"..Foucault'nun eserlerinde Freud'un dikkat çekilmeyen varlığı bolca hissedilebilir. Tümüyle göz önüne alındığında külliyatının Freud'a bir gönderme olduğu şeklinde bir yorum yapmak mümkündür, ne de olsa ikisinin zihne yaklaşım yöntemleri tamamıyla zıttır. Freud insan psikolojisinin içsel işleyişini incelemek için bir yöntem sunarken, Foucault, bu yöntemin kendisinin yüzyıllardır zihni dışarıdan biçimlendiren çok eski bir kendi kişiliğini oluşturma tekniği olduğunu gösterme peşindedir. Foucault, insan psikolojisiyle ilgili kavrayışımızın, bizzat bu psikolojinin sırları çekip çıkarılabilsin, içindeki gizli bilgiler gerçekte kim olduğumuzu bize göstermesi adına açığa çıkmaya zorlansın diye tasarladığımız tekniklerle şekillendiğini öne sürer. Tarihsel açıdan bakıldığında psikanaliz bu işleyişe sonradan katılmış, kendine eğilme tekniklerinin uzun ve düzensiz geçmişinden doğmuştur.
Foucault bu karşıtlığında, yani yirminci yüzyıl Batı düşünce tarzının zihin konusundaki baskın konumunda, tarihsel psikolojiyi psikanalizsel olmayan bakış açılarıyla değerlendirme konusunda sayıları artan tarihçilerle aynı pozisyondadır. Tarihsel incelemeleri,kolektif zihniyetler açısından tarihi inceleyen, insan psikolojisi problemini iç içe geçtiği toplumsal ve kültürel kuvvetler tanımlaması üzerinden çözmeye çalışan yeni tarihçilerle birçok benzerlik içerir. Bu tarihçiler, bireysel zihnin de içerisinde yer aldığı; materyal ortamın, toplumsal geleneklerin ve dil kullanımının yarattığı kolektif psikolojik yaşam alanının ortaya çıkış şekillerini araştırırlar. İnsan psikolojisinin sahip olduğu düzenin ayrılmaz bir biçimde bu kültürel gelenekler ağına bağlandığını öne sürerler. Eğer kültürün ortaya çıkışı yaratıcı bir süreçse, aynı zamanda kullandığımız kelimelerin ve aracılıklarıyla eyleme