Frida'nın günümüzde feminist hareket içinde anılması yanlıştır. Kendisi feminist olduğunu iddia etmemiş ve öyle de davranmamış. Meksika devrimi ve ertesi cihan harpleri yıllarında Diego ile komünizm ve marksizm sevdalıları olarak bir garip- aslında tam da sanatçı ve ressamların ki gibi-olan dengesiz hayatlar sürmüşlerdir. Gerçeküstücü akımın en ünlü kadın ressamlarından olan Frida aslında bu kategorilendirmeden hoşnut değişdir. Yaşadığı sakat hayatı onu resime yönlendirmiş ve bu sayede hayata tutunmuştur. Resim onun gerçeği ve aynasıdır, doğmayan çocuklarıdır. Diego ise bu gerçeğin çobanıdır bana kalırsa, Frida'yı hep iyi veya kötü de olsa iten güçtür.
Yazarın zamanında nobel edebiyat ödülü adayı olmasına şaşmamalı. Sonunu tahmin ederken şaşırtan bir kısmı da oldu. Ben bu esere roman gözüyle bakmadım benim için tarih ders kitabıydı. Pratikte terör dönemini anlatmasının haricinde, teoride insanoğlunun yapısını anlatıyor, yani bu insanı anlatan bir romandır. İnsanı ve varoluşumuzdaki şiddeti anlamak isteyenler okumalıdır. Fransız ihtilalini ve terör havasını alıp idrak etmek isteyenler de okusunlar efendim