“Saksonlarda, zina yapan kadın asılır ve ardından yakılırdı. Mısırlılarda ise burnu kesilirdi. Romalılarda, ‘Julia Yasası’ gereği kellesi uçurulurdu. Bugün ise Fransa’da, bir kadın zina yaparken yakalandığında kocasıyla alay ediliyor.” • Alphonse Karr, Une poignee de verites (Bir Avuç Gerçek)
Sayfa 236 - Can Yayınları, 1.Baskı: 2011 Eylül·Kitabı okudu
Leibniz tüm doğru önermeleri iki sınıfa ayırmıştır: Akıl doğruları (verites de raison) ve olgu doğruları (verites de fait). Bu sınıfları şöyle tanımlar: "Akıl doğruları zorunlu olan ve karşıtları olanaksız olan doğruluklardır; olgu doğruları ise olumsal olan ve karşıtları olanaklı olan doğruluklardır.
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
vérités
Rien ne lui semblait plus difficile que de conserver son calme quand elle était dérangée brusquement alors qu'elle était plongée dans un livre. Les gens qui aiment les livres savent combien ce genre d'interruption peut mettre de mauvaise humeur. L'envie d'être excessif et hargneux n'est pas facile à réprimer. ~Princesse Sara
Sara
Edebiyat
Bilimlerin Gruplara Ayrılması
Felsefe tari­hinde “değişmez” teriminin anlamlarından biri diğeriyle birleş­tirildi: Zamanla ilgisi olmayan şeyler, bağlılıklar ve bunlardan söz eden bütün ilkeler zamandışı varolan, zaman-üstü olan tan­rısal ölümsüz varlıkla bir tutuldu. Fakat asıl sorun şudur: Aca­ba bu iki ayrı şeyi birleştirmek, bir saymak doğru mudur? Bu­nu yapmaya hakkımız var mıdır? Burada zamana bağlı olmayan bir şeyin araştırma objesi olarak incelemelerimizden önce var olması, bu objeyi içinde bulunduğu bağlılıklar bakımından doğru kavra­mak için düşüncelerimizin ona yönelmesi gerekir. Buradaki düşünceler, asla isteğe göre değildirler; eğer düşüncelerin bir bilgi sağlaması gerekiyorsa, o zaman onların ilgili oldukları şe­ye uygun gelmeleri, onu bize yansıtmaları gerekir. Bunu Orta Çağ felsefesi şöyle dile getirir: Adaeçuatio intellectus ad rem. Aklın nesneye uygunluğu. İşte manevi bilimler bütün bu şeylerden söz ederler.Bu alanlarda düşünsel başarılar, kuruluşlar ve varlık şekilleri söz konusudur. İnsan hayatının şekil ve düzen kazanması için bu kuruluşların ve varlık şekillerinin hepsinin birbirleri için ve her birisinin kendisi için bir önemi ve anlamı vardır. Bu alanda, hayat için amaç ya da hayatın amaçlarına araç olarak tasar­lanması, yaratılması gereken kuruluşlar söz konusudur. Bu ne­denle manevi bilimlerin asıl ödevi, neden ve etki ilişkilerinden kalkarak bir şeyi “açıklamak” değil, onu “anlamak”tır. Dil ve hukuk şekilleri, devlet biçimleri ve dinsel kurumlar, anlamlı kuruluşlardır. Bu anlamlı kuruluşlarda hak, güzellik, yararlı ol­ma, kutsallık gibi değerler gerçekleşmiştir. Bu gibi anlamlı ku­ruluşların “anlaşılması” gerekir. Bu kuruluşların zamanın belli bir noktasında meydana çıkmasını “açıklamak” için bizde bü­yük bir merak vardır. Belli bir hayatın anlatımı olan bir dilin, bir
Sayfa 98 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
A priori Bilginin Obje Alanları
ahlâk ilkeleriyle değer ilkelerini, ahlâk bilinci ve ahlâk duygusunu, vicdanıniçinde bulunduğu hayat ilişkilerinden, genel inançlar örgüsün­den ve yargılama alışkanlıklarından çözerek ortaya çıkarmak kolay değildir. Bununla birlikte a priori bilinmesi mümkün olanbu gibi temel ideler ve ilkeler kuşkusuz her şeyden önce gelme­lidirler. Bu bilgiler de, deneyimin yardımıyla meydana çıkarlar. Burada da Kant’ın, daha önce anlatılan şu düşüncesi geçerlidir: Bütün bilgi deneyim ile “başlar”. Ahlâk bilgisi, insanın, kendi eğilimleri, istekleri ve çevresiyle hesaplaşırken gelişir. İnsan ge­çerliliğini gördüğü şeye erişmek için, başka insanlar ve inançlar hakkında deneyim sahibi olmalıdır. Nasıl ki cisimlerin şekil­leriyle sayılabilen şeyler hakkında bir deneyim varsa, ahlâk ala­nında da bir deneyim vardır. Fakat ne sayılarla şekillerin genelve zorunlu bağlılıkları hakkmdaki bilgi, ne de değerlerle, değer­sizlik, olması gerekenle, yadsınması gereken şeyler için gerçek bir ölçü olan ve değişmeyen bağlılıklar hakkmdaki bilgi, dene­yimden doğar. Biz birçok şeyi, hayat deneyimimiz boyunca ya­vaş yavaş kavramaya başlıyoruz; ve bundan kalkarak insanları ve durumları değerlendiriyoruz. Fakat bu “kavramaya başlama­nın” kendisi, artık tek tek olguların (vérités de fait’nin) algılan­ması değildir, tersine zorunlu ve değişmez olanın kavranma­sıdır, “aklın” bilisidir (bili: farkındalık durumu).
Sayfa 84 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Deneyim ve a priori Bilgi
a­dece duyulara dayanan algıya başvurmak, dayanmak söz konu­su olursa, çok kolayca Sofistlerden Protagoras’m şu düşünce­siyle karşılaşılır: İnsan, hem de her tek insan, içinde bulunduğu duruma göre her şeyin “ölçüsüzdür. Zira algılar, duyu verileri, daima duyu organlarının durumuna göre görelidir; yani onlarındurumuna bağlıdır. Soğuk bir ele ılık su, sıcak gelir; halbuki sıcak bir ele, aynı su serin ya da soğuk gelir; -ve bu, bütün du­yular için böyledir. Duyularla bize verilen nitelikler, belirsiz­dirler; ve onların değişmeyen, aynı kalan bir ölçüleri yoktur. Burada o kadar çok belirsizliklerle, aldanmalarla (“duyu aldan­malarıyla”) karşılaşılır ki, sonraları hiç olduğu saptanan o ka­dar çok görünüş vardır ki, artık böyle bir şeyin bir bilgi, bir episteme olmasına, bilginin kesinliğini taşımasına olanak yok­tur.Platon, kendisinin gerçekten episteme olarak kabul ettiği şeyleri başka diyaloglarında örneklerle gösterir. Bu örnekler, Theaetetos diyalogunda Sokrates ile konuşanların uğraştıkları bir bilgi alanından, matematik, geometri alanından alınmak­tadır. Menon diyalogu, büyük bir özen ve sağlıklı bir yöntemle bir matematik problemini ele alarak çözer. Fakat burada, bir şey hakkında sadece bilgi edinmek, algı alanında var olan bir şeyi (örneğin, kuma çizilen bir şekli) ele almak söz konusu de­ğildir. Hattâ burada istenilen şey, eldeki bilgilerin sıralanıp sa­yılması, bu bilgilerin bilenler tarafından öğrenmek isteyen kim­selere sadece öğretilmesi, onlara “belletilmesi” de değildir; ter­sine, araştırma konusu olan ve bizi bilgiye götüren bir şeye (bir karenin alanının iki katma çıkarılması) dayanarak bir düşünce bağlantısı geliştirmektir. Bu bilgi, bilindiği gibi, geometrinin bir teoremiyle ilgilidir ve bu teorem şunu ifade etmektedir: Dik açılı bir üçgenin kenarları
Sayfa 76 - DOĞUBATI Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe