lise yıllarında okuduğum, örtünmeme büyük katkısı olan, Eyüp belediyesinin kitap okuma yarışması vesilesi ile tekrar okuma fırsatı bulduğum bir eserdi.
öncelikle şunu belirtmeliyim ki, kitap yazıldığı döneme ışık tutan bir kitap. 28 şubat yıllarında çocuk olmama rağmen yaşanan olaylara şahit oldum ve net hatırlıyorum. O dönemde dinine bağlı insanların üzerinde çok şiddetli ve şiddeti 10 yıl süren bir baskı vardı. Gerçekten de kapalılar yobaz gibi görülüyordu. Örtünmeyenler de sanki dinsiz(!) miş gibi görülüyordu. Namaz kılanlar çok temiz, kılmayanlar cehennemlik olarak görülüyordu. Ablam başörtüsü yüzünden okula gidememişti mesela. Okulda peruklu öğretmenler görürdüm. Lisede yeni kapandığım zaman okulun lavabosunda başımı açmaya giderken okul müdüründen hakaret işittim. Üniversite yıllarımın yarısına kadar başımı açarak girdim okuluma. Kayıt sırasında bile başımı açtırmışlardı. O yüzden lisedeyken okuduğumda çok sevmiştim.
Ancak şu an okuduğumda kitabın dili çok sert geldi. Açıklar dinsiz kapalılar cennetlik, namaz kılanlar hep dürüst havası vardı. Mini etek vurgusu birçok yerde yapıldı, yazarın mini etekle ne gibi bir derdi var diye geçirdim içimden okurken. Bu zamanın liselilerine hitap eden bir kitap değil o yüzden. Ben etkilenmiştim, özellikle Feyza dadısına neden örtünmeliyiz dediğinde dadısının verdiği altın örneği çok etkilemişti beni. Ama şu anki neslin, daha kitabın başında üniversite ortamında açık mini etekli kızlara hoppa zıppa züppe etiketlerine maruz bırakan bu kitabı okumak isteyeceğini düşünmüyorum, ayrıştıran ötekileştiren bir dil var. bu dilin kullanım sebebini ise üstteki paragrafta özetledim, o yüzden abes değil.
Son olarak bir dipnot eklemek istiyorum: o dönemin mağdurlarının şu dönemin zalimlerine dönüştüğünü gördükçe üzülüyor hayret ediyorum.