Aslında bu romanı alırken çok heyecanlıydım. Muhtemelen hiçbir zaman birisi tarafından okunmayacak, taslaklarda çürüyecek romanım ile benzer bir konusu olduğu için duyguya girmeme yardımcı olur, daha çok hisseder ve hisleri güzelce aktarabilirim diye almıştım.
Ne yazık ki beklediğim gibi olmadı. Çoğu yerde sanki düşük bütçeli bir Netflix dizi senaryosu okuyor gibi hissettim.
Duyarlı olunması gereken bazı konular eserde yer almış olsa bile bunlar sadece 'Heh, evet bunun eklenmesi gerekiyordu. Ekledim, üstüne tik atabilirim.' denilmiş gibi hissettiriyordu. Derinliği, sebebi verilmemişti.
Kadın karakterin feministliği bile, eleştirdiği kapitalizmin eğip bükerek bizlere pazarladığı, anlamından koparılmış, slogandan ibaret kalmış feminizm şeklindeydi. Sadece feminizm de değil, bence Adelaide'ı Adelaide yapan çoğu detay üstünkörü geçilmişti.
Bilmiyorum, belki de tamamen benimle alakalı bir sorundur. Ben, bir eserdeki karakterleri derinlemesine tanımayı severim. Karakter vegan mı? Onun vegan olmaya karar verdiği ilk an neydi? Neyden etkilendi veya tiksindi ve bu kararı verdi? Bu gibi detayları bileyim isterim, aksi takdirde o karaktere alışamıyorum ve benim için bir yabancı olarak kalıyor, onun hislerini hissedemiyorum.
Daha da önemlisi şu şekilde hissettiriyor: Veganlık şu sıra popüler kültür haline geldiği için yaygınlaşıyor, karakterim vegan olursa veganlar benim de duyarlı birisi olduğumu düşünür ve onların övgüsünü kazanırım. Keza karakterin feministliği de böyle hissettiriyor.
Yanlış anlaşılmasın. Bu düşüncelere ya da karaktarin feminist, vegan olmasına karşı değilim. Vegan olmasam da kendimi feminist olarak tanımlayabilirim. Ancak benim bahsettiğim feministlik, cinsiyet eşitliğini savunmak, bu uğurda uğraşmak ve her geçen gün haklarımızı güzelleştirebilmek için