Puan vermedi·343 syf.··
2026 406. kitabı
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Türk edebiyatının ve mizahının en büyük ustalarından Aziz Nesin’in kaleme aldığı, bürokrasiyi ve çarpık toplumsal düzeni yerden yere vuran ölümsüz bir başyapıttır. Kitap, trajikomik bir dille örülmüş, okurken hem güldüren hem de ülkenin bitmek bilmeyen idari absürtlükleri karşısında derin derin düşündüren bir taşlama niteliğindedir. Romanın başkahramanı Yaşar Yaşamaz, devletin kayıtlarında hem var hem de yok sayılan bahtsız bir vatandaştır. Nüfus kâğıdı almaya gittiğinde "Sen nüfusta ölü görünüyorsun" cevabıyla karşılaşır; ancak iş askere alınmaya, vergi toplamaya ya da devletin yükümlülüklerine geldiğinde tıkır tıkır işleyen bürokrasi, Yaşar’ı bir anda "canlı" ilan ediverir. Haklarını aramak için çabaladıkça resmi dairelerin labirentlerinde kaybolan, sevgilisine kavuşamayan, mirasını alamayan ve her adımda sistemin çarkları arasında ezilen Yaşar, en sonunda çareyi sisteme uyum sağlayıp bir "açıkgöz" olmakta bulur. Hikaye, Yaşar'ın parmaklıklar arkasından koğuş arkadaşlarına kendi hayatını anlatmasıyla ilerler. Aziz Nesin, Yaşar’ın bu trajik öyküsü üzerinden birey ile devlet arasındaki kopukluğu, vatandaşın bürokrasi karşısındaki çaresizliğini ve rüşvetçi, hantal sistemin insanı nasıl suça ya da deliliğe sürükleyebileceğini muazzam bir mizahi zekayla hicveder. Üzerinden yıllar geçse de güncelliğini ve keskinliğini asla yitirmeyen bu eser, Türk toplumunun ve devlet yapısının röntgenini çeken en kıymetli toplumsal eleştiri romanlarından biridir.
Yaşar Ne Yaşar Ne YaşamazAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 200816,2bin okunma
9/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2018 00:00
Hayatın o sarsıcı, dönüştürücü belki bazen öğütücü yanını nazara veren bir hikâye ile karşı karşıyayız bu dünyada. Uğruna ölümü göze alacağımız değerlerin, düşüncelerin bir gençlik hevesi olduğuna bizi ikna edecek bir kurgunun içerisinde yaşıyoruz. Dava şuurunu iliklerimize kadar hissettiğimiz gençlik yıllarından bugüne dünyanın pörsüterek aşındırdığı o devasa değerler manzumesinin birer fantezi olduğuna iman etmeye icbar edildiğimiz bir “sanal gerçeklik” ile karşı karşıyayız. Pek az kimse çağın tüm cazibesiyle yolundan döndürmek üzere büyük mücadelelere giriştiği bu büyük savaşa direnebiliyor. İnsanların ekserisini caydıracak haklı(!) bir mazeret(!) bulunuyor. Her yeni nesil bu hikâyeyi yeni baştan yaşamaya mahkûm sanki. Birileri gelip birileri gidiyor. Neticede koca koca sözler edip sonra da o parlak sözlerin altında kalmış, o aydınlık düşüncülere yabancılaşmış insanlar boy gösterir olmuş her yanda. Zaaflara kapılmak, “hayatın gerçeklerinin görülmesi” olarak yutturulur olmuş.  Horatius’un dediği gibi 'quid rides, de te fabula narratur/ ne gülüyorsun anlattığım senin hikâyen.‘ İşte Mustafa Kutlu’nun 1983 yılında kaleme aldığı ‘Ya Tahammül Ya Sefer’ bizim hikâyemizi anlatıyor. Herkes kendine bir rol biçebilir bu hikâyeden. Makam uğruna kırk takla atıp, inançlarından, mukaddesatından, kimliğinden ödün verenlerimiz; kendini avukat Yunus Beyin yerine koyabilir. Gençliğinde medreseden bozma öğrenci yurdundaki hızlı mücahitlerden olan Yunus Bey bakan olur ve eşine başörtüsünü açtırtır. Kimimiz Yunus Beyin zaaflarını barındırıyoruz. Ve örtüyü çıkarmanın ağırlığı altında inleyip her akşam gözyaşı döken eşi Neslihan Hanımın rolünü eşinin yönlendirmeleriyle maneviyatından taviz verenlerimiz üstlenebilir. Kariyer ve kadın cazibesinin davayı terk ettirdiklerinin hayatı
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·479 syf.··
2026 203. kitabı
Gogol, kurnaz Çiçikov’un vergi ödememek için kağıt üzerinde yaşayan "ölü köylüleri" satın alma niyetini anlatırken, aslında Çarlık Rusyası’nın çürümüş sistemini fena halde tiye alıyor. Taşra aristokrasisinin açgözlülüğünü ve ahlaki çöküşünü kara mizahla yüzümüze vuran, "Asıl ölü olanlar kim?" sorusunu sorduran sarsıcı bir başyapıt.
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
10/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
Umursamaz İnsanlar / Sarah Wynn-Williams Yazar Sarah Wynn-Williams, Yeni Zelandalı genç bir diplomat ve avukat. 2009 yılında Facebook’un yükselişiyle birlikte bu büyülü gelen dünyaya büyük bir merak duymaya başlar ve uzun uğraşların ardından da Facebook ekibine katılmayı başarır. Sarah’ın görevi, ülkeleri dolaşıp Facebook’un daha fazla yerde erişime açılması için çalışmak. İlk bakışta oldukça masum görünen amaç; insanları birbirine bağlamak ve iletişimi güçlendirmek. Ancak platform büyüdükçe mesele yalnızca insanlar arası iletişim olmaktan çıkar. Özellikle Çin örneği kitapta oldukça ilginç. Çin’in veri kontrolü talepleri karşısında şirketin yaklaşımı, Sarah’ın Facebook’un göründüğü kadar masum olmadığına dair düşüncelerini güçlendirirken biz okurlar da güç, para ve etik arasındaki çizginin ne kadar kolay bulanıklaşabildiğini görmeye başlıyoruz. Kitapta algoritmaların kimi görünür kıldığı, yalan haberlerin nasıl yayıldığı ve bazı toplumsal olaylarda nefret söyleminin nasıl körüklendiği dikkat çekiciydi. Hatta bazı ülkelerde yaşanan şiddet olaylarında etkileşimin sürmesine göz yumulması... Eyvah Eyvah Günlük hayatta fark etmeden verdiğimiz meta izinlerinin masum bir tıklama olmadığı, “Tanıyor olabileceğin kişiler” önerileri, istemeden gönderilen bağlantı davetleri, ilgi alanlarımızın ve davranışlarımızın takip edilmesi… Reklamların bazen tam da aklımızdakine denk gelmesi gibi. Vergi meselelerinden şirket içi kayırmacılığa, mobbingden taciz iddialarına, yazarın hayal kırıklıkları ve mücadelelerine değinen kitapta İstanbul’a dair kısa bir bölümde var. 452 sayfa olmasına rağmen iki günde bitirdim; resmen su gibi aktı. Kesinlikle okunmasını isterim. Ve hazır konu buraya kadar gelmişken küçük bir not da bırakayım: Eğer Meta ekibi bir yerlerden bunu görüyorsa, beni askıya
Umursamaz İnsanlarSarah Wynn-Williams · Destek Yayınları · 011 okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ" Gece vagonun içi karanlık. Annemin anlattığına göre kadının biri bana, 'Hadi Vartan bir şarkı söyle de biraz şenlenelim,' demiş. Ben de şöyle bir şarkı tutturmuşum: 'Elinde bir deste gül Gülistan'dan geliyor, Yavuklusu yanında Al yanaktan öpüyor.' Vartan İhmalyan, 1913’te Konya’da doğdu. 1944’te Robert Kolej’in mühendislik bölümünden mezun oldu. Ardından Fransa, Macaristan, Polonya ve Çin derken 1961’de Moskova’ya yerleşti ve 1987’deki ölümüne kadar orada yaşadı. Bir mühendis, bir göçmen, bir dil sever. Ve Türkiye’yle bağı hiç kopmayan bir yürek. Edebiyatımızda “İhmal Amca” olarak tanınan, çocuklara armağan ettiği masallarla hafızalara kazınan Vartan İhmalyan’ın Bir Yaşam Öyküsü, 20. yüzyılın çalkantılı coğrafyasında bir Ermeni, bir Türkçe sever, bir komünist ve bir entelektüel olarak var olma mücadelesinin belgeseli. Kitap, onun “Benim iki anadilimden ilki Türkçe’dir” sözünü edebi bir kimlik tanımı olmaktan çıkarıp derin bir tarihsel ve siyasi bağlama oturtuyor. Eserin, Vedat Türkali ve Mete Tunçay’ın değerlendirme yazılarıyla birlikte sunulması bakımından da kıymetli; çünkü bu isimler hem İhmalyan’ın tanığı olduğu dönemin hem de Türkiye sol hareketinin önemli aktörleri. Peki, bu anı kitabını diğerlerinden ayıran şey ne? Neden hâlâ okunmayı hak ediyor? İhmalyan anılarına 1915’e, Konya’dan kalkan bir trenle başlıyor. Henüz iki yaşında olmasına rağmen aile büyüklerinden dinlediği bu travmayı şöyle aktarır: “Derken, günün birinde katar katar hayvan vagonlarına binmiş, Doğu’ya gidiyoruz. Bende bir sevinç, bir sevinç ki trene binmişim diye. Oysa sürgüne gidiyormuşuz.” Bu masum bakış açısıyla söylenen söz, Ermeni tehciri gibi bir kırılma anını edebiyata taşırken, aynı zamanda ailesinin nasıl kıl payı kurtulduğunu (Ereğli’de ambar müdürü olan bir
Edebiyat
Bir Yaşam ÖyküsüVartan İhmalyan · Cem Yayınevi · 201211 okunma
Puan vermedi
henüz kitabı tamamlamamış olsam da okumayı düşünen arkadaşlara kesinlikle tavsiye ederim. özellikle kitabın ilk bölümünde 1908 devrimi'nin türk tarihi içindeki ehemmiyeti çok iyi açıklanmış. türk aydınlarının ekseriyası 1908 devrimi'ni basit bir anayasa ilanı olarak görse de bu topraklardaki esas burjuva devriminin -kapitalizmin kurumsallaşmasının- tarihin bu noktasında gerçekleştiğini yazar çok iyi göstermiş. bu türk tarihçiliğini bir ters ediştir ve bu değişimi tespit etmek 20. yüzyıl türk tarihini baştan yazmayı gerektirir. ayrıca değinmeyi gerekli gördüğüm bir diğer noktaysa 1908 devriminin bir halk hareketi olduğudur. final/noktalandırıcı kuvvet osmanlı'nın genç subaylarıdır burası doğru ancak 1904'te başlayan kitlesel vergi ayaklanmaları olmasaydı, merkez vilayetlerdeki osmanlı halkları müşterek halde hareket etmeselerdi askerlere bu son darbeyi indirecek meşruluk ve kuvvet sağlanamazdı.
1908 DevrimiAykut Kansu · İletişim Yayıncılık · 201552 okunma