"İnsan hasta hayvandır” ama bence insan can çekişme durumundan
kendini kurtarmaya çalıştıkça, sağaltabildiği ölçüde insan (ve
belki de gerçek hayvan!) olabilir çünkü yaşamın şen döngüsü
böyle olmasını dilemektedir ya da ben bu dileği bir buyruk
bilmek istiyorum. Görmek-görebilmek-bilmek aşamaları böylece
gerçekleştirilir; sayrılıktan, bu genel geçer, bu ezici, bu kalık
tuhaf çoğunluğun sürücül toprağından bir mavi kan yaratarak ve
onunla beslenerek, besleyerek. Çok mu baş edilir, olumlanır bir
karmaşadır bu "çır çır çırpınma,” "güldikenleri arasındaki dans,”
“aklın zamanla tutuştuğu bu güreş?” Değil belki, ne var, insan
dönüştürerek oynayan, oynayarak dönüştüren varlıksa, değerler
yeniden yaratılabilirliğini korur en azından, yaşamın önerdiği
ve geri bıraktırdığı zenginliğin içinden seçimler yapmada
özgürdür artık seçilmesi gereken kimi zaman bitimsiz bir acı da
olsa... O zaman acı sonsuzca boyutlanır, çok katlı sevinç paylarını
içerir, avaz avaz haykırmalar ve sıcak gözyaşlarını da. Görünümü
dingin bir mavi olur, gümüş bir göl kadar kıpırtısızdır, insan bir
yüzeyinde bir dibinde yaşar onun, tabanı erişilmez kuyumların
eriyik haliyle kaplıdır, bunu içinde olmayanlar bilemezler -işte şu
bir parça donuk gümüş yüzeyinde küçük bir kafa derler- bilemezler
nasıl bir yumuşak taklalar evrenidir o kapalı ülke...