• Tabduk'un dergahına sadece düz odun getirilmesi düşüncesi Yunus'un vehminden ibarettir. Onun bu inancı Hz. Mevlana'nın ''Ne olursan ol yine de gel'' sözüyle tezatlık arz eder. Eğri doğru, güzel çirkin, iyi kötü her ne varsa Tapduk Emre bütün ikilikleri olduğu gibi kabul eder. Çünkü varlık birdir. Yunus'a başlangıçta nesneleri ve olayları eğri ve doğru diye ayırdığı için batin aleminden bir şey açılmamıştır. Nihayet kırk yılın sonunda tekkeye eğri doğru ayrımı yapmadan odun getirmeye başlayınca tevhidi anlayacak, kilidi açılarak kemale ulaşacaktır.
  • Şimdiye kadar denk geldiğim en çirkin kıza bile tanışalım diye mesaj attım. Ama hep bir amacım vardı "Bana neden kimse mesaj atmıyor" düşüncesine kapılan birini düşünmek bile benim için burkucu ve incitici. Ama onlardan aldığım cevap hep olumsuzdu. Alt tarafı bir tanışma? Komik ama bunlar onu anlamadılar ve hatta bazen beni kırdılar.
    Ama yine olsun. İnsanlar mutlu olsun ben mutsuz olsamda yeridir. Çünkü bu dünya üzerinde insan mutlu olamıyorsa mutlu edecek arkadaş. Etmek zorunda. Yada siktirsin gitsin (: huzurlu ve bol ömürlü iyi günler
  • 199 syf.
    Kitap , iletişimin temellerinin neye dayandığını, yapılan ya da yapılmayan her türlü davranışın aslında yine bir iletişim olarak algılandığı fakat yorumlanış şeklinin nasıl değiştiği hakkında kısa fakat net bir dilde anlatıyor. Toplum, birey , devlet gibi çeşitli ornekler ve birbirleriyle olan ilişkilerine dair açıklamalar var. Yaşadığımız toplumun aslında nasıl bir zeminden geldiği ve bu zeminin algıdaki değişikliği bunun sonucu oluşan davranışları anlamak açısından oldukça yararlı. Ayrıca iletişim temellerini ,değerler kültürüne oturtulduğunda nasıl bir ortam olabileceğini de görebiliyorsunuz. Sağlıklı bir insan ve insanların oluşturduğu toplum için faydalı bir kitap ve size bakış açısı kazandırıyor
  • “Üç gün önce terapist, neden muzdarip olduğunuzu söyleyebilir misiniz? diye sordu bana.
    Akut bir utanç sorununun tetiklediği depresyondan muzdaribim, dedim.
    Terapist bu yanıt karşısında (muhtemelen) afallayıp sustu. Doktorların, rahatsızlığı konusunda uzmanmış gibi davranan hastadan hazzetmediklerini biliyorum, dedim.
    Terapist susmaya devam etti.
    Zor bir vaka olduğumu sanmıyorum, dedim. İç dünyam çok geniş değildir. Her tarafını çabucak katedebilir ve şu tespitte bulunabilirsiniz: Birkaç suçluluk duygusundan ve biraz utançtan başka bir şey yok.
    Terapist not almaya başladı.
    Gençlik yıllarımdan beri, bilgim sayesinde korunduğum saplantısından muzdaribim; talihsizliğimin püf noktası, bunu bile bildiğimi zannetmem.
    Terapist söylediklerimi düşünüyora benziyor, pencereden dışarıya bakıyordu.
    Yıllarca daha iyi bir hayata hazırladım kendimi, dedim ama beklentim hiç gerçekleşmedi. Çok uzun bir süre duygusal ve melankolik bir ruh haliyle sızlanıp durdum ama sonunda şunu anladım: İnsandan beklenen, mutsuzluğuyla ihtiyatlı bir ilişki kurması.
    Terapist yine birkaç not aldı.
    Sonra dedim ki: Aklımı kaçırmaktan korkuyorum. Belki de aklımı çoktan kaçırdım da onun için buradayım.”
  • 100 syf.
    ·Puan vermedi
    Tolstoy tarafından kaleme alınmış İvan İlyiç’in Ölümü adlı klasik eser bize dünya gerçekliğini sorgulatıyor. Toplumun kurallarına göre yaşayan ve buna bağlı olarak maddiyat ile statü açısından ne kadar yükselirse o kadar kaliteli bir hayat yaşayacağını düşünen İvan İlyiç, yakalandığı bir hastalık sonucu yavaş yavaş ölüme sürüklenir. Yine de çevresine malzeme vermeyip dışarıdan mutlu görünmeye çalışır fakat iç dünyada olaylar çok farklıdır. Bir süre sonra ailesinden uzaklaşır. Ailesinin hareketleri ona sahte gelir. Daha sonra o ana kadar elde etmeye çalıştığı bütün hayatın sahte ve aslında ne kadar değersiz olduğunu anlayacaktır.


    Kitaptan etkilenmekle kalmayıp kendime hayat dersi de çıkarttım. Kitap sayfa açısından çok kısa olup anlaşılırlık açısından çok net ve akıcı. Bir gün gibi kısa bir sürede bitirdim. Ben çok etkilendim ve kütüphanemin en değerliler köşesinde yerini aldı bile. Okumak istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim.
  • Raskolnikov yeniden yürümeye başladı. “Acaba nerede okumuştum.” diye düşünüyordu bir yandan da, “İdam mahkûmunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamanın, o anda ölmeye yeğleneceğini söylemiş. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Aman Tanrım, bu nasıl gerçek böyle! Bu nasıl gerçek! İnsan ne alçak yaratıkmış!” Raskolnikov bir dakika kadar durup düşündü, sonra “Bunun için insana alçak diyen de alçaktır!” diye ekledi.
  • Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama

    Yarım saat erkene kurulsun saatin

    Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

    Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

    Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin

    Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin

    Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart

    Çek kızarmış ekmek kokusunu içine

    Bak güzelim kahvaltının keyfine..

    Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

    Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile

    Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
    Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
    Ohhh şöyle bir hafifle

    Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de

    Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık

    Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa

    Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak

    Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..

    Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,

    Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

    Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

    Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara

    Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

    Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..

    Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

    Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

    Saklama tabakları, bardakları misafire

    Sizden ala misafir mi var bu dünyada

    Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
    vazife yapar gibi hiç değil,
    şöyle keyife keyif katar gibi,
    lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi
    tadına var akşamının..

    Gece evinde, dostların olsun

    Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

    Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

    Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

    Can YÜCEL