramanlıklardan değil, sıradan insanların sessiz cesaretinden doğmasıdır. Steinbeck, baskının arttıkça korkuyu değil, dayanışmayı büyüttüğünü ustalıkla işliyor. İşgalciler zamanla anlarlar ki bir toprağı ele geçirmek mümkündür; ancak bir halkın ruhunu teslim almak neredeyse imkânsızdır. Özgürlük kavramı romantik bir ideal olarak değil, insanın varoluşunun ayrılmaz bir parçası olarak işlenmiş. Yazarın sade fakat son derece etkili dili, karakterlerin psikolojik çatışmalarını derinleştirirken okuyucuyu da ahlaki bir sorgulamanın içine çekiyor. “Ay Battı”, savaşın yıkıcılığını anlatırken umudu kaybetmeyen, zulmün geçici ama insan onurunun kalıcı olduğunu hatırlatan güçlü bir roman.
1000Kitap
Ay BattıJohn Steinbeck · Remzi Kitabevi · 20102,346 okunma
Acaba gerçekten ne kadar tanıyoruz birbirimizi?
Puan vermedi·456 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 13:20
Ahmet Ümit ile tanışma kitabımdı. Ne yazar hakkında bilgim vardı ne de kitap hakkında yorum okumuştum. Kitap fuarında kapağı dikkatimi çektiği için aldığım bu kitap "bir iki bölüm okur yatarım" diyerek başladığım sayfalarda saatlerce kaybolduğum oldu. En başından beri beni içine çekti diyebilirim. Hem dostluk, hem polisiye hem de Beyoğlu çok güzel anlatılmış. O yıllarda yaptığımız tek çılgınlık olan liseden kaçıp üniformalarla Beyoğlu'na sığındığımız o sokaklar 'o zamanki haliyle' çok iyi canlandı gözümde. Yenilen sakızlı muhallebi de fıstıklı çikolatanın da hala tadı damağımda. Son 25 sayfa.. Neredeyse cümleleri atlaya atlaya, heyecanla okudum. Ne büyük bir ters köşe.. Dostluk, ihanet ve geçmişin gölgesi üzerine etkileyici bir roman.
1000Kitap
Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201932,9bin okunma
10/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 13:02
Hayatım boyunca okuduğum en güzel romanlardan biriydi. Harika betimlemeleriyle yazar, adeta insana romanın içinde bir film izletiyor. Hem gerçekçi hem masalsı büyüleyici bir roman. Hem harika bir anlatımla ve betimlemelerle 1900'lerin başlarını hem de ara ara eklediği kısa anlatılarla günümüzde geçen olayları çok güzel harmanlamış yazar. Sonradan eklenen "Son-ra" bölümü iyi ki eklenmiş!
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534bin okunma