“Ve güleceğin bir şey daha söyleyeyim sana: Sevgi, dostum Govinda, her şeyin başı sevgi gibi görünüyor bana. Dünyanın iç yüzünü görmek, onu açıklamak, onu aşağılamak büyük düşünürlerin işidir belki. Ama benim için tek önemli şey, dünyayı sevebilmektir; onu aşağılamamak, ona ve kendime hınç ve nefret beslememek, ona, kendime ve bütün varlıklara sevgiyle hayranlıkla ve huşuyla bakabilmektir.”
Siddhartha bir Brahman’ın oğlu, genç yaşında kendini bulmak için dostu Govinda ile bir yolculuğa çıkıyor. Yolculuğuna Samanaların arasına katılarak başlıyor. Samanalara gezgin çilekeşler diyebiliriz. Siddhartha kimi zaman aç ve susuz kalarak, kimi zamansa tarif edilemez acılara katlanarak; meditasyonlarla nefsini terbiye edip dünyevi olan her şeyden uzaklaşıyor:
“Çok geçmeden, Govinda, Samanaların yolunu, seninle bunca zamandır yürüdüğü bu yolu terk edecek dostun. Susuzluk çekiyorum, ah Govinda ve Samanaların bu uzun yolunda susuzluğum şuncacık azalmadı.”
Govindayla yolculuklarına devam ederlerken Nirvana’ya erişmiş birinin, bir Buddha’nın, Gotama’nın adını duyuyorlar. Beraberce Samanaların yanından ayrılıp Gotama’ya gidiyorlar, onun öğretisini dinliyorlar. Govinda, Gotama’nın yanında kalırken Siddhartha insanın kendini yine ancak kendisinin bulabileceğini ve bu uğurda hiçbir öğretinin insana gerçek yolu gösteremeyeceğine olan inancıyla Govinda’yı arkasında bırakarak Gotama’nın yanından ayrılıyor:
“Bu yüzdendir ki yolculuğumu sürdüreceğim –bir başka öğreti, daha iyi bir öğreti aramak için değil hani, çünkü biliyorum ki böyle bir öğreti yoktur-, tüm öğretilere ve öğretmenlere sırt çevirip hedefime tek başıma ulaşmak ya da bu uğurda ölmek için yapacağım bu yolculuğu.”
Siddhartha, diğer insanlardan “farklı” olduğunu biliyor. Diğer insanlara, hani kendini zenginlikle ve geçici zevklerle