Üç Vecize!
1." Usulü sağlam olmayan vusülden mahrum olur." 2." İlmi toptan elde etmeye kalkan toptan kaybeder." 3." Kulağa giren ilim kalabalığı anlayışı saptırır."
Kitaptan işaretlediğim yerler
“Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.” “Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak Hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?” “Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.” “Mazi bir girdaptır. Farkettirmeden içine çeker. Halbuki sana lazım olan bir tek şu andır. Şu anın hakikatini yaşamaktır aslolan.” “Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.” “Sufi der ki başkaları hakkında hüküm verip yargıda bulunacağıma, ben kendi içime bakayım. Sofu der ki başkalarının her kusurunu bulup çıkarayım. Ama unutmayın, çoğu zaman başkalarında hata bulanlar kendileri hatadadır. Teferruata ineyim derken bütünü kaybederler. Ağaçlara bakmaktan ormanı göremezler” “Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.” “Ama eninde sonunda çember döner, devir tamamlanır, ayna sırlanır. Her kışın baharı, her baharın bir sonu vardır. Ve şu vecize hala geçerlidir: Aşkın olduğu yerde, er ya da geç ayrılık vardır.” “Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Türkleri ilk olarak Türk diye niteleyen yeni bir milliyetçilik kavramı doğmaktaydı. Bu zamana kadar Türk adı Türkler arasında bile ancak Anadolu köylüsünün en aşağı tabakası için kullanılabilecek küçültücü bir sözdür. Yıllar sonra Mustafa Kemal'in bir vecize olarak ortaya attığı bir yurtseverlik sözlüğünde bile bilinçli bir kinaye vardı; Ne mutlu Türk'üm diyene!
Altıncı Vecize
Erkeklerden hiç hediye kabul etmemeli, çünkü yaşadığımız devirde hiçbir şey boşuna verilmez.
Sayfa 35 - İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri, XI. Basım, AGNÈS·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Sana bir şey söyleyeceğim ama sakın aklından çıkarma. Yaşam lunaparklardaki sürat trenleri gibidir,' dedi Leonid bir vecize söyler gibi. "Cok hızlı inersin, uzun süre aşağıda kalırsı ve zorlukla yukarı çıkarsın.'
Girişimcilere kredi sağlayacak bankaların oluşturulması, sanayicilere sağlanan muafiyetler ile birlikte ülkede yerli malının kullanımını arttırmak için de kanuni bazı düzenlemelere gidilmiştir. 9 Aralık 1925'te yerli kumaştan elbise giyilmesine dair kanun kabul edilmiştir. Kanunun birinci maddesine göre genel bütçeden ve belediyelerden bedeli ödenen kumaş, elbise ve ayakkabı, serpuş ve yatak araç gereci ile memur ve hizmetliye tekdüze elbise ve kundura giydiren bütün şirketlerin iştira edeceği veya ettireceği bu nevi levazımın yerli mamulatından tedarik edileceği belirtilmiştir. Bu kanun Meclisten geçerken görüşmeler sırasında söz alan Aksaray Milletvekili Besim Bey, memleketin tarihten beri birçok kez düşmanlığa maruz kaldığını söylemiştir. Bu yüzden asırlardır Türk'ün yorulmuş, ezilmiş, sefil ve yoksul kalmış olduğu yorumunda bulunmuştur. Düşmanların milletin harimi ismetine kadar tecavüz ettiğini fakat bir mucize ile buna engel olunduğunu ifade etmiştir. Fakat o düşmanların, Türk Milletini silahla yenemeyeceğini anlayınca iktisaden mahvetmek için ellerinden geleni yaptıklarını vurgulamıştır. İstiklali siyasinin, istiklali iktisadi oluşturulmadan tam manasıyla gerçekleşmeyeceğini savunmuştur. Memlekette turşunun bile Avrupa'dan geldiğini, yiyeceği, içeceği, giyeceği her şeyi Avrupa'dan gelirse bunun neticesinin iyi olmayacağı görüşünü kürsüden paylaşmıştır. Kanunun Mecliste kabul edilmesiyle birlikte emekli Yüzbaşı Naim Bey'in öncülüğüyle İzmir'de 1926 yılının başında Yerli Mamulâtı Müstehlikler Cemiyeti oluşturulmuştur. Cemiyet İzmir'deki okullarda dikiş ve biçki yurtlarında konferanslar vermiştir. Bundan başka ders kitaplarına yerli malının önemi hususunda makale, vecize konulması isteğini dile getirmiştir. Aynı maksatlarla İstanbul'da 1929 yılında Yerli Mallarını
Mavi Gök Yayınları·Kitabı okudu
Tarih