şaziye..

şaziye..
@verbavolentscriptamanent
"kendi sokaklarında kıblesiz yolcu" youtu.be/EHDAATXaY8E?si=... youtu.be/gWoR_2x3EwA?si=...
William Blake
"..mükemmel bir yalınlıkla kurduğu cümlelerle, insanoğlunu şiire, şiiri de Kötülüğe indirgemeyi başardı. (...) Dengesizlik bütün eserlerine (yazılar, resimler) hâkimdi. Eserlerinde ortak hayatın kuralları karşısında kayıtsız bir tutum takındı. Ölçüsüzlük ve ayıplanma ihtimali karşısındaki kayıtsızlığı, bu şiirleri ve çarpıcı renklerle belirginleşen bu figürleri yücelik mertebesine ulaştırır. Blake, sık sık sanrılar görüyordu, ancak bunları hiçbir zaman önemsemedi. Deli olduğuna inanmıyor, bu hayalleri insan olmanın doğal bir sonucu olarak değerlendiriyor, hattâ onların insan zihninin yaratımları olduğuna inanıyordu. Blake hakkında tuhaf değerlendirmeler yapıldığı da oldu: "Bilinçaltı uçurumunun derinliklerine inen başka pek çok insan var, ancak onlar geri dönemediler. Akıl hastaneleri bu insanlarla dolu, çünkü çağdaş tanıma göre deli, bilinçaltının simgelerinin istilasına uğrayan insandır. Blake, onlar kadar derinlere inip akıl sağlığını koruyabilen tek örnektir. Oysa, yukarıdaki dünyayla yalnızca şiir aracılığıyla bağlantı kurabilen -Nietzsche, Hoelderlin gibi- pek çok katıksız şair, o dünyada boğulup kalmıştır." [W. P. Witcutt] Akla ilişkin bu gösterimde makul olan yan, şiiri aklın karşıtı olarak ele alması olabilir. Bir şairin hayatında aklın egemen olması, şiirin otantikliğine aykırıdır. Akıl, indirgenemeyen yapısını ve kendi içinde barındırdığı bağımsız şiddeti şiirin elinden çekip alarak en azından onu sakatlayacaktır. Gerçek şair dünyada bir çocuk gibi yaşar: Aynı Blake ya da bir çocuk gibi mükemmel bir sağduyuyla davranır; ama herhangi bir işin idaresi ona emanet edilemez. Şair dünyada ebediyen azınlık olarak kalacaktır: Blake'in hayatı ve eserleri de işte böyle bir kopuşun ürünüdür. Blake hiçbir zaman delirmemiş ama deliliğin sınırlarında dolaşmıştır. Bütün
s. 61, 62, 63·Kitabı okudu
Reklam
Puan vermedi·215 syf.·
16 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 00:50
·
2026 3. kitabı
Michel Foucault
7.9/10 · 774 okunma
"Foucault'nun amacı geçmişi hatırlamanın değerini ve önemini inkâr etmek değildir, bu uğraşımıza bakış açımızı değiştirmektir. Geçmiş üzerine düşünmenin bize öğrettiği şey içerisinden özgürce tercih yapabileceğimiz seçeneklerimizin olduğudur, basitçe ayak uydurmamız gereken devamlılıklardan ibaret olduğu değildir. Kim olduğumuz geçmişte el üstünde tuttuklarımız kadar şu anda neyin arkasında durduğumuzla da alâkalıdır. Kendini anlama yolculuğunun sonu yoktur. Psikolojimizin en dip köşelerinde bile anımsandıklarında gerçek kimliklerimizi açığa çıkaracak bir tecrübe yoktur. Ancak kendini bulma yolculuğunun kendisi de bir çeşit kendine eğilmedir, Freud'dan çok önce kendini biçimlendirme tekniklerinin antik kullanıcıları da bunları bu amaçla öğretmiştir. Dolayısıyla Foucault çıkmaya mahkum edildiğimiz bu anlam yolculuğunun, bu yolculuk sırasında yarattığımız usuller aracılığıyla insan doğasının sürekli yeniden inşa edildiği anlamına geldiğini iddia eder. Yeni anlamlar ve değerler yaratma sorumluluğu hiç bitmeyen bir görev olsa da tüm insani uğraşların da temelini oluştururlar. Foucault'ya göre iktidar böylesi bir yaratıcılık üzerinden açığa çıkar ve kaderimiz de bunu iyi kullanma kapasitemize bağlıdır."
s. 181, 182 - 'Foucault, Freud ve Kendini Biçimlendirme Teknikleri' / Patrick H. Hutton·Kitabı okudu
"..İnsan doğası Freud'a göre geçmiş tecrübelerin hatırlanmasıyla şekillenirken, Foucault'ya göre insanlığın biçim yaratıcı faaliyetleri üzerinden inşa ediliyordu. Hattâ Foucault'ya göre geçmiş tecrübeler, bunları sınıflandırmak için insanların türettiği formüllerin labirentinde kayboluyorlardı. Foucault kişiliğimizi, Freud'un bize öğrettiği gibi davranışsal emsallerimizin orijinal anlamlarını derinlemesine düşünerek değil, hiç durmaksızın üzerinden tecrübelerimizi incelediğimiz, yorumladığımız ve sınıflandırdığımız formaliteleri yapı taşlarına ayırarak keşfedeceğimizi düşünüyordu. Freud dönüp de orijinal tecrübeye bakınca geleceği işaret ettiğini görürken, Foucault bakışlarını içinde olduğumuz ana dikmişti. Freud geçmiş tecrübelerimizin şu andaki hayatlarımızı nasıl şekillendirdiğini sorgularken, Foucault hayat tecrübelerimizi disiplin altına almak için tasarladığımız biçimsel kurallarda neden gerçeklik keşfine çıktığımızı sorguluyordu. Freud'un geçmişe olan ilgisi bunun hatırlanmasına odaklanır. Foucault, aksine, tekrarlamaya odaklanır, bu tekrarlama insanlık halinin paradoksuna dair ana savını güçlendirir: Bizler ironik bir biçimde kendi yaratıcılığımıza pranga vuran biçimleri yaratan varlıklarız. Bu yaratma ve sınırlandırma döngüsü hiç durmaksızın tekrarlanır. Foucault geçmiş tecrübelerin, Freud'un inandığı gibi, bizi geri dönülemeyecek biçimde şekillendirmediğini savunur. Hâlbuki şu andaki yaratıcı ihtiyaçlarımıza uyması için eski yarattıklarımızı sürekli yeniden şekillendiririz."
s. 177, 178 - 'Foucault, Freud ve Kendini Biçimlendirme Teknikleri' / Patrick H. Hutton·Kitabı okudu
Foucault'nun polislik faaliyetlerinin [insanî münasebetlerin halk tarafından ve sözde kamusal kurumlar tarafından disipline edilmesi] gücünün gittikçe genişleyen ağı konusundaki tezi Freud'un bilinçdışına itme teorisinden bir nebze farklıdır. Freud'un yorumunda polislik faaliyetlerinde vurgulanan kısım sınırlandırmayken, Foucault'da bu kısım üretkenliktir. Foucault, bazı faaliyetler polislik sürecinin içerisine alınırken bazılarının da bu süreç içinde meydana çıktığını açıklar, dolayısıyla kuralların detaylandırılması ve bunlara isyan edilmesi, birbirleriyle olan ilişkileri üzerinden sarmal bir biçimde tanımlanmalarıyla karşılıklı birbirlerine bağlanmışlardır. Foucault, hem akıl hastaneleri hem de on dokuzuncu yüzyıl hapishaneleri hakkındaki çalışmalarında buraların polislik faaliyetleriyle kontrol altına alınan sakinlerinin bu sürece katılmaya, böylece de sürecin geçerliliğini doğrulamaya olumlu şevklendirmelerle ikna edildiklerini gösterir. Deli kişi faal bir şekilde tedavisinin peşine düşerek bu zafiyetinden kurtulmaya teşvik edilir. Mahkûma kendi rehabilitasyonunun üstüne titremesi tembihlenir. Her ikisi de toplumun daha geniş çevrelerinin davranışsal normlarına ayak uydurmaları için tasarlanmış bu ritüelde görev üstlenirler. Foucault bu süreçle pozitif bir insan davranışı ekonomisinin şekillendiğini öne sürer. Foucault'nun polislik faaliyetleri anlayışındaki ekonomi, insanların üzerinden ilişkilerini tanımladığı dilsel ve kurumsal usullerin üretilmesi anlamına gelmektedir. Bu mânâda polislik faaliyetleri insanlar olarak en temel faaliyetimizin kamusal ifadesidir: Üzerinden insan doğası kavramını şekillendirdiğimiz söylem ve eylem kiplerinin inşa edilmesidir. Kendimizi kelimelerimizin ve yaptıklarımızın formalitesi üzerinden tanımlarız. İnsan doğamız kendi
s. 165, 166 - 'Foucault, Freud ve Kendini Biçimlendirme Teknikleri' / Patrick H. Hutton·Kitabı okudu
Reklam