Biraz da tarih incelemeleri :)
Puan vermedi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki Türkiye Hüner Tuncer Doç. Dr. Hüner Tuncer’in titiz bir arşiv çalışması ve diplomatik birikimiyle kaleme aldığı Menderes’in Dış Politikası eseri, Türk dış politikası tarihinin en radikal dönüşüm süreçlerinden birini uluslararası ilişkiler disiplininin temel yapı taşları üzerinden analiz eden sarsıcı bir kitaptır, Tuncer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan ve geleneksel dış politikayı biçimlendiren Atatürkçü ilkeler ile 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti (DP) iktidarı tarafından hayata geçirilen pratikler arasındaki derin kırılmayı mercek altına almaktadır. Kitap, temelde realist bir uluslararası politika perspektifiyle yazılmış olup, bir devletin kendi ulusal gücüne dayanmaksızın, salt bir süper gücün koruyuculuğuna ve dış yardımlara yaslanarak tam bağımsızlığını sürdüremeyeceği tezini savunmaktadır. Tuncer, yapısal analize geçmeden önce, Atatürk dönemi dış politikasının "gerçekçilik", "tam bağımsızlık", büyük güçler arasında denge kurma ve ideolojik dogmalardan uzak durma gibi temel prensiplerini anımsatarak, Menderes dönemindeki "sapmanın" teorik ve pratik boyutlarını daha görünür kılmaktadır. Uluslararası sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok kutupluluktan iki kutupluluğa evrilmesi ve Soğuk Savaş’ın tırmanması, Türkiye’nin jeopolitik konumunu kırılgan bir zemine taşımıştır. Eserde, bu dönemin en kritik eşiklerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı ertesindeki Türk-Sovyet ilişkileri ve SSCB’nin Boğazlar ile Doğu Anadolu üzerindeki haksız talepleri teferruatlı bir biçimde incelenmektedir. Yazar, bu noktada önemli bir tarihsel ayrım yapmakta; İsmet İnönü dönemindeki Batı’ya yakınlaşma hamlelerinin savaş sonrası koşulların ve Sovyet tehdidinin dayattığı istisnai, konjonktürel bir zorunluluk olduğunu belirtirken, DP iktidarının bu çizgiyi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki TürkiyeHüner Tuncer · Kaynak Yayınları · 20133 okunma
Meğer Bir Bardak İçeceğin Arkasında Koskoca Bir Tarih Varmış
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 15:12
İlk duyduğumda dünya tarihinin altı içecek üzerinden anlatılması bana oldukça sıra dışı geldi. Fikir ilginçti ama açıkçası bira, şarap, kahve ya da çayın insanlık tarihini anlatabilecek kadar büyük bir role sahip olduğuna pek ihtimal vermiyordum. Kitabı bitirdiğimde ise en çok şaşırdığım nokta tam olarak bu oldu. Tom Standage, bira, şarap, damıtılmış içkiler, kahve, çay ve Coca-Cola üzerinden insanlık tarihinin farklı dönemlerine ışık tutuyor. Ancak bunu yaparken sadece içeceklerin hikâyesini anlatmıyor; ekonomi, ticaret, vergi politikaları, sömürgecilik, kültürel değişimler ve hatta dünya güç dengelerine kadar uzanan geniş bir tablo çiziyor. Bir noktadan sonra içecekler sadece bir araç hâline geliyor ve aslında dünyanın nasıl şekillendiğini okumaya başlıyorsunuz. Kitapta en çok kahve bölümü ilgimi çekti. Kahvehanelerin yalnızca insanların vakit geçirdiği yerler değil, fikirlerin dolaşıma girdiği ve tartışma kültürünün geliştiği merkezler hâline gelmesi beni gerçekten şaşırttı. Çayın ticaret savaşlarıyla olan ilişkisi ve Coca-Cola'nın Amerikan etkisinin sembollerinden birine dönüşmesi de aynı şekilde oldukça ilgi çekiciydi. Kitabın en sevdiğim yanı bunu akademik bir tarih kitabı gibi yapmaması oldu. Bilgi veriyor ama boğmuyor. Bu yüzden tarih merakı olan ama ağır akademik eserlerden hoşlanmayan okurların rahatlıkla okuyabileceğini düşünüyorum. Tarih konusunda daha derin okumalar yapanlar bazı bölümleri yüzeysel bulabilir. Hatta ben bile zaman zaman "Acaba burada içecekler biraz bahane mi olmuş?" diye düşünmeden edemedim. Bazı tarihsel gelişmelerin içeceklerle bağlantısı yer yer biraz fazla vurgulanmış gibi geldi. Yine de bu durum kitabın en büyük başarısını gölgelemiyor. Çünkü kitap boyunca sürekli "Bu kadarını bilmiyordum" hissi yaşadım. Altı Bardakta Dünya Tarihi
Kitap Simyacıları
Altı Bardakta Dünya TarihiTom Standage · Kırmızı Kedi Yayınları · 20241,214 okunma
Reklam
10/10
·181 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
Kitabın başlangıcı bile Türk’ün ne kadar medeni ne kadar ileri görüşlü ne kadar ince fikirli olduğunu gözler önüne sererek ilerliyor.alparslan’ın Diojen karşındaki tutumu onun onurunu incitmemek için yanında çadır kurdurması fakar ülkesine dönen diyojenin kendi tarafında gözleri oyulması ve ölmesi melikşahın zaferi kardeşine nasip olsun diye dua etmesi takvimin yenilenmesi avrupanın ise 1582 de takvimi düzeltmesi bakın durun daha başlamadık I haçlı seferi 1096-1099: Günaha bulanan hristiyanların tövbe etmesi zengin günahkar için 4 ing altını fakir için 9 şiling bununla da yetmeyip 300 yıllık bir günahkar cezası çıkıyordu din buna bir kılıf buldu ve haçlı seferine katılacak olanların günahlarının affedileceğini duyurdu hatta ölenlerin cennete gideceği Papa II urbanus fransa’ya dönerek Clermont Konsilini topladı fransanın en önemli lideri Tolulouse kontu Raymond de Saint Gilles ve başpiskopos Adhemar de MOnteil talip oldular oluşan haçlı ordusuna katılım büyüktü kadınlar çocuklar herkes içindeydi ( nede olsa günahları affedilip cennete gidecekler ) Bizans imparatoru I Aleksios bu büyük kalabalığı istemedi çünkü geçtikleri yerleri talan edecek çok zarar vereceklerdi ki öyle de oldu .bunun üzerine Aleksios haçlılara refakatçi ordular verdi . Ağustos 1096 yılında 4 esas haçlı ordusu avrupanın değişik yerlerinden yola çıktı . 1.ordu Fransalı Franklar ordusu Vermandois kontu hugue le grand robert courteheuse ve robert flndralı loren kaynaklı orduyu gecikmeyle takip edecek 2.ordu Loren kaynaklı ordu almanyayı geçip balkanlara kuzeyden girecek aşağı loren dükü godfrey de Bouillon kardeşi Baudouin de Boulogne ve kuzeni Bourglu Baudouin 3.ordu Güney Fransalılar ordusu Toulouse kontu IV Raymond veya Raymond Saint -gilles kuzey italyadan balkanlara girip Sırbistan ve Makedonya
Türklere Karşı Haçlı SeferleriRaşid Erer · Kaknüs Yayınları · 200217 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 25. kitabı
Kısa ve keyifli bir kitaptı zaman zaman tekrarlardan oluşmuştu ama o da fazla göze batmıyor. Selçuklular yıkılmadan önce Alaaddin Keykubat, yassıçemen savaşında kendine yardım eden ve kazanmasına sebeb olan Ertuğrul Gaziye yardımlarından dolayı hil’at giydirmiş ve Selçuklu ülkesinde yaşamak için göç ettiklerini öğrenince Ankara ve çevresini Ertuğrul Beye vermiştir.Daha sonra 1.Alaaddin Keykubat ülkesinin batı sınırlarını genişletmek için Konya’dan Eskişehir’ gidiyor Ertuğrul Bey de buraya gelerek kendisine yardım ediyor böylece savaş kazanılıyor.Alaaddin ise Eskişehir ve çevresini Ertuğrul Gaziye veriyor. Kendisinden sonra yerine Osman Gazi geçiyor ve hepimizin bildiği gibi şanlı Osmanlı devletini kuruyor (1299) Osmanlılarda vergi nasıl? Adalet ne şekilde ilerlemiş? Sıradan halk ile padişah arasında adalet nasıl işliyor? Halkın birbiriyle yardımlaşması, katolik ortadoks, hristiyan, rum vb milletten insanların birbiri içinde kaynaşıp kavga çıkmadan nasıl yaşadıkları, Osmanlıda hayvan sevgisi, çocuk ve eğitim sistemi gibi bir çok konuda ufak ufak tatlı tatlı bilgiler verilmiş.
Ertuğrul Gazi Osman GaziM. Rıza Narinli · Ezr Yayıncılık · 2018112 okunma
Osmanlı İmparatorluğu (2 Cilt) /İnceleme/
Puan vermedi·864 syf.·
2026 32. kitabı
Halil İnalcık’ın iki ciltlik kutulu Osmanlı İmparatorluğu eseri, popüler anlatıların ve ideolojik kalıpların ötesine geçerek, tamamen arşiv belgelerinin ışığında yükselen entelektüel bir başyapıttır. İlk ciltte imparatorluğun bir uç beyliğinden dünya devine dönüşmesinin siyasi ve askeri anatomisi akademik bir titizlikle çıkarılırken; eserin asıl tahtını kurduğu ikinci ciltte, bu devasa yapının kılcal damarları olan ekonomik sistem, toplumsal düzen, hukuk ve kültür hayatı adeta bir cerrah hassasiyetiyle deşilir. İnalcık; saray bürokrasisinden taşradaki toprağa, vergi sisteminden ticaret yollarına kadar o koca çarkın işleyiş mekanizmalarını, akademik ağırlığı boğucu kılmayan, aksine yaşayan ve nefes alan duru bir anlatıyla ortaya koyar. Osmanlı tarihini bilimsel bir metodolojiyle, o derin kurumsal felsefesini kavrayarak öğrenmek isteyenler için bu set, tarih koridorlarına atılacak en prestijli, en güvenilir ve en asil ilk adımdır. Hocanın o usta ve akıcı kalemi, kalın ciltlerin yaratabileceği o çekinceyi tek hamlede yok ederek yeni başlayanları ürkütmeyen bir rehbere dönüşür; böylece bu nadide eser, bir imparatorluğun yüzlerce yıl boyunca hangi toplumsal ve ekonomik akılla ayakta kaldığını fısıldayan, kütüphanenizin en mutena köşesini hak eden zamansız bir başvuru kaynağı haline gelir.
1000Kitap
Osmanlı İmparatorluğu (2 Cilt Kutulu)Halil İnalcık · Kronik Kitap · 2021198 okunma
7/10
·479 syf.··
2026 15. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 14:39
  Herkese merhaba Bu kitabı okumama Gogol'un son kitabı olması ve "manik depresif bozukluk" sürecinde bu kitabı yazması, kitabı tamamlayamayıp bazı kısımları yakması, hatta intihar etmek istemesini öğrenmem neden oldu diyebilirim. Daha önce farklı kitaplarını da okuduğum yazarın son kitabını ve yaşadıklarını merak ettim. "Ölü Canlar" için de sonu yarım bırakıldığı için yaşamaya devam eden kitaplardan biri diyebiliriz. Kitapta Çiçikov'un dönemin Rusya'sında ölü insanların kayıtlara geçmemesini fırsat bilip onlara hâlâ vergi ödeyen insanlardan ölü canları alması ve bu yolla zengin olmaya çalışması anlatılıyor. İlk başta Çiçikov’un yolculuğunu okuduğumu düşünürken ilerledikçe Gogol’un çok daha fazlasını anlattığını hissettim.  Çiçikov’un “ölü canlar” üzerinden kurduğu plan bir yerden sonra yalnızca bir çıkar meselesi olmaktan çıkıp insanın kendini topluma nasıl sunduğu, görüntünün gerçeğin önüne nasıl geçebildiği ve insanların ne kadar kolay ikna olabildiği üzerine düşündürdü. En sıkıştığı anlarda bile zihninin hâlâ bir çıkar hesabı yapıyor olması ve bunun çocukluğundan beri şekillenmiş olduğunu gösterdi yazar. Özellikle daha küçük yaşta insanları okuyup kendini ona göre ayarlamayı öğrenmiş olmasını, babasının ve öğretmeninin yaklaşımlarından çıkarabiliyoruz. Kitap boyunca Çiçikov farklı karakterlerde farklı insan hâllerini ele alıyor aslında. Kimi sakin ve nazik (Manilov), kimi temkinli bir kadın (Koroboçka), kimi kaotik (Nozdryov), kimi uyanık (Sobakeviç), kimi dağınık (Plyuşkin), kimi çalışkan (Kostanjoglo), kimi de net (General Betrişçev). İster istemez bugün de hayatımızda benzerlerinin hâlâ var olduğunu düşündüm; bazen bir yabancıda, bazen en yakınımızda. Bir de Gogol’un ara ara okura seslenmesi hoşuma gitti. Bazı yerlerde kitabı okumuyor da yazarla sohbet
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Reklam
Reklam