Hayat hiçbir şeydir, itina ile yaşayınız...
Albert Camus, yolculuğunu trenle yapmayı düşünüyordu. son anda vazgeçti. Yayımcısı ve yakın dostu michel gallimard'ın kullandığı facel vega marka otomobile bindi. 4 ocak 1960'ta, Fransa'da villeblevin yakınlarında kaza yaptılar. Camus olay yerinde 46 yaşında hayatını kaybetti. Gallimard birkaç gün sonra öldü. Camus hayattayken, kendisine en absürd ölüm biçiminin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi örnek vermişti. Ne kadar acı tesadüfler.
Hayata Dair
Veba
Kendimi hayatın içinde bir yere konumlandırmam çünkü bu eylem doğuştan gelen bir veba gibiydi. Kendimce sorduğum cevapsız soruların beynimin içinde askıda kalmasını ve bir bir intihar etmesini izledim senelerce.
Reklam
Yalnızlığın şifa kalabalıkların veba olduğu bir çağdayız ..
Asabiyetten adalete: İbn Haldun’un ikazı
10 Ocak 1401. Şam surları Timur’un ordusunun kuşatması altında. Şehirde eli silah tutan herkes mevzide. Bu dehşetli sahnenin ortasında, surlardan sarkıtılan ipten bir merdivenle aşağı inen ihtiyar bir adam var. Yetmişine merdiven dayamış, hayatının yarısını saray entrikaları, sürgünler ve hapishanelerde geçirmiş bir bilge. İbn Haldun. Aşağıda, çadırın içinde onu Timur beklemektedir. Döneminin en yıkıcı fatihlerinden biri. Sayısız şehri ezip geçmiş, dehşetiyle nam salmış bir hükümdar. İbn Haldun ona selam verip söze ihtiyatla başlar: “Ben bir ilim adamıyım”. Saatlerce konuşurlar. O gece konuşulan, yalnız Şam’ın kaderi değil; bir medeniyetin nasıl yükselip çöktüğü ve gücün neden kendi sonunu içinde taşıdığıdır. İbn Haldun, korkusuna ve ihtiyatına rağmen bu kanlı hükümdarı kendi teorisinin canlı kanıtı olarak seyreder. Bu sahne, İbn Haldun’un hem hayatının hem de düşüncesinin sembolik özetidir. Çünkü Mukaddime, tam da böyle bir fırtınanın içinde doğmuş; sürgünlerin, hapsoluşların, veba salgınında kaybedilen ailenin ve yas tutulamayan uygarlıkların enkazları arasında olgunlaşmış bir eserdir. Arnold Toynbee yıllar sonra Mukaddime’yi iddialı bir övgüyle anacaktır: “türünde tüm zamanların ve mekânların yarattığı en büyük eser.” Ama asıl soru hâlâ önümüzde duruyor: Neden bu eser, yüzyıllar sonra bile günümüz İslam dünyasına hâlâ bu kadar seslenebiliyor? “Asabiyet” dediği o görünmez güç nedir ki, toplumları yükseltir ama aynı kaçınılmazlıkla çöküşe sürükler? Ve belki de asıl soru: İbn Haldun’un “Zulüm umranın harabıdır” cümlesi yalnızca bir tespit midir, yoksa tarihin işleyen yasası mı? TRAJİK BİR ÖMÜRDEN SÜZÜLEN “YENİ BİR İLİM” 1332 yılında Tunus’ta dünyaya gelen Abdurrahman İbn Haldun, henüz on altı yaşındayken çağın en büyük yıkımlarından birinin ortasında buldu
Alıntı
Nebevi Tıp (Tıbb-ı Nebevî), İslam peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sağlık, hastalıklar, tedavi yöntemleri, koruyucu hekimlik ve sağlıklı yaşam üzerine söylediği hadislerin, uygulamalarının ve tavsiyelerinin bütününü ifade eden bir terimdir. ​Bu gelenek, sadece hastalanınca tedavi olmayı değil, hastalık gelmeden önce sağlığı korumayı (koruyucu hekimlik) merkeze alır. ​İşte Nebevi Tıp literatürünün temel bileşenleri, öne çıkan uygulamaları ve felsefesi: ​1. Temel Felsefesi ​Nebevi tıp anlayışının özü, şifayı verenin Allah olduğu inancına dayanmakla birlikte, tedavi arayışını bir görev (sünnet) olarak kabul etmesidir. Bu konuda en bilinen dayanak şu hadis-i şeriftir: ​"Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır. Onu bilen bilir, bilmeyen de bilmez." (Buhari) ​Bu yaklaşım, dönemin kaderci veya batıl inançlara dayalı tıp algısını yıkarak, neden-sonuç ilişkisine dayalı rasyonel bir tedavi arayışını teşvik etmiştir. ​2. Nebevi Tıpta Öne Çıkan Tedavi ve Koruyucu Önlemler ​Hadis kaynaklarında ve sonraki dönemlerde yazılan Tıbb-ı Nebevî kitaplarında sıkça adı geçen ve günümüzde de tamamlayıcı tıp kapsamında araştırılan bazı unsurlar şunlardır: ​Gıdalar ve Doğal Maddeler ​Çörek Otu (Habbetü's-Sevda): "Çörek otunda ölümden başka her derde deva vardır" hadisiyle bilinir. Günümüzde bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri modern tıpta da araştırılmaktadır. ​Bal: Kur'an-ı Kerim'de de (Nahl Suresi) şifa olduğu belirtilen bal, Nebevi tıpta hem sindirim sistemi hem de yaraların tedavisi için önemli bir yere sahiptir. ​Zeytinyağı: Hem tüketilmesi hem de cilde sürülmesi tavsiye edilmiştir. ​Acve Hurması ve Ameliyat/Yara Bakımı: Özellikle toksinlere karşı koruyucu olarak sabahları aç karnına hurma yenmesi tavsiye edilmiştir. ​Uygulamalı Tedavi Yöntemleri ​Hacamat (Kan
Duygu ve Düşünce
“Zaman zaman çok yalnızım Kalbiye Arsız sarmaşıklar gibi her sabah Bıkmadan tırmanıyorum güneşin tahta perdesine Mor çiçeklerle açılmak için dünyaya. Güneş tozla püskürtüyor koca ağzından aslında hiçbir şey görünmüyor Kalbiye Kalbim kocaman bir kelebekti Kalbiye Bir elmasın içinde unutulmuş yıllar önce. Pembe bir merhemle doğardı günler Saçlarımı çözerdim, taze elmalar gibi soyardım bedenimi Bahar, simit, salatalık, midye kokardı her yan Dünya artık bir daha hiç Bir okul çıkışı gibi kokmayacak mı? Hayatın Kalbiye, o iri dudaklı çingenenin Ellerini hiç tutmayacak mıyım bir daha? Elmasın çatlarken çıkardığı sesi duyuyor musun, Bedenime çarpan incilerin sesini? Bir kadeh içindeki tozu üflüyor Her şeyi bir veba salgını gibi hatırlayarak Bekliyorum beklediğim neyse onu. Zaman Kalbiye, zaman şimdi Kalbimde habire uzayan bir minare Zaman zaman çok yalnızım Kalbiye Bugün ağlayarak kurabiye yerken, Çay fincanında kendimi seyrederken Çay beni içti, ben de çayı Kalbiye Ruhumdan çaylar aktı saatlerce Âşık olduğu için kahve döküyordu terliklerine Heinrich Böll’ün Palyaço’su Mary onu bırakıp gitmişti, yalnızdı.
Reklam
Reklam